Türkçe | Kurdî    yazarlar
Suriye’de Kürtler, Dürziler, Aleviler ve Araplar: Kurulmaya çalışılan yeni denklem

2025-08-30

İslam Özkan

Lübnan el Ahbar gazetesinde geçtiğimiz günlerde yayımlanan “İbrahim el-Emin” imzalı analiz, içerdiği bilgilere yüzde yüz hakikat muamelesi yapmasak da ne olup bittiğine, ABD’nin (şayet varsa) plan ve stratejilerine, Şam yönetiminin perspektifine, bölgedeki aktörlerin birbirleriyle ilişkilerine dair önemli ipuçları ve bilgiler içeriyor.

el Emin’e göre, Suriye’deki yeni iktidar, rejim değişikliğinin getirdiği umutların aksine, kendisini karmaşık ve tehlikeli bir jeopolitik denklemin içinde buldu. Şam’daki yeni yönetimin lideri Ahmed Şara, müttefikleri olarak gördüğü ABD ve İsrail’in çelişkili politikaları arasında sıkışıp kalmış durumda. Analiz, ABD’nin ve İsrail’in, yönetimini güçlendirmek yerine, onu kendi bölgesel projeleri doğrultusunda bir “itaat” politikasına zorladığını öne sürüyor.

ABD’nin değişen politikası ve İsrail’in “itaat” stratejisi

Makalede aktarılana göre ABD yönetimi, özellikle Ortadoğu’dan sorumlu birimi, Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimine karşı tutumunu değiştirerek, onu resmi olarak tanımış ve hatta destekleme aşamasına geçmiştir. Bu süreçte, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın kilit bir rol oynadığı ve Erdoğan ile bir anlaşma yaptıktan sonra Suudi Arabistan’da ve Muhammed bin Salman ile bir araya geldiği belirtiliyor.

Ancak yazara göre bu diplomatik manevra, İsrail’in vizyonuyla çatışmaktadır. İsrail, Gazze ve Lübnan’daki savaşların ardından, bölgenin tamamen kendi şartlarına göre yeniden dizayn edilmesini istemektedir. İsrail’in yaklaşımı, yönetimine ortak olarak değil, onu “itaat” ettirilmesi gereken bir aktör olarak görmeye dayanmaktadır. İsrail, Suriye’de tek başına etkin müdahale gücüne sahip olduğunu düşünerek, Şara’dan herhangi bir seçim hakkını elinden almak ve onu Amerikan-İsrail ittifakının iradesine tam olarak bağlı kılmak istiyor.

Kürtler ve SDG çıkmazı

Makaleye göre Şara hükümeti, iktidarının ilk gününden itibaren Suriye’deki Kürt gruplarla, özellikle de “SDG (Suriye Demokratik Güçleri)” ile karşı karşıya kaldı ve sorun yaşamaya başladı. Suriye geçici cumhurbaşkanının tüm Suriye topraklarında kontrolü genişletme talebine karşılık Amerikalılar Şara’ya “SDG ile doğrudan kanallar açarak pratik sonuçlar elde etmesini” tavsiye etti.

Yazara göre görüşmelerde Washington, açıkça görünür olmasa da bitişik odada hazır bulunuyordu ve sonrasında Mazlum Abdi ile arasında imzalanan anlaşmanın metnini bizzat kendileri kaleme aldı. Burası önemli. El Emin’in bu iddiası, ABD’nin Suriye konusuna verdiği önemi ve ayrıntılara hem vukufiyeti hem de müdahalesi bakımından oldukça önemli. Bu iddia doğruysa ABD Suriye’deki süreci en ince ayrıntısına kadar biliyor ve yönlendirmeye çalışıyor.

Yazar yazısını şöyle sürdürüyor:

