Türkçe | Kurdî    yazarlar
Kürtlerde güvensizlik, Türklerde bölünme korkusu hakim

2026-02-26

SAMER’in sosyal medya analizi

Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (SAMER), Barış ve Kardeşlik Komisyonu raporu öncesi ve sonrasında atılan tweetleri nitel analiz yöntemiyle inceledi. Araştırma, sürecin meşruiyetinden aktörlerin konumlanışına kadar toplumun farklı kesimlerindeki derin kırılmaları ve kolektif hafızanın tepkilere yansımasını ortaya koydu.

SAMER’in 11-24 Şubat 2026 tarihleri arasını kapsayan araştırması, Barış ve Kardeşlik Komisyonu raporuna yönelik toplumsal tepkilerin sadece metnin içeriğiyle sınırlı kalmadığını; “adalet beklentileri” ve “tarihsel güvensizlikler” etrafında şekillendiğini gösteriyor.

Rapor öncesi: "Kaç bahar geçti, aynı senaryo"

Raporun kamuoyuna sunulmasından önceki paylaşımlarda baskın duygunun "güvensizlik" olduğu tespit edildi.

Sosyal medya kullanıcılarının büyük bir kısmının, devletin geçmiş deneyimler nedeniyle "samimiyet sorunu" ürettiğini düşündüğü ve süreci bir "oyalama stratejisi" olarak gördüğü belirtildi.

Analize göre bu dönemde üç ana eksen öne çıktı:

Sürecin meşruiyetine kuşku: "Aynı senaryo" ve "Ortada süreç yok" ifadeleriyle kolektif bir temkinlilik sergilendi.

Kimlik ve statü kaygısı: Sürecin Kürt kimliğini tanımaktan ziyade, entegrasyon veya asimilasyon riski barındırdığı eleştirileri yapıldı.

Adalet ve eşitlik talebi: Barış söylemi; genel af, umut hakkı ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gibi somut hukuki beklentilerle anlamlandırıldı.

Rapor sonrası: Kürtlerde hayal kırıklığı ve temsil krizi

Raporun açıklanmasının ardından Kürt kamuoyundan gelen tepkiler, beklentilerin karşılanmadığı yönünde yoğunlaştı.

SAMER analizine göre, Kürt kullanıcılar meselenin hala "terör" diliyle tanımlanmasını ve "üniter devlet" vurgusunun somut bir hak güvencesi üretmemesini eleştirdi.

Özellikle DEM Parti üzerinden yoğunlaşan "temsil krizi" dikkat çekti.

Tweetlerde, DEM milletvekillerinin Kürtleri temsil ettiklerini ifade etmelerine karşın, tabanda bu temsiliyetin duygusal ve siyasal düzlemde karşılık bulmadığı, sürecin "kapalı bir müzakere" görüntüsü verdiği savunuldu.

Ayrıca "Madem şerh (rezerv) konulacaktı, neden en başta onay verildi?" sorusu, tabandaki kafa karışıklığını ve güvensizliği derinleştirdi.

Türk tabanında güvenlik ve bölünme endişesi

Milliyetçi söyleme sahip paylaşımlarda ise odağın raporun içeriğinden ziyade "devletin bütünlüğü" olduğu görüldü.

En baskın tema "bölünme endişesi" olurken; metinde yer almamasına rağmen "Kürdistan" vurgusu üzerinden sürecin bir "taviz ve geri çekilme" olarak kodlandığı tespit edildi.

Bu kesimin bir diğer argümanı ise "Zaten eşit haklar var" yaklaşımı oldu. Bu perspektifte rapor; gerekli bir çözüm belgesi değil, "yapay bir gündem" ve "politika abartısı" olarak nitelendirildi.

Sonuç: Rapor tartışmayı kapatmadı, yeni bir alan açtı

SAMER’in değerlendirmesine göre, rapor barış ihtimalini bütünüyle ortadan kaldırmadı; ancak Kürt kamuoyu nezdinde barışın "somutluk, eşitlik, adalet ve dahil edilme" ilkeleriyle anlam kazandığını kanıtladı.

Sonuç bölümünde, raporun tartışmayı kapatan bir metin olmaktan ziyade; beklentilerin, güvensizliklerin ve siyasal temsil meselelerinin daha görünür hale geldiği yeni bir kamusal müzakere alanı ürettiği vurgulandı.

Rudaw

TÜRKIYE