

2026-05-05
Herkesin düştüğü klişelere DEM Parti de düştü, jandarma gerçeği anladı ama
dönemedi!
Cansu Çamlıbel
“Sorguda annenin ağzının içine
tükürmüşler. Aile meramını anlatmakta yetersiz kaldı, dil bariyeri var, doğu
ketumluğu var. Narin’in istismar edildiğine ben de inanıyorum. Güran ailesinin
cezaevinde geçirdiği her saniye çoğumuzun ortaklık ettiği bir insanlık suçudur.
Herkesin aksine ‘Aile suçlu olamaz’ dediğim için Diyarbakır’da bir tür dışlanma
yaşadım, tek başıma kaldım, selam sabah kesildi”
Narin Güran, 2024 senesinin ağustos ayında katledilmeseydi bugün 10 yaşında
olacaktı. Tüm Türkiye’yi sarsan kız çocuğu cinayetlerinden biri olan Narin
Güran’ın dosyası geçen hafta yaşanan gelişmelerle birlikte hukuken bir biçimde
nihayetlenmiş gözüküyor. En başta şüpheleri aileye yönlendirerek cinayeti
Narin’in amcası Salim Güran’ın işlediğini, cesedi de gömmesi için kendisine
verdiği söyleyen Nevzat Bahtiyar, yeniden yargılama sonucunda ‘Nitelikli olarak
çocuğu kasten öldürmeye yardım’ suçundan 17 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu
kararın açıklanmasından önce yayımlanan 140journos’un “Şeytantepe” belgeseli
ise dava dosyasına dair çelişkileri gündeme taşıyarak yeniden bir tartışma
açtı. Tartışmaya geçen hafta meslektaşım İsmail Saymaz’a konuşan baba Arif
Güran da katıldı; Narin’in Nevzat tarafından öldürülmeden önce ya da sonra
cinsel istismara uğradığına yönelik şüphelerin araştırılmadığından yakınıyordu.
Mahkeme kararlarına ilişkin tartışmayı ve soruşturmada yapılan yanlışları
ilk günden beri dosyayı çok yakından takip eden DEM Parti Diyarbakır
Milletvekili Sevilay Çelenk ile konuşmak istedim. Zira bir iletişimci olan ve
uzun yıllar akademisyenlik yapan Sevilay Hoca kendi partisini ve hatta içinden
çıktığı sivil toplum çevrelerini karşısına almak pahasına en başından beri
şimdilerde bir anda popüler olan “aile suçsuz” argümanında ısrar ediyor. Hatta
tam bu yüzden bir ara Diyarbakır’da kendisiyle selamı sabahı kesenler olmuş.
Çelenk’e tepki koyanların hepsi de çoğumuzun hızla inanma eğilimine girdiği
aileyle ilgili tevatürleri yekten “doğru” kabul edenler. Kendisiyle konuşurken
aslında hiçbirimizin bu kolektif hezeyandan azade olmadığımızı ve hataların
sarmala dönüşmesinde fark etmeden birtakım roller oynadığımızı için sızlayarak
fark ettim.
Adli Tıp raporlarını, bilirkişi raporlarını hatmeden, mahkemede tüm
sanıkları saatlerce dinleyen, avukatların çalışmalarını takip eden Sevilay
Çelenk iddialı. Ona göre Nevzat Bahtiyar gibi bir pedofilin lafıyla
ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılan Güran ailesinin üç kişinin
cezaevinde geçirdiği her saniye bir insanlık suçu.
“Olayda kumpas falan yok, soruşturmadaki hataların temelinde jandarmanın
tecrübesizliği ve yetersizliği var”
-Siz
başından itibaren neredeyse tüm duruşmaları izleyen biri olarak bugün pek çok
kimsenin tartışmaya başladığı “Güran ailesinin fertleri bu cinayeti işlemiş
olamaz” noktasına çok hızlı geldiniz. Bu konuda ilk yazıyı kaleme aldığınız
tarih Ocak 2025. Bu tartışmanın bugün açılmasında 140journos tarafından
hazırlanan ve yakın zamanda yayımlanan “Şeytantepe” belgeselinin de etkisi
olmuş gibi görünüyor. O belgesele göre Nevzat Bahtiyar bir şekilde jandarmanın
da katkısıyla suçtan sıyrıldı. Eğer bu teori gerçekçiyse, Nevzat Bahtiyar kim
ki jandarma tarafından koruyup kollansın? Ya da jandarma içinden bir tanıdık
üzerinden Türkiye’nin bu kadar gözünün üzerinde olduğu bir dosyada bir köylü bu
kadar uzun zaman kayırılabilir mi?
Madem belgeseli ve jandarmayı konuşacağız, oradaki iddiayı hatırlayalım.
Bilirkişi Tuncay Beşikçi, “Bu bir jandarma kumpasıdır” diyor. Ben buna hiç
katılmıyorum. “Kumpas” demenin bu meselenin özüne zarar verdiğini de
düşünüyorum. Çünkü “kumpas” dediğinizde, sansasyon akla geliyor ve bu olayın
vahametini gölgeleyen bir şaibe yaratıyor. Bence orada kumpas falan yok. Bu
olayda temel sorun jandarmanın tecrübesizliği, yetersizliği. Diyarbakır
Jandarma’nın bir olay yeri inceleme bilgisi ya da tecrübesi yok. Gazeteciler,
siyasetçiler, hak örgütleri… Herkes oraya dikkat kesilince bana kalırsa
jandarma aslında bildiğini de unuttu. Yapması beklenen ya da belki bir sükûnet
ortamı olsa yapabileceği birçok şeyi yapmadı. Bir de tabii olayın ikinci
gününden itibaren devamlı bir “Oralarda olur böyle şeyler” lafı dolanmaya
başladı her yerde. Yani bununla “Oralarda çocuklar aile çevresinde intikam için
öldürülebiliyor” iması yapılıyordu.
“Bence gerçeği Nevzat’ı yakaladıkları gün anladılar ama yanlıştan
dönemediler”
-Bu
lafla üstü örtük biçimde mütemadiyen aile içi cinsel münasebet ya da işte
ensest ilişki göndermesi yapılı. Narin’in anneyle enişte arasındaki ilişkiyi
gördüğü, yani “görmemesi gereken bir şey gördüğü” için ilişkinin failleri
tarafından öldürüldüğü tezi bir anda pek popüler olmuştu.
