

2026-02-08
Fethiye Çetin
"Bu sistem birbirinden güzel ve değerli evlatlarını katletmekle kalmıyor, yakınlarını her gün yeni bir formuyla sahnelediği psikolojik teröre maruz bırakıyor. Sevdiklerinin katillerini medyada magazinleştirilerek ya da siyasetçilerin bunlarla ilişkilenme biçimlerinde sürekli karşılarında görmek onlara uygulanan acımasız bir şiddet biçimi değil miydi? Şimdi de filmleri yapılıyor, şiddet katmerleşiyor. Mağdura hiç saygıları yok."
Katillerin bırakın cezalandırmayı, korunduğu, hatta toplumun bir kesimi tarafından el üstünde tutulmasına rağmen devlet ve kurumlarınca yakın zamanlara kadar açıktan destek sunuyor görünmekten kaçınıldığı zamanlardan, adlarına kahramanlık dizileri, filmleri çekildiği, kanlı katillerin “kahraman” olarak sunuldukları bir zamana geçtik.
Bundan 47 yıl önce 1 Şubat 1979’da Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca tarafından alçakça bir saldırı sonucu öldürüldü.
Cinayetin üzerinden beş ay geçtikten sonra İstanbul’da Küllük Kıraathanesinde iskambil oynarken yakalanan Mehmet Ali Ağca, tutuklu bulunduğu Maltepe Askeri Cezaevi’nden askeri üniforma giydirilmiş halde firar etti.
Nükhet İpekçi’nin anlatımına göre; Ağca, son duruşmada gerçekleri açıklayacağını söyleyerek işaret vermesi, bir anlamda kendini kullananları tehdit etmesi üzerine kaçırtılmıştı.
Cezaevinden kaçırıldıktan sonra kendisi de sayısız suçtan aranan Abdullah Çatlı'nın evinde saklanmış ve buradan da yurtdışına kaçması sağlanmıştı. Abdullah Çatlı adını biz özellikle Bahçelievler katliamıyla öğrenmiştik. Yedi TİP’li gencin kaldığı evi silahlarla basarak inanılmaz vahşi yöntemlerle, hunharca, bu silahsız gençlere eziyet ederek katleden ekibin başıydı. Mehmet Ali Ağca da Çatlı’nın tetikçilerinden biriydi.
Yurtdışındayken Papa 2. Jean Paul’e düzenlediği suikastla uluslararası bir figür haline gelen Ağca, uzun yıllar İtalya’da cezaevinde yattı. Sonra Türkiye’ye iade edildi.
Bu yazının başlığını, Gökçer Tahincioğlu’nun Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi ile yaptığı, her satırından öğrendiğim ve etkilendiğim söyleşiden aldım.
“Bugün Abdullah Çatlı için film yapılıyor ve Çatlı filmde bir kahraman olarak sunuluyor. Fragmanları size ne hissettirdi. Çatlı’nın genç kuşaklara bu şekilde sunulması konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna şöyle cevap veriyor İpekçi:
“Aramızdaki binlerce baba, onları vatan haini, zararlı birer böcek gibi gören, kendilerini vatan kurtaran kahraman yerine koyan kişiler tarafından katlettirildi. Bizler türküler söyleyip tabutlara, mezarlara karanfiller serperken bu kurbanlarımız ne kadar yiğit ve aydınlık kişilerdi derken o korunaklı failler, cezasızlık zırhları altında görevlerini yerine getirmiş gladyatörler gibi sakindiler, kendilerinden memnun ve emindiler.
Onca yılın yaşanmışlığıyla bu bilgiyi adeta görmüşüm gibi hep zihnimde canlandırırdım.
Demek şimdi de filmini görmek gerekecekmiş.”
Bu son cümle nasıl desem yüreğime taş gibi oturdu.
Nasıl bir vicdansızlıktır bu?
Bu sistem birbirinden güzel ve değerli evlatlarını katletmekle kalmıyor, yakınlarını her gün yeni bir formuyla sahnelediği psikolojik teröre maruz bırakıyor.
Sevdiklerinin katillerini medyada magazinleştirilerek ya da siyasetçilerin bunlarla ilişkilenme biçimlerinde sürekli karşılarında görmek onlara uygulanan acımasız bir şiddet biçimi değil miydi? Şimdi de filmleri yapılıyor, şiddet katmerleşiyor. Mağdura hiç saygıları yok.
Bugün artık suç da suçun itirafı da çok daha aleni.
Mesela yakın zamanlara kadar devlet paramiliter gruplarla ilişkisini gizli tutardı. Ama günümüzde bu karanlık ilişkiler ağı normalleştirildi hatta teşvik edilir hale getirildi. Sessiz ve tepkisiz ve giderek iştirakçi, Mehmet Ağar’ın deyimiyle “derin millet” oluşturma çabaları bunlar.
