Türkçe | Kurdî    yazarlar
Eski AYM raportörü Prof. Dr. Osman Can: “Yürütme yasamayı yuttu, yargı kırılganlaştı”

2025-11-24

İslam Özkan

Dünya Alem’in yeni bölümünde İslam Özkan ve Eski AYM raportörü Prof. Dr. Osman Can Türkiye’nin siyaset sahnesindeki son gelişmeleri ve AYM kararları etrafında dönen tartışmaları değerlendirdi.

Türkiye’nin siyasi ve hukuki sahnesi, son dönemde Anayasa Mahkemesi (AYM) etrafında dönen tartışmalara tanık oluyor. Eski AYM raportörü ve Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Osman Can, Dünya Alem programında İslam Özkan’ın sorularını yanıtlarken, ülkedeki yargı hiyerarşisinin nasıl altüst olduğunu, kuvvetler ayrılığının çöküşünü ve siyasetin hukuku araçsallaştırma çabasının yıkıcı sonuçlarını gözler önüne serdi.

Prof. Dr. Osman Can’a göre, yargıdan beklenen “kahramanlık,” siyasal sistemin temelden işlemez hale gelmesinin sonuçlarını tek başına omuzlayamaz.

AYM kararı: Bir geri çekilme mi sınır çizme mi?

Tartışmaların fitilini ateşleyen gelişme, AYM’nin Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üye seçimine ilişkin CHP’nin yaptığı itirazı reddetmesi oldu. Bu karar, kamuoyunda “AYM kendi yetki alanını mı sınırladı?” sorusunu gündeme getirdi. Prof. Dr. Osman Can, karara yönelik tepkilerin çoğunlukla bilimsel ve hukuki temelden yoksun olduğunu, zira AYM’den bir siyasi aktör gibi “muhalefet yapmasının” beklenemeyeceğini belirtti.

Osman Can’a göre AYM’nin temel görevi, anayasada tanımlanmış hususlarda (kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Meclis içtüzüğü) iktidarı denetlemektir. Ancak parlamentonun aldığı kararlar, kural olarak AYM denetimi dışındadır. AYM, zaman içinde geliştirdiği içtihatlarla bu yetki alanını, bir milletvekilinin üyeliğinin düşürülmesi veya dokunulmazlığının kaldırılması gibi hukuksal statüyü etkileyen durumlarla veya “eylemli içtüzük” mahiyetindeki kararlarla genişletmiştir. Prof. Can, bu genişletmenin kötü niyetli uygulamaların önüne geçilmesi adına olumlu olduğunu, zira bu sayede AYM’nin şekle değil öze bakabildiğini ifade etti.

Ancak HSK üye seçiminde yaşanan durum, bu içtihadın sınırlarını zorladı. Anayasada detaylı düzenlenen, özellikle muhalefetin de potaya girebilme ihtimalini sağlayan kura (ad çekme) usulünün komisyon aşamasında uygulanmaması, iktidarın istediği adayların genel kurula gönderilmesiyle sonuçlandı. Prof. Can, bu durumu “ağır bir hukuk ihlali” ve “kötü niyetli bir uygulama” olarak nitelendirdi:

Muhalefetin, yargı üzerinde hayati öneme sahip olan HSK’ya üye gönderme imkânının ortadan kaldırılması, yargı bağımsızlığına yönelik temel bir darbedir.”

Prof. Can, hukuki açıdan CHP’nin itirazının haklı olduğunu teslim ederken, AYM’nin bu noktada yetki sınırları konusunda geri çekildiğini ve bu eylemli içtüzük kapsamına girip girmeyeceği tartışmalı olan bu kararı incelemekten imtina ettiğini belirtti. Anayasa Mahkemesi’nin bu “geri çekilmesi”nin anayasayı doğrudan ihlal olmasa bile, sonuçları itibariyle ağır ve iyi olmadığını belirten Can, “Bu, iktidarın bundan sonra yapacağı tüm seçimlerde, komisyonlarda meseleyi kotarıp genel kurulda şekli oylamalarla istediği sonuçları almasına ve bu hukuk ihlallerinin pervasızlaşmasına yol açacaktır” diye konuştu.

Denge-denetim sisteminin çöküşü

Prof. Can, sistemdeki temel sorun kaynağını yargıda değil, siyasal sistemin kendinde gördüğünü açıkça ifade etti. Can, Anayasal düzenin ayakta kalmasının denge ve denetim mekanizmalarına bağlı olduğunu, bunun en etkili ayağının ise yargı değil yürütme ile yasama arasındaki denge olduğunu kaydetti. Türkiye’de ise yürütme, parlamentoyu tamamen kontrol altına almış, aralarında hiyerarşik bir ilişki ortaya çıkmış durumda.

Erkler ayrılığı meselesi çökmüş” diyen Can, “Askerden jandarmaya, bürokrasiden yargıya kadar tüm devletin tek bir merkezden kontrol edildiği bir durumda, yargıdan tüm sistemsel sorunları ortadan kaldırmasını ve tek başına direniş göstermesini beklemenin ne kadar doğru olduğu sorgulanmalıdır” dedi.

Osman Can, AYM’nin bu noktaya gelmesinde mahkemenin kendi payı olduğunu da kabul etti. Özellikle OHAL KHK’ları ile ilgili denetim yetkisinden vazgeçmesinin, AYM’nin anayasal düzenin hükümdarlığını ciddi şekilde sorgulanmasına yol açtığını belirtti. Ayrıca KHK’larla devletin yeniden dizayn edilmesinin, normalde ancak kanunla yapılabilirken ve kanunlar AYM denetimine tâbiyken KHK’ların denetimden muaf tutulmasının, “açık çek” vermek anlamına geldiğine işaret etti. Prof. Can, o dönemde AYM’nin bir hukuk tartışması yerine, varoluşunu ortadan kaldıran bir tarihi karara imza attığını ve “aktivist” davranmaktan kaçınarak anayasal düzeni zedelediğini savundu.

Yargı hiyerarşisindeki kırılma, Sulh Ceza Hakimliklerinin bile AYM kararlarını dinlememesine kadar varmıştır” diyen Can, AYM’nin, Yargıtay’ın üstünde bir temyiz mahkemesi olmasa da, Anayasa gereği (Md. 153) verdiği kararların bütün organları bağladığını belirtti:

Bu kaotik durumun temelinde, ilk derece mahkemelerinin HSK üzerinden yürütme tarafından kontrol edilebilir hale gelmesi yatmaktadır. Bu kontrol mekanizması, bütün kurumların hiyerarşisini kırmış, sisteme olan güveni sarsmıştır.”

AİHM kararları: Türkiye’nin egemenlik yetkisi

Can’a göre Yargıtay Başkanı’nın AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için hakimlere yönelik bir mesleki kurstan bahsetmesi, aslında hukukun ve anayasanın gerektirdiği asgari şartlara uyulmadığına dair üzücü bir işarettir. Prof. Can, bir hakimin hukuk ve insan hakları eğitimi almış olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uymamak için ek tedrisattan geçmesinin absürt olduğunu, bu durumda uymayan hakimin görevden alınması gerektiğini net bir dille ifade etti. AİHM kararlarına “Onlar kim ki bize parmak sallayabilir?” şeklinde tepki gösterilmesini ise “ahlaki olmayan” bir tutum olarak değerlendirdi.

medyascope


TÜRKIYE