Evet, ilk başta anne ve amca söylendi. Bu tutmayınca bu sefer ağabey
üzerine teoriler üretildi. Oysa Enes hikâyenin içinde hiçbir yerde hiçbir
aşamada yoktu başta. Bu “daraltılmış baz” denilen şeye dair çalışmayla ortaya
atıldı. Bu sefer de Enes’in Narin’e “bir şey” yapmış olabileceği tezi işlendi
aylarca. Ve bu insanlar işkence ve kötü muamele gördüler kollukta. Jandarma o
kadar hata yaptı ki… Yalan yanlış tutanaklar imzalattılar bu insanlara. Çünkü
üzerlerindeki baskıyla ne yapacakları şaşırdılar. Ve şimdi anlaşılıyor ki
aslında Nevzat Bahtiyar çevresi mütemadiyen aileye yönlendirmiş soruşturmayı.
Atılan sahte Facebook mesajları vesaire var. Bunun sonucunda da ailenin en uzak
akrabaları bile gözaltına alınıp sorgulanırken çocuğun kaybolduğu noktaya en
yakın yere, yani Nevzat’ın evine bir kere uğramamışlar. 19. günde Nevzat
yakalanana kadar soruşturma o kadar yanlış bir yerden ilerlemişti ki artık o
noktada “Aile değil, Nevzat” diyemediler. Çünkü Ali Yerlikaya’sından Yılmaz
Tunç’a ve Mahinur Göktaş’a, devletin yetkili ağızlarının hepsi bu minvalde
açıklamalar yapmıştı. Sonra çıkıp “Nevzat’mış” diyemediler. Oysa Nevzat’ı
yakaladıkları gün anlamışlardı bence.
-Devlet
tarafında soruşturmayı yürütenlerin aslında ta Nevzat’ın yakalandığı gün
Narin’i öldürenin o olduğunu anladıysa neden mahkeme bu yönde ilerlemedi?
Beklentiler o kadar başka yönde büyütülmüştü ki oradan dönülemedi.
“Aynı hatayı herkes yaptı, toplumun
tüm kesimleri”
-Oysa
burası kadınların, küçük kızların cinsel istismara uğradıktan sonra öldürüldüğü
sayısız vaka görmüş bir ülke. Buna rağmen bu ihtimal neden geri plana atılarak
aile içi karanlık ilişkiler tezine bu kadar itibar edildi?
Burada hatayı tek bir kesim yapmadı, herkes yaptı. Mesela ben sizinle
buluşmaya gelmeden o dönem sizin tecrübeli hukukçu Eren Keskin ile yaptığınız
söyleşiyi yeniden okudum. Henüz olayın üzerinden 25 gün geçmişken, aile henüz
mahkemeye çıkmamışken Eren Keskin de açıkça ve vahim biçimde aileyi suçluyor ve
“Ya ağabeye ya da Nevzat Bahtiyar’a yıkacaklar, aileyi kurtaracaklar” diyor.
Toplumdaki genel kanı buydu ve bu olduğu içinde jandarma Nevzat’ı sorgularken
“Sen rahat ol. Bütün Türkiye senin arkanda. Rahat konuş” diyor. Belgeselde var
bu sorgu görüntüsü. Böyle bir sorgu olamaz!
Ama bunu söylemekle beraber bazıları gibi “Nevzat başka bir konu nedeniyle
korundu” gibi bir şey düşünmüyorum. Benim gördüğüm Nevzat’ın birileri için bir
değeri olduğu için değildi jandarmanın tutumu. Baştan itibaren yaptıkları
hatalardan dönemediler. Dönemeyecekleri kadar bu yalanın içine dolandılar hep
birlikte.
“Galip Ensarioğlu’nun o açıklaması çok yanlıştı, aileyi aman aman tanıdığı
falan yok, herkesin duyduğu dedikoduları duyup inanmış, yaptığının faturası çok
ağır oldu”
-Devletin
failleri koruduğuna yönelik ön kabul ya da önyargının kökeninde on yıllardır
izlediğimiz pratikler yok mu? İşte Gülistan Doku dosyasında yakın zamanda
ortaya çıkanlar ortada. Nitekim Güran ailesinin korunduğuna dair intibaı da bir
AKP’li siyasetçinin, Galip Ensarioğlu’nun daha olayın ilk günlerinde çıkıp
“Ailenin hemen hemen tüm bireylerini tanırız. Yakın dostluğumuz var. Bizlerin
bazen bilmediği, bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var” demesi olmadı
mı?
Ben kendisiyle hiç konuşmadım. Aslında herkesle konuşmayı denedim. AKP'den
sanırım 40 kişiyle falan görüşmüşümdür, çok uzun görüşmelerdi hepsi. Ancak
Galip Ensarioğlu ile konuşmadım çünkü çok yanlış bir şey yaptı. Bence bu
cümleyi kurarken bu toplumsal kutuplaşma iklimi içinde kadın ve çocuk katli
vakalarının, AKP'nin oradaki kötü sicilinin buraya fatura edileceğini ve bunun
korkunç bir infial yaratacağını hesap edemedi. Sonuçta o dönem benim de
kulağıma geliyordu amcayla annenin ilişkisi. Ama bunlar bizim milletvekilleri
olarak net tespit edebileceğimiz şeyler değil. Ayrıca Ensarioğlu’nun da o köyü
ne kadar tanıdığı tartışılır. “Aileyi iyi tanırız” demesinin sebebi oy
eğilimleri. AKP Diyarbakır’dan iki ya da üç milletvekili çıkarabiliyor. AKP’ye
oy veren köyler Milli Selamet çizgisinden bugüne belli zaten. “Kırk yıldır
tanıyoruz” demesinin nedeni bu, bu kadar. Yani öyle aman aman dostluk falan yok
ortada. Dedikodulara herkes gibi ikna olmuş belli ki… Oysa aileyi iyi tanısaydı
o kadar kolay ikna olmaması gerekirdi bu çocuğun aile içinde öldürüldüğüne. Ama
işte söylentileri duymuş, inanmış ve üzerine açıklama yapmış. Bunun faturası
çok ağır oldu. Süreç içinde ben bir noktada kendisi çıkıp bunu açıklar diye
düşündüm. Bunu da yapmadı. Çünkü belli ki çok ciddi bir linç yedi.
“Bugün Gülistan Doku dosyasında harcanabilir olana karar veriliyor”
-Ensarioğlu’nun
neye inandığı ya da ne söylediği bir yana toplumun devletin yine birilerini
koruyacağı ve suçun cezasız kalacağına yönelik ön kabulüne dönmek istiyorum.