Suçların cezai bir yaptırımının, siyasi ya da toplumsal bir sonucunun olmaması, çok ciddi bir ahlaki erozyona yol açıyor ya da daha doğrusu, ahlaki değerlerin oturmasına baştan engel olunan toplumun geçmişten devraldığı tüm kötülükler açığa çıkarılıyor.
Hamit Bozarslan günümüz Türkiye’sini “kartel devlet” olarak tanımlıyor ki faillerin resmen kahraman olarak sunulması da bu tespiti doğruluyor.
Tahincioğlu’nun “Bugün genç kuşaklar bu isimlerin bazılarını ‘kahraman’ olarak nitelendiriyor. Bir bilgisizlik mi var? Abdi İpekçi başta olmak üzere bir hafıza oluşturulmadı mı? Neyi unuttuk?” sorusuna verdiği cevap şöyle İpekçi’nin:
“Onlar o zaman da birilerinin gözünde kahramandılar!”
“Onlar daha ilk günlerden, önemli sayıda kişilerin gözünde kahramandılar yani şimdiki genç kuşaklar gelmeden önce de çok kahramandılar. Belki de o telkinlerle kullanıldılar. Bazıları ceplerine doldurdukları dolarlar, uyuşturucularla ele avuca gelmez, görünmez kahramanlar oldular. Ama hep vardılar. Şimdi yeni nesillere, geçmişteki eylemlerinin farklı bilgileriyle tertemiz paketlenip sunuldukları görülüyor.”
Nükhet İpekçi’nin bu sözleri beni yıllar öncesine götürdü.
Yıl 1981, Ankara Emniyetinin bodrumunda, DAL adı verilen, gece gündüz işkence yapılan yerdeki tutsaklardan biriyim. Dışarıyla hiçbir bağlantımız yok, ne olup bittiğini bilmiyoruz ama bir gün, işkenceci polislerin histerik bağrışmalarına, “helal olsun!” tezahüratlarına kulak verdiğimde Mehmet Ali Ağca’nın Papaya suikast düzenlediğini öğrenmiştim.
Nasıl da sevinçliydiler, bütün gün bağrış çağrış kutlamışlardı Ağca’nın Papa’yı vurmasını. Papa’nın vurulması onları neden bu kadar sevindiriyordu anlamamıştım ama anladığım şu ki Ağca onların gözünde kahramandı.
Yani o zamanlar işkencecilerin, işkence ile insanları öldürenlerin, sakat bırakanların kahramanı bu katiller, şimdi gençlerin gözünde kahraman yapılmak isteniyorlar.
“Gençlerin arasında öfkesini boşaltmaya, kendini şiddetle ifade edip var olmaya eğilimli olanlar, kahramanlık etmeyi gerektirecek hasım arayanlar, ötekileştirip düşman olmaya, yok etmeye eğilimli olanlar, bu tür filmlerle kendilerini kolayca bütünleştirip aslanlar gibi kükremek isteyeceklerdir. Yıllar yıllar önce Bahçelievler’de olanları nereden bilsinler?” diyor İpekçi.
Yeni kuşaklara “geçmişteki eylemlerinin farklı bilgileriyle tertemiz paketlenip sunulan” bu adamların eylemlerinin suç olduğunu ve devletin koruması altında ellerinde silahlarla korumasız ve silahsız insanları öldürmenin kahramanlık olmadığını anlatmak da bizim görevimiz olsun.
Agos
TÜRKIYE
2026-02-08İSİG: Ocak’ta 146 işçi çalışırken öldü
2026-02-08Kahveci’nin Özal’a sunduğu rapor yayımlanıyor
2026-02-0312 Eylül’ün gölgesinde bir utanç hikayesi
2026-01-2916 barodan açıklama: ‘Mürşitpınar Sınır Kapısı derhal açılsın’
2026-01-29“Çocukları cezalandırmak şiddeti durdurmuyor"
2026-01-28İyi Halli olmak?
2026-01-26Bin 381 isimden ortak 'Rojava' bildirisi
2026-01-26Avukat Gencer Demirkaya: Saç örmenin suç sayılması keyfi bir uygulama
2026-01-26Kobanili Baran Abdi’nin cenazesinin Şanlıurfa’ya götürülmesi engellendi
2026-01-22Yarım milyon çocuk adliye koridorlarında
2026-01-21"Kerbela'da Yezit neyse, Suriye'de halklara saldıran cihatçı yapılar odur"
2026-01-20Hrant Dink suikasti
2026-01-19Hrant Dink suikastı 19. yılında
2026-01-16“Eğer yakalanmasaydık İstanbul’da Ermenileri öldürecektik”
2026-01-16Hafıza, hakikat, yüzleşme, adalet…
2025-01-16“Faşizm gökkuşağında değil
2026-01-16Uyuşturucu baronları neden yakalanamıyor?
2026-01-14tabii’den ayrımcı belgesel duyurusu
2026-01-14Nihat Kazanhan davası adım adım cezasız bırakılıyor
2026-01-12Şirazesi Kaymış Teraziyi Kim, Ne Zaman Düzeltecek?