“Ancak Şara’nın anlaşmaya uyma konusundaki tutumu, Kürtleri şüpheye düşürdü. Kürt tarafının pozisyonu, doğrudan ‘Pentagon ve CIA’ ile koordine edilmişti ve onların onayı olmadan Şara’nın şartlarını kabul etmeyeceklerdi. Hatta Amerikalı temsilci Barrack, Kürtlerin bu uzlaşmaz tutumunun arkasında Pentagon’un yanı sıra İsrail’in de olduğunu fark ettiğini itiraf etti. Şara yönetimi için dönüm noktası, İsrail’le gizli bir koordinasyon içinde olduklarına inanarak girdikleri “Süveyda” krizidir. Suriyeli bir güvenlik yetkilisinden aktarılan anlatıya göre, Şara ve ekibi, Dürzi ve Bedevi aşiretleri arasındaki gerilimi kontrol altına almak için, hem ABD hem de İsrail’den operasyon onayı aldıklarına inandılar. Operasyonun başlamasıyla birlikte, yerel Dürzi gruplarla iş birliği yaparak bölgeye girdiler. Ancak beklenmedik bir şekilde, İsrail aniden anlaşmayı bozdu. Savaş uçakları, Şam güçlerinin konvoylarını ve toplanma noktalarını bombalayarak onlarca kişinin ölümüne neden oldu. Hemen ardından, Dürzi lider ‘Hikmet el-Hicri’ anlaşmadan çekildiğini duyurdu. Şara’nın ekibi, İsrail’in Genelkurmay binasını ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınındaki hassas noktaları bombalamasını, kendilerini şahsen tasfiye etme girişimi olarak yorumladı. Bu olay, yönetimi için büyük bir şok ve uluslararası partnerlerine olan güveninin sarsılması anlamına geldi.”

Jeopolitik kör düğüm: “Suriye-Leaks”

Makale, Suriye’deki durumu sadece Şara’nın yaşadığı bu olaylarla sınırlamıyor. Mısır, Irak ve Rusya gibi bölgesel ve küresel güçlerin de bu sürece dair derin şüpheleri olduğunu “Suriye-Leaks” başlığı altında diplomatik kaynaklara dayandırarak aktarıyor.

Mısır’la ilgili süreçte Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati’nin, yönetimindeki bazı kişilerin Mısır’da “terör suçlarından mahkûm” olması nedeniyle onlarla çalışmanın imkansız olduğunu belirttiği iddia ediliyor.

Irak’ta ise Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ahmed ‘nın Irak’ta savaşmış eski bir terörist olduğunu ve onun iktidarının IŞİD’in yeniden yükselişine yol açabileceğinden endişe duyduklarını ifade ediyor.

Rusya’nın konumu ise biraz farklı. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’deki uzlaşının, ABD, Rusya ve İran gibi tüm kilit aktörlerin katılımıyla sağlanabileceğini vurgulayarak, Batı’nın rakiplerini dışlama çabalarını eleştiriyor.

Öte yandan BM ve Pedersen’in Raporları’na bakıldığında ise Sahil bölgesindeki olayların, yeni yönetimin Alevileri kasıtlı olarak dışladığı yönündeki endişeleri artırdığını ve çatışmanın rejimin düşmesiyle bitmediğini, sadece şekil değiştirdiğini belirtiyor.

İsrail’in asıl gündemi: Barış değil, bölünme

Makalenin temel tezi, İsrail’in yönetimiyle bir barış anlaşması yapmakta acele etmediğidir. Aksine, İsrail’in nihai hedefi Suriye’nin bölünmesidir. İsrail, güneyde kendine tam bir pay ayırırken, Kürt bölgeleri ve sahil de dâhil olmak üzere ülkenin diğer kısımlarını paylaşmayı amaçlamaktadır.

Bu planın detayları arasında şunlar yer almaktadır:

Güney Suriye’de (Golan sınırından Kisve’ye kadar) “silahsızlandırılmış bir bölge” oluşturulması.

Suriye ordusunun bu bölgede konuşlanmasının ve askeri uçuşların yasaklanması, ancak İsrail uçaklarına tam hareket serbestliği tanınması.

Dürzi özerkliğinin desteklenmesi ve “Golan ile Süveyda’yı birbirine bağlayan bir güvenlik koridoru” oluşturulması.

Şara yönetiminin, güneyde İsrail’e karşı savaşabilecek grupların ortaya çıkmasını engelleme ve Hamas ile İslami Cihad gibi örgütlerin faaliyetlerini bastırma sözü vermesi.

Özetle İbrahim el Emin’e göre Şara yönetimi, kendisine yönelik “destek” adı altında yürütülen politikanın, aslında kendisini kontrol altına alma ve Suriye’yi parçalama projesine hizmet ettiğini anlama sorunuyla karşı karşıya. Makale, Şara’nın altı ayda destekçilerinin güvenini yitirdiğini ve Suriye’nin yeni bir kaosa sürüklendiğini, çatışmanın sona ermediğini, sadece yeni aktörlerle farklı bir aşamaya geçtiğini vurgulayarak son buluyor.

Medyascope

ORTADOĞU