Bugün Adalet Bakanı Akın Gürlek tam da bu algının farkındalığı içinde ve bunu
tamir etmek için mi Gülistan Doku işine el attı sizce? Devlet bir dönem
koruduklarını korumaktan ne zaman ve neden vazgeçer?
Harcanabilir olana karar veriliyor. Ben Gülistan Doku dosyası üzerine uzun
cümleler hiç kurmadım çünkü bilmediğim şey üzerine konuşmam. Sadece kadın
cinayetlerine karşı prensip olarak bir yerde konum alırım. Onun dışında bir şey
giremem. Ama gözle görünen şey şu; beş yıldır beden dahi bulunamamış. Ve biz
bunu duyduğumuzda, gördüğümüzde hiç şaşırmıyoruz çünkü evet hep korundular.
Bunu da bildiğimiz için var olan bütün bilincimizi Narin Güran dosyasına
yansıttık.
“İktidar, Tavşantepe’de harcayabilecekleri 200 oyluk bir köy gördü ve
kenara çekildi”
-Siz bu
kolektif ruh halimizi bir yazınızda çok etkili biçimde özetlemiştiniz; “Adalet
Kalkınma Partisi'yle heba edilmiş yıllarımızın intikamını almaya çalıştık ama
bu imkânsız bir intikamdı. ‘Bilip de söyleyemediğimiz şeyler var’ sözleri bu
anlamda bizim şüphelerimizi buraya kilitledi. Ve biz aslında bunun üzerinden
AKP ile hesaplaşmaya çalıştık. Ama sonunda yine bu işten sıyrılan da AKP
hükümeti oldu.”
Böyle oldu maalesef. Ve bu durum bizi sanki gerçekten de hesaplaşılıyormuş
duygusuyla baş başa bıraktı. Sanki biz kazanmış gibi olduk. Oysa hakikat bu
değildi. Orada çok kolay harcayacakları 200 oyluk bir köy gördüler ve kenara
çekildiler.
“Baba Arif Güran bana, ‘Sizin parti burada iktidardır, bu zulüm karşısında
bir politikanız olmayacak mı?’ diye sordu, o sözünü unutamadım”
-Ben o
kısmını da hiç tam anlayamadım esasında. Güran ailesinin bir bölümü HÜDA-PAR’a
mı oy veriyormuş mesela? Ya da hepsinin topluca AKP’ye oy verdiğinden kim nasıl
emin olabiliyor?
YSK’nın açıkladığı oy oranlarına göre Tavşantepe’de oyların çoğunluğu
AKP'ye gidiyor. Ama köyden her zaman 20-30 oy da DEM Parti’ye çıkıyor. Mesela
anne Yüksel Güran, DEM Partili olarak biliniyor, Derik’ten zorla boşaltılmış
bir köyden göç etmiş bir ailenin kızı. Öte yandan baba Arif Güran, Hizbullah
ile yakın ilişkide oldukları iddiaları üzerine “Bizim köyde bir tek kişi namaz
kılar, o da kayınvalidemdir. O da DEM Partilidir” diyor.
Arif Güran’ın açıklamalarına bakarsanız aslında o siyasi bir partiden
ziyade iktidardan beklentilerini ifade ediyor. İktidar derken neyi kastettiğini
anlatmak açısından kendisiyle aramızda geçen bir diyaloğu aktarmak istiyorum.
Aylar önce köye gittiğimde bana bir keşif yaptırdılar. Kendisi de oradaydı,
avukatlar da. Döndü bana dedi ki; “Sayın Vekilim siz çok muazzam bir emek
harcıyorsunuz. Siz olmasaydınız biz bu adalet nöbetinde burada oturamıyor
olurduk. İzin vermezlerdi. Sizin parti burada iktidardır.” Bu sözler beni çok
etkiledi hakikaten, unutamadım. “Burada 8 milletvekili çıkaran DEM Parti'dir.
Burada bütün belediyeler DEM Parti'nindir. Burada iktidar DEM Parti'dir. Bu
zulüm karşısında bir politikanız olmayacak mı?” diye sordu. Kendisi DEM Partili
olsun olmasın DEM Parti’nin adalet anlayışının, kadın mücadelesindeki tavrının
ona yardımcı olacağını ummuş.
-Bir de
Diyarbakır Barosu’ndan büyük beklentisi olmuş Arif Güran’ın.
Evet, kesinlikle. Bu kadar korkunç bir hedef gösterilme yaşamış bir köyden
ve bir aileden söz ediyoruz. Ve bu adam çıkıp diyor ki, “Baromuz bizi bilir.
Bize diğerlerinin gözüyle bakmaz. Her şey bizi şeytanlaştırırken onlar yapmaz
diye düşündük. Ama orada da bize bunu yaptılar.” Baba Arif Güran’ın tüm bu
tespitlerini alt alta koyunca görüyorsunuz, çok bilge bir yanı var adamın. Bir
buçuk yılda yaşadıkları da onu bambaşka bir insan yaptı bence.
“Herkesin düştüğü klişelere DEM Parti de düştü ama herkes oradaydı,
dosyadaki hataların partimize fatura edilmesi ideolojik, güvenli sularda
muhalefet”
-Arif
Güran’ın Diyarbakır Barosu’na ilişkin hayal kırıklığının arkasında medyanın,
toplumun, biraz hepimizin aileye dair ilk günden kanaat geliştirme
aceleciliğine onların da düşmüş olması durumu var. Aynı klişelere sizin
partiniz de DEM Parti de düşmedi mi nihayetinde?
Düştü.
-Yani
Diyarbakır’dan 8 vekil çıkartan, bölge insanını, bölgeyi herkesten daha iyi
tanıma iddiasında olan DEM Parti de diğer siyasi partilerden ya da ortalama
bakıştan farklı bir hat koyamadı aslen ortaya. Neden?
Bunun nedenini daha çok yakın bir zamanda çözdüm. Bu soruya yanıt verirken
yine sizin Eren Keskin söyleşinize dönmek istiyorum. Çok güzel bir soru
sormuşsunuz; “Kadın hareketi, siyasi kutuplaşmaları, toplumdaki kutuplaşmaları
aşabildi mi?” Maalesef kadın hareketi kutuplaşmaları aşamadı. Ama öte yandan
şunu da söylemem lazım. Gelinen noktada Narin dosyasındaki hataların DEM
Parti’ye fatura edilmesini de son derece ideolojik buluyorum. Belgeselde İsmail
Saymaz’ın yaptığı da bu. DEM Parti’ye bir şeyin fatura edilmesi, onun hedefe
konulması kolaycılığı. Biz parti olarak klişelere düşmedik değil ama aynı klişelere
herkes birlikte düştü. İktidar karşıya alınmadan bize yöneltilen bu eleştiriler
güvenli sularda muhalefet biçimi. DEM Parti harcanabilir görülüyor. Belgesel de
bu haksızlığı yapıyor. Belgeselde görülen tek siyasetçi Eş Başkanımız Tülay
Hatimoğulları. Müthiş bir haksızlık bu.
Bu eleştiriyi getirmekle beraber belgeselin hak mücadelesindeki işlevine
zarar versin istemem. Ben istiyorum ki belgeseli 5 milyon kişi izlesin.
Kamuoyundaki rüzgâr değişecekse biz bize yapılan haksızlığı paranteze alırız.
Ama bu konuda DEM Parti ilk öne çıkıp da söz söyleyenmiş gibi davranılması
haksızlık. Danışmanımla kronolojik bir arşiv taraması yaptık. Siyasetin
gündemine taşıyan ilk siyasetçi Ümit Özdağ. “Narin sizin yozlaşmış, domuz bağı
düğünü üreten feodal kültürünüzün sonucu öldü” diyor. “Domuz bağı” referansıyla
Hizbullah iması yapıyor. Özgür Özel 9 Eylül’deki açıklamasında “feodal ilişki”
vurgusu yapıyor. Dönemin İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya 10 Eylül’de
gazetecilerin “Aileye baş sağlığı dilemediniz” diye hatırlatması üzerine,
“Oldukça açık yani daha fazla bir şey demeye gerek yok. Herkesin okuduğu zaman,
anladığı, hissettiği bir durum. Tekrar anlatmaya gerek var mı? İnşallah bir
daha insanlığımızdan utanacağımız tablo ile karşı karşıya gelmeyiz” diyor. Ama
ilk açıklamayı bu açıklamaların hepsinden günler sonra, 16 Eylül’de yapan Tülay
Hatimoğulları’na haksızlık yapılıyor.
-Hizbullah
bağlantısı iddiasını köpürtenlerden birinin DEM Parti çevreleri olduğuna
ilişkin kanaat tamamen de asılsız değil ama herhâlde…
Bizim partide de ilk günlerde maalesef aceleci bir iki milletvekilinin
vahim açıklamaları var. Çünkü bu boca ediliyor her taraftan. Herkes bizim
tecrübemize sahip olmayabilir. Gençler daha yüzeysel olabiliyorlar. Dolayısıyla
evet yapılmış birkaç açıklama var.
-Tülay
Hanım’ın o dönem Tavşantepe’ye giderek kurduğu şu cümlenin de dikkat çekmemesi
imkânsız ama… “Silah deposu vesaire... Bazı siyasi partilerin üssü haline
getirilmiş olan bölgedeki kimi köylerin sakinleri şunu bilmelidir ki bu
silahlar döner o köylünün kendisini vurur, bu silahlar döner halkı birbirine
kırdırır.”
Bizimkilerin belki şöyle bir refleksi oldu. Bir anda oralar ensest, çocuk
öldürme falan gibi argümanlarla ötekileştirilmeye başlayınca bunu bütün Kürt
toplumuna yönelen bir şey gibi algılayıp tepki verdiler. Buna hak verdiğim için
söylemiyorum, neden en başta o tepkilerin verildiğini çözümlemeye çalışıyorum.
“Herkesin aksine ‘Aile suçlu olamaz’ dediğim için Diyarbakır’da bir tür
dışlanma yaşadım, tek başıma kaldım, selam sabah kesildi”
-Sonuçta
Kürt halkı için hak mücadelesi veren bir parti de Kürt bir ailenin
ötekileştirilmesine hizmet eden birtakım açıklamalar yapmış oldu. İşte Arif
Güran size de söylemiş bunun DEM Parti’den beklenen bir tavır olmadığını.
Beklenmiyor elbette. Bu çok vahim ve çok yanlış. Ama görülmeyen şey şu;
herkes oradaydı. CHP’den Yeni Yol Grubu’na herkes konuştu, herkes bir şeyler
söyledi. İlk duruşmada bütün partilerden milletvekilleri vardı salonda, hem de
hepsi yan yana oturdu. Ama onlar hiç hikâyede yokmuş gibi bir DEM Parti suçlaması
var belgeselde. CHP hiç yok mesela belgeselde. Benim de kendi kırgınlıklarım
olabilir. Gerçekten bu süreç içinde çok zorlandım. Bir tür dışlanma yaşadım
Diyarbakır'da.
-Neden?
E çünkü Sevilay Çelenk 30 Ocak 2025’te çıktı ve bir anda herkese aykırı gelen
bir şey söyledi. Bütün ülkenin söylediğine karşı çıktı. Şimdilerde birileri
“Biz de söyledik” deme yarışında ama o
dönem kimse Güran ailesinin bu cinayeti o şekilde işlemiş olmasının söz konusu
olamayacağını söylemedi. Bir iki yazı çıktı sonra çelişkileri doğru biçimde
irdeleyen; Yıldıray Oğur yazısı, Ali Duran Topuz yazısı. Sonra mahkemenin
gerekçeli kararı çıktı ve tartışma bıçak gibi kesildi. Bugün “Biz demiştik”
diyenlerin hiçbiri cesaret gösterip “bu karar tartışmalıdır” diyemiyor o
televizyon programlarında. İki cümle söyleyip geçiyorlar. Ben kaldım tek
başıma. Sadece DEM Parti çevreleri değil, kadın çevresi, hukuk çevresi… yani
gittiğinde selam sabahın kesilmesinden anlıyorsun ki büyük tepki görüyorsun.
Böyle bir ortamda hareket etmek çok zor.
“Parti içinde farklı görüşü olanlar beni hep dinlediler ama işi bir hukuk
komisyonu kurma noktasına getiremediğimiz için üzgünüm”
-Uzun
zamandır medyada, akademide ve sivil toplumdasınız ama siyasette yeni
sayılırsınız. DEM Parti içinde ne kadar zorlandınız?
Zorlandığım zamanlar oldu ama şunu da açık yüreklilikle söyleyebilirim; hep
“Hocam bunu konuşalım” dediler ve konuştuk. Üç ayrı konuşma yaptık uzun uzun ve
her defasında o konuşma benim akıllarda çok ciddi soru işaretleri bıraktığım
bir konuşma olarak noktalandı. Karardan sonra 28 Aralık'ta ben mahkeme
salonundan aradım partiyi. İlgili iki komisyonu aradım. Kadın Meclisi ve Çocuk
Meclisi eş sözcülerimizi aradım, “Sakın büyük açıklamalar yapmayın. Ben üç
gündür burayı izliyorum. Burada çok tuhaf bir şey oldu. Gerekçeli kararı
bekleyelim. Parti’yi kendi çevresinde zora sokacak bir şey söylemeyelim.
Tedbirli bir açıklama yapalım” dedim. Hatta mahkeme salonunda kendi partimden
biriyle çok gerilmiştim. Çünkü o ailenin suçlu olmayabileceğine ilişkim sözlerim
karşısında dehşete düşmüştü. Mahkeme salonundan çıktım dosdoğru annemin evine
gittim hemen adliyenin karşısındaki. Yetkilendirilmiş ve görevli olarak
mahkemeyi izlememe rağmen medyaya tek kelime etmedim. Partim de benim onlara
önerdiğim şeyi yaptı, ailenin suçlu olduğuna dair tek açıklama yapmadı. O gün
bugündür de buna dikkat ediliyor partide. Ama adalet bakanları, içişleri
bakanları neler neler söylemiş bakılıyor mu?
Hatta Jandarma Komutan Yardımcısı Meclis’e gelip bilgi verdi, “Narin olayı
en mükemmel şekilde çözülmüştür. Bundan sonrası dedikodudan ibarettir”
minvalinde şeyler söyledi. Nihayetinde DEM Parti herkes “Kapatın bu defteri”
moduna geçmişken, söylediklerime ikna olmasa dosyayı didik didik etmeye devam
eden bir milletvekilinin bu argümanı sürdürmesine izin vermezdi. Bir yol ayrımı
olabilirdi. Ben Meclis’te önümde grup başkanı, arkamda vekiller otururken
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a “Tarihi bir hata yapıyorsunuz” diye
haykırarak sorumu yöneltmiş bir insanım. Sonra randevu aldım ve görüştüm de
kendisiyle. Yani ben bu mücadeleyi Meclis de dahil her yerde sürdürdüm. Parti
içinde de… Sonra Gergerlioğlu da eklendi. Sonuçta içerde pek çok kişi “Ne kadar
iyi bir iş yapıyorsunuz” dedi bana. Bir gün birisi “Güran ailesi yapmamış
olabilir ama biz sizin kadar hâkim değiliz dosyaya” da dedi. E öyleyse bir
hukuk komisyonu kuracaktınız ve o komisyondaki vekilleriniz hep beraber
bakacaktı dosyaya. Partimizin o kadar hukukçu vekili var. İşi buraya
getiremedim. O açıdan çok üzgünüm.
“Çözüm sürecinin yoğunluğu içinde bunun yüzyılın yargı skandalı olduğu fark
edilmedi”
-Gelinen
noktada sizin çabanıza rağmen DEM Parti aileye yönelik yaygın kanaate karşı bir
yerde durabilmiş gözüküyor mu?
Durmadı. Buna maalesef “hayır” diyecek bir durumumuz yok. Ama “DEM Parti
buna yön verdi” demek çok başka bir şey. Sonuçta bir sürü meseleyle uğraşan bir
parti var. Bir de cinayetin olduğu dönemin hemen arkasında başlayan bir çözüm
süreci var. Yani ona da denk gelen bir dönem. Bu yoğunluk içinde bu davanın
benim söylediğim şekliyle “Yüzyılın yargı skandalı” olduğunu fark edemediler.
“Sorguda annenin ağzının içine tükürmüşler”
-Neden
“Yüzyılın yargı skandalı” diyorsunuz? Yakın tarihimiz başkaca pek çok
ihtilaflı, sorunlu davayla dolu değil mi?
Sekiz yaşında bir çocuk katlediliyor. Bütün ülke kolluğuyla, yargısıyla,
medyasıyla oraya kilitleniyor. Ve tek kız çocuğunu kaybetmiş o aileye herkes
ilk günden “katil” muamelesi yapıyor. Çocuğun cesedinin bulunduğu gün anne
işkence görüyor. Evladının cansız bedeninin bulunduğu gün sorguda ağzını açıp
içine tükürüyorlar. Kendisi söylüyor bunu. Ben bu cümleyi tekrar ederken içim
sızlıyor.
“Bir pedofilin lafıyla bir ailenin üç üyesi ağırlaştırılmış müebbet aldı”
-Jandarma
sorgusu sırasında mı yapıyorlar bunu?
Artık o kadar detayını bilmiyorum ama herhalde oradadır. Sorgu kollukta
olan bir şey. Oğluna işkence yapılıyor ve sonra görüntüsü anneye
izlettiriliyor. 18 yaşındaki Enes’e “Ben yaptım” dedirtmeye çalışıyorlar. Çocuk
deliye dönüyor orada. 18 yaşında bir çocuk. Bunlar bir aile üyelerini kaybetmiş
insanlar. Sadece Narin için hazırladıkları doğum günü videosunu izleseniz bile
anlarsınız o küçük çocuk o evde prenses gibi bakılıyormuş. Tek kız çocuğu. Bu
yüzyılın adli skandalı çünkü yüksek ihtimalle fail olan bir sosyopat, bir pedofil
tereyağından kıl çeker gibi bu işten sıyırılıyor. Onun kurduğu cümlelerle bir
ailenin üç üyesi ağırlaştırılmış müebbet alıyor.
“Aile üyeleri mahkemede saatlerce konuştular, kimse dinlemedi onları”
-Ve bunu
aslında çok da konuşmadan yapıyor.
Evet, mahkemede kurduğu sadece dört cümle var. Yalan söyleyen insan az
konuşur böyle. Nevzat Bahtiyar ne kadar az konuşuyorsa anne, amca o kadar çok
konuşuyor. Hem de hiç susmamacasına… Benim en şüpheli baktığım kişi amcaydı ama
beden diline bakıyorsun, anlattıklarına bakıyorsun, bir şeyler saklamaya
çalışan bir insanın hali yok. “Acaba bir şey ağzımdan kaçırırım da iyice
aleyhime döner mi?” kaygısı yok. Enes yavrum, o korkunç travma altında iki saat
konuşuyor. Anne o kırık dökük Türkçesiyle, “Biz mutlu bir aileydik” diyor.
Anlatıyorlar, anlatıyorlar ama kimse onları dinlemiyor. Bana çok dehşet verici
geldi.
“Aile meramını anlatmakta yetersiz kaldı, dil bariyeri var, doğu ketumluğu
var”
-“Bu
aile neden derdini anlatamadı, sesini duyuramadı?” sorusuna yanıt ararken dil
bariyerinden bahsettiniz yazılarınızda. Anne Yüksel Güran Kürtçe ifade ediyor
kendisini, Türkçesi çok zayıf. Ancak bir de kültür bariyeri ya da jargon
faktörü de yok mu? Türkçe konuştuklarında dahi bizim için bir şey ifade eden
sözcükler onlar için başka şey ifade edebiliyor değil mi? Kelime dağarcıkları
yetersiz kalmış gibi meramlarını anlatmaya.
Çok güzel ifade ettiniz. Çok yetersiz kaldılar dertlerini anlatmakta.
Aslında bazı erkekler ilginç bir biçimde iyi ifade ediyor kendilerini. Baba
Arif Güran mesela iyi ifade diyor ama amca Salim edemiyor. Bir sizin dikkat
çektiğiniz o doğulu ketumluğu var. Oysa dinleyenler onlardan hemen bir duygu
patlaması istiyor. Anne mesela konuşmalarını bir türlü beğendiremedi
Türkiye’ye. Kadın hayatında kamera görmemiş, bir anda onlarca canlı yayında
kendisini görüyor. Ben mahkemede çok dikkatle izledim onu. Bir suçlu
psikolojisi yok üzerinde. Mahkemede “Bugün bana ‘başın sağ olsun’ dediler ve
düşünün ben buna bile seviniyorum” dedi bir gün. Bu ne kadar ağır bir ruh hali
anlamıyor insanlar.
Kullandığı cümleler de evet farklı. “Belki çocuk eve gelmiş…” diyor mesela.
“Çocuk eve gelmiş olabilir ama ben bilmiyorum” demek istiyor ama onun yerine
“Belki çocuk eve gelmiş…” diyor. Alıp oradan manşet atılınca korkunç bir şey tabii.
“Narin’in istismar edildiğine ben de inanıyorum”
-Geçen
hafta baba Arif Güran, İsmail Saymaz’a verdiği söyleşide, Nevzat Bahtiyar’ın
kızına cinsel istismarda bulunduğunu düşündüğünü ilk kez bu kadar açık dile
getirdi. Bu konu mahkemede ne ölçüde irdelendi?
Güran ailesinin avukatları bunu mahkemede söylediler. “PSA incelenmedi”
dediler. Bana vahiy inmedi ki ben mahkemeyi takip edip, bütün raporları okuyup
keşiflere katıldığım için bu sonuca varabildim. Avukatlar gerçekten çok iyiydi.
Ben de Nevzat’ın çocuğa cinsel istismarda bulunduğunu düşünüyorum. Ama her şey
18 dakikada olmuş. Çocuk bence çok çabuk uyandı başına bir şey geleceğine.
Başta Nevzat Bahtiyar’ı tanıdığı için çağırınca yanına gitti ama sonra bir
tuhaflık olduğuna hemen uyandı. Nevzat da panikleyince bence onu hemen öldürdü.
Yani ahıra atıp orada istismar ettikten sonra öldürdüğünü düşünmüyorum.
Yanılabilirim de tabii. Zaten çok üzüyor bunları konuşmak.
-Önce
öldürüp sonra istismar ettiyse de bu katilin kişiliğine dair başka bir şey
söyler herhalde…
Ben bunun böyle olmuş olabileceğini birkaç kez söyledim. Olaydan sonra
aracı 39 dakika nedensiz biçimde orada duruyor. İki nedeni olabilir. Birincisi
sizin söylediğiniz, ikincisi de belki cesedi parçalamaya çalıştı. Nitekim
çocuğun tek bacağı kopuk. 39 dakika boyunca herhalde oturup tefekkür yapmadı
orada. Adli Tıp raporunda çocuğa penetrasyon yok ama işte iç çamaşırı
bölgesinde PSA sıvısı var. Bu açıklanamıyor.
-Arif
Güran “Benim kızımı kadın yaptılar ya!” diye bunun için mi diyor ya da ne için
diyor?
“Diyorlar ki ‘PSA çocukta olmaz, yetişkin kadınlarda ya da erkeklerde
olur.’ Yani sanki kızım yetişkin kadınmış gibi bu açıklamaları yaptılar” diyor.
Tepki göstermek için söylüyor yorumlara. Yoksa “tecavüz ettiler” anlamında
kullanmıyor onu. Ama sonuçta aile çevresi istismar konusuna inanıyor. Ben
yörede çok geniş çerçevede duydum bunu.
“Süreç
tarihi bir kavşakta, partide büyük bir enerji oraya kilitleniyor” -Biraz önce
DEM Parti’ye Narin dosyası üzerinden yönelen eleştirileri yanıtlarken
kurduğunuz bir cümle aklıma takıldı. “Partimiz çok farklı konuyla ilgilenmek
durumunda. Bir de çözüm sürecinin ağır mesaisi var bu dönemde” dediniz. Bu
partiniz hakkında “Tek gündemleri Kürt sorunu” şeklindeki algıyı besleyecek bir
ifade olarak algılanmaz mı?
Şimdi bir kere bizim partimiz bakımından Kürt sorununun çözümü çok temel
bir mesele hakikaten. Çok temel ve çok öncelikli bir mesele. Kürt sorununun
ekonomik, sosyolojik meselelerle ve kadın meselesiyle iç içe geçmiş boyutları
malum. Ama bunun böyle olması DEM Parti’nin diğer alanlarda çalışmadığı
anlamına gelmiyor. Son madenci eylemlerine, işçi eylemlerine bakın… Bizim bir
milletvekilimiz orada onlarla sabahladı. Hayvan hakları deseniz yine biz
oradayız, depremzedelerle ayrı dayanışma kuruyoruz. Her türlü mücadelede ve her
yerdeyiz. Ama bu demek değil ki biz her şeyi hakkıyla yapabiliyoruz. Zaten 57
kişiyiz. Süreç de çok tarihsel bir kavşakta, dolayısıyla büyük bir enerji oraya
kilitleniyor. Ama gerçekten öbür
taraflarda da elimizden gelenin fazlasını yapıyoruz.
“Silah bırakma kararı geri dönülebilecek bir şey değil”
-Siz
“Süreç tarihsel kavşakta” dediniz ama Murat Karayılan’a bakarsanız “süreç
donduruldu”.
Aslında bir durum tespiti yapıyor. Sonuçta iktidar bloğu bir adım ileri,
iki adım geri atıyor ve beklenen yasal çerçeveyle ilgili kayda değer bir şey
yapmıyorken öbür tarafın “Biz silah bıraktık” demesi ya da işte onun gereğini
yapması bekleniyor. Bunu yaparken de devlet tarafı Suriye ve İran’daki
gelişmeleri izliyor. Hal böyleyken diğer tarafın “biz silahı bıraktık” demesi
stratejik olarak artık doğru görünmüyor olabilir. Aslında bana kalırsa süreç
dondurucuda değil ama Karayılan’ın sözlerini “Böyle devam ederse silah
bırakmanın koşulları da ortadan kalkar” gibi anlıyorum. Yani bunu
hissettiriyor. Tabii ne kastedildiğini örgütün kendisi açıklaması gerekiyor.
Çünkü benim kişisel hissiyatım odur ki silah bırakma kararı geri dönülür bir
şey değil. O geri dönülmeyecek çok büyük çok tarihsel bir adımdı. Bunu herkes
görüyor.
“Örgüt ne demek istediğini kendisi açıklar ama bana kalırsa ‘Biz aslında
silah bırakmadık’ gibi bir noktaya gelinmemeli”
-Ama
Murat Karayılan bu son açıklamayla silah bırakmaları yönündeki beklentiye karşı
bir biçimde meydan okumuş olmadı mı?
Meydan okuma bir yönüyle belki denebilir. Esas olarak bir durum tespiti.
Yani bu kadar kötü bir tecrübesi olmuş Kürt toplumu, İran savaşıyla başlayan
yepyeni bir konjonktürün ortasında. Şu ortamda beklenen hiçbir adım
atılmıyorsa, devletin de durumu bir gözden geçirdiğinin farkında olduklarına
dair bir şey söylemek istiyor bence aslında. Daha fazlasını da muhtemelen yine
kendileri açıklayacaklar. Öyle olması gerektiğini düşünüyorum. Benim düşüncemi
sorarsanız, “Biz aslında silah bırakmadık” gibi bir noktaya gelinmemeli. Benim
düşüncem bu.
“Öcalan’ın, Narin gibi bir dosya üzerine dört duvar arasında ekranlardan
duyduklarından başka düşünce üretme imkânı yok”
“Söylediklerini duyduğumda ‘Keşke doğru bilgilendirme sağlansaydı’ dedim,
Sırrı Süreyya Önder ile konuştum"
-Narin
konusunda ‘feodal düzen’ vurgusuyla açıklama yapanlardan biri de Abdullah
Öcalan olmuştu. Geçen yıl mayıs ayında PKK kongresine gönderdiği mektupta Güran
ailesinin İstanbul’un fethine katılan bir molla ailesinden türediğini öne
sürmüştü. “Çok esef ettiğimiz o Tavşantepe’deki olay kabileyle ilgilidir, o
kabilenin marifetiyle içteki o müthiş o tecavüz unsuru küçücük bir kız çocuğuna
yönelik eşi görülmemiş bir katliam olarak ifade bulmuştur. Sembolik bir olay
ama anlamı çok çarpıcıdır. Bu bir kültürün ifadesidir” demişti. Yani
kabile/feodal düzen eleştirisine bir biçimde o da katılmıştı.
Şöyle bir durum var; 27 yıldır cezaevinde olan birisi olan biteni ancak
izleyebildiği televizyon kanallarındaki açıklamalardan takip ediyor.
Gazeteciler bir şey söylüyor, hak örgütleri benzer bir şey söylüyor, hatta
Diyarbakır Barosu bile aynı şeyi söylüyor. Herkes hep bir ağızdan “Aile suçlu”
diyor. Öcalan’ın dört duvar arasında duyduklarından başka düşünce üretme imkânı
yok. Ben bu hatırlattığınız ifadeleri kullandığını duyduğumda “Keşke ona doğru
bilgilendirme sağlansaydı” diye düşündüm. Dün ölümünün birinci yılında
andığımız Sırrı Süreyya Önder’le bu konuyu konuştum. “Narin’i ailenin öldürmüş
olmayabileceği bilgisinin oraya ulaşması gerekiyor” dedim. Sırrı da benim
konuyla yakından ilgilendiğimi zaten biliyormuş, yazılarımı okudu. Bana “Hocam
kesinlikle sonuna kadar arkandayım. Ben bu konuyu da gerekirse anlatırım” dedi.
Hikayelere gerçek bir ilgi duyan bir insanın hızıyla anladı anlattıklarımı.
Herkes Sırrı kadar hızlı anlamamıştı. Ama işte Öcalan sınırlı bir bilgi
kaynağından gelen ama farklı çevrelerin aynı biçimde aktardıklarını doğru
sandı. Elbette önyargılardan hiç kimse bütünüyle kurtulamıyor. O da
kurtulamıyor. Böyle bir şey.
“Öcalan bilişimdeki dönüşümün hiçbir evresini ve sosyal medyayı tecrübe
etmemiş birisi”
“Söyledikleri arasında ‘Bu pek böyle değil’ duygusu veren şeyler doğaldır
ki olacak”
-Bu
anlattığınız aslında Narin dosyası özelinde bir anekdot ama Öcalan’ın dışarda
olup biteni ne kadar ve nasıl değerlendirebildiğine ilişkin soru işaretlerine
denk düşen bir örnek olarak da yorumlanamaz mı?
Ağır bir tecrit altında geçen onca yıldan bahsediyoruz. Sınırlı bir insan
çevresiyle görüşebilen biri. Her istediğini okuyup okuyamadığı belli değil. Ama
yine de çok okuyor ve belli konularda bugün siyaset sahnesinde gördüğümüz
aktörlerin birçoğundan daha gerçekçi bir Orta Doğu analizi yapıyor. Mesela İran
savaşının olası gidişatı konusunda çok iyi analiz yapıyor. Ama toplumun
sosyolojisini, psikolojisini kavramak, yönelimlerini görmek ve bu çok katmanlı
şeyi çözümlemek bakımından da 27 yıllık bir izolasyon çok ciddi bir şey.
Bilişim teknolojilerindeki dönüşümün hiçbir evresini tecrübe etmemiş. Sosyal
medyayı, yeni medyayı tecrübe etmemiş bir pratik sonuçta cezaevindeki
bilgilenme pratiği. Dolayısıyla tabii ki bu anlamda bize söyledikleri arasında
“Bu pek böyle değil” duygusu veren şeyler doğaldır ki olacak. Ama yine de makro
meseleleri çok ciddi bir örgütlenme dehasıyla ele alan birini görüyoruz.
“Neden aile müebbet alırken Nevzat 17 yıl ceza alıyor?”
“Yüksel, Enes ve Salim Güran’ın cezaevinde geçirdiği her saniye çoğumuzun
ortaklık ettiği bir insanlık suçudur”
-Narin
Güran davasında son durumu hatırlatarak toparlayalım. Nevzat Bahtiyar,
Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 Nisan’da görülen duruşmada
‘Nitelikli olarak çocuğu kasten öldürmeye yardım’ suçundan takdiri indirim
olmaksızın 17 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Açıklanan gerekçeli kararda
“Maktulün öldürülmesine ilişkin eyleme, sanık Salim'in yanında bulunarak suçun
işlenmesinden önce ve eylem sırasında suç işleme kararını kuvvetlendirme,
fiilin işlenmesi sonrasında yardımda bulunmak suretiyle öldürme eylemine yardım
eden sıfatı ile katıldığı kanaatine varılarak, sanık hakkında maktule yönelik
eylemi nedeniyle Yargıtay ilamı doğrultusunda nitelikli kasten öldürme suçuna
yardım etme suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu” deniyor. Size göre bu karar
neden hatalı?
Nevzat bu şekilde Salim'in yanında duruyorsa, öldürme motivasyonunu
kuvvetlendiriyorsa, anne ve erkek kardeşin rolü ne oluyor? Neden onlar müebbet
alırken Nevzat Bahtiyar 17 yıl alıyor? Her şey o kadar saçma bir hal alıyor ki!
Yargıtay bu yeniden yargılama ile ilk derece mahkemesinden tamamen farklı bir
yorum yapmış oluyor ki Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimi dışında böyle bir
yorum yapma hakkı yok. Buna temel olacak yeni bir durum da yok.
Yüksel Güran, Enes Güran ve Salim Güran'ın cezaevinde geçirdikleri her
saniye bizim birçoğumuzun ortaklık ettiği bir insanlık suçudur. Hiçbirinin bir
saniye dahi cezaevinde kalmaması gerekiyor. Hiçbir dahillerinin olmadığı bir
cinayetin suçlusu olarak ve korkunç iftiralara maruz kalarak hücrede tavan seyrediyorlar.
Daha vahim bir şey gerçekten düşünemiyorum.
Son bir şey olarak şunu da söylemek isterim; bu ailenin bir talihsizliği de
bu ailenin bazı fertlerine HÜDA-PAR’lı ya da JİTEM’ci denildiği için dosyaya
bir noktada el atmalarını umduğum insanlar, hak örgütlerinden, kadın
hareketinden, hukuk camiasından isimler uzak durdular. Bu bilgileri dolaşıma
sokanların, insanlara nasıl ulaştıklarını bana da ulaşıldığı için biliyorum.
Anlatmak istemiyorum hani o kısmını. Bu konuyu araştıran herkese ulaşıldı ve “Siz
şunları bilmiyorsunuz” gibi laflarla durdurulmaya çalışıldı insanlar.
“Ailenin bir talihsizliği de ‘JİTEM’ci’ oldukları bilgisinin birileri
tarafından dolaşıma sokulması oldu”
-Tam
olarak ne demek istiyorsunuz açar mısınız?
Bana da ulaşıldığı için ben bir gazetecilik dürtüsüyle biraz araştırdım. Bu
Güran ailesinin başka bir kolu var, teyze çocukları, dolayısıyla soyadları
başka. Bu kişilerden birinin Yeşil ile birlikte ismi geçen, eski bir PKK
itirafçısı olduğu bilgisi dolaşıma girdi. 40 yıldır bir tür savaş halinin
sürdüğü bir bölgede hangi aileyi kurcalasanız bir tarafında bir PKK itirafçısı
çıkabilir, PKK'li çıkabilir, bir JİTEM mensubu çıkabilir. Bu söylentiler
nedeniyle aileye “JİTEM’ci” diye bakıldı. Bence bu ahlaki olarak çok sorunlu
bir şey. Birincisi, ailenin bir kolundan birisi JİTEM’e çalıştıysa, bu otomatik
olarak bütün aileyi JİTEM’ci yapmaz. İkincisi de adalet mücadelesi
yürütüyorsunuz ailenin kim ya da ne olduğuna değil, bu cinayeti işleyip
işlemediğine bakarsınız. Adalet budur! Bunu yaptılar mı yapmadılar mı?
T24
TÜRKIYE
2026-05-03Gülistan Doku ve İBB için aynı müfettiş
2026-04-26Gülistan’ın çığlığını örten, Yusuf Tarık’ı paranteze alan el
2026-04-26İstinaf’ın gerekçesi ‘toplumsal hassasiyet’ |
2026-04-06Göz göre göre öldürülüyoruz
2026-04-06128 isimden “Narin Davası’nda hukuksuzluğa dur de” bildirisi
2026-03-30Yine tarikat yine kadın müritlere cinsel saldırı!
2026-03-29HAK-PAR, PSK ve PWK Kürdistan Şehitlerini Andılar.
2026-03-04 “Biz sizlerin nasıl adam öldürdüğünüzü biliriz”
2025-03-04Ölüm mekânları: Ölü bedenlerin üzerine yapılan bloklar
2026-03-02Ruşen Çakır: “Cübbeli’nin acil olarak laikliğe ihtiyacı var”
2026-03-02Zeynep’i hayattan koparan nefretiniz ve sistematik şiddetinizdir
2026-02-26Okula Agos getirmek, Ermenileri Alevileri övmek disiplin cezasına gerekçe sayıldı
2026-02-26LGBTİ+ karşıtı yasa girişimine 160 kurumdan ortak tepki
2026-02-26Kürtlerde güvensizlik, Türklerde bölünme korkusu hakim
2026-02-243,6 milyon hane “asgari ücret altı” gelirle yaşıyor
2026-02-23Kartal’da Dünya Anadili Günü Paneli
2026-02-23PSK VE PWK Anadil Günü’nü Birlikte Kutladı
2026-02-21PSK Ankara İl Örgütü 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü Kutladı
2026-02-19Acı tablo: Cezaevindeki çocuk sayısı bir ayda 212 kişi arttı
2026-02-10Jandarmanın mühürlediği kaçak madende iş cinayeti