Türkçe | Kurdî    yazarlar
Sivas Katliamı dosyası AİHM’de

2026-06-18

AYM tam 12 yıldır tek karar vermedi, ortada sanık kalmadı, katledilenlerin yakınları bitmeyen acıyı anlattı

Gökçer Tahincioğlu

"Sivas davası sadece mağdur ailelerin davası değil; Türkiye’nin demokratikleşme ve kendi geçmişiyle yüzleşme davasıdır. Adalet saraylarında zamanaşımı kronometresini çalıştırarak bu büyük insanlık suçunu unutturabileceklerini sananlar yanılıyorlar. İnsanlığa karşı işlenen suçların unutturulmasına, hukuken örtbas edilmesine izin vermeyeceğiz"

Düşünün, memleketin orta yerinde, polisin jandarmanın gözü önünde, bundan tam 32 yıl 11 ay önce, gözü dönmüş, organize bir kalabalık, bir oteli ateşe verdi.

İçeride bulunanlar saatlerce hükümet yetkilileri ile görüştü, polisle görüştü, jandarma ile görüştü, İçişleri Bakanı ile görüştü.

Düşünün, içeridekiler, otel ateşe verildiğinde bile sakince kurtarılmayı beklerken, memleketin başbakanı, dışarıdaki “planlı/organize kalabalık” için endişe ediyordu.

Düşünün, herkesin gözü önünde çocuklar, gençler, bu ülkenin aydınları yanarak, boğularak can verdi.

2 Temmuz 1993’teki Madımak katliamı, öylesine organize bir eylemdi ki rahatça “provokasyon” kelimesi bile kullanılabildi. Katliama katılan ve sonradan az ceza almak için çırpınan itirafçılar, katliama katılan örgütleri tek tek anlatmalarına, günler öncesinden yapılan hazırlıkları söylemelerine rağmen katliam terör suçu bile sayılmadı.

Geçen 32 yıl 11 ayda yaşanan skandalları anlatmaya sayfalar yetmez.

Ve bugün hâlâ adalet mücadelesi sürüyor.

Kılını kıpırdatmayanlara, dönüp de dosyaya bakma zahmetine bile girişmeyenlere rağmen sürüyor.

***

Katliamda yakınlarını kaybeden aileler, zamanaşımı kararlarını, eylemin “insanlığa karşı suç” sayılmaması kararını bundan tam 12 yıl önce Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

Bir yüksek mahkemenin daha önemli ne işi olabilir?

Bugüne kadar dosyanın kapağı bile kaldırılmadı.

Tek bir işlem yapılmadı.

Şimdi o ailelerden, katliamda yaşamını yitiren Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen, avukatları Günal Kurşun, Beydağ Tıraş Öneri ve Deniz Özbilgin vasıtasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.

AYM’nin 12 yıldır tek bir adım atmayarak etkisiz bir hukuk yolu olduğunu gösterdiğini anlattılar.

Katliam davası sırasında yaşanan yargı skandallarını…

Ve bu katliamın dosyasının neden zamanaşımı kararıyla kapatılamayacağını, neden insanlığa karşı işlenmiş bir suç sayılması gerektiğini…

Başvuruyu yapanların duyguları elbette karmakarışık… Öyle ki 29 harfin yaşananları anlatmaya yetmediğini düşünüyorlar. Katliamın 33. yılı yaklaşırken 33 kelime ile ifade etmeye çalışıyorlar. İsyan, öfke, çaresizlik, hepsi birbirine karışıyor. Şunları söylüyorlar:

Zeynep Altıok: Bir meteor çarptı ve bir köz ateş bıraktı

“2 Temmuz 1993’te yaş döngüsü tanımlarına göre henüz birkaç yılı geride bırakmış bir yetişkin olarak kendi yolumu çizmeye başladığımda bana bir meteor çarptı. 33 yıldır en sıradan günde bile en beklenmedik anda yeniden yaşanan, unutulamayacak izleriyle içi hep korlu bir köz ateş bıraktı bana o meteor. Unutturmamanın da görev olduğunu bildiğim uzun başka bir yola çıkmak zorunda kaldım. Şimdi bir yanım hep babasını özleyen o genç yetişkin kız. Bir yanım o gün bir günde bütün ömrünü tüketmişçesine yaşlanan hep kırgın ve kendiyle kalmış bir dermansız. Bir yanım adalet peşinde yorgun, yılgın ama kendine de nefes bırakmadan mücadele için güç kamçılayan bir inat. Sivas Katliamının 33. yılındayız. Olmaz denilecek her şey oldu. İnsanlık suçu zaman aşımına uğratıldı. Şeriatçı katiller önce Cumhurbaşkanı’nın özel affına mazhar oldular. Bu ideolojik tercihle hep mağdur ve mazlum olarak anılan ama insanları gözünü kırpmadan benzin dökerek yakan vahşiler; bizim AYM’ye yaptığımız zaman aşımı kararına itiraz başvurusunu 14 yıl bile isteye işleme alınmayan iktidarın güdümlü yargısı tarafından aynı merciye yaptıkları serbestlik başvurusunun ivedilikle 1 yıl içinde sonlandırılmasıyla hüküm giymiş ve müebbet hapis cezasına çarptırılmış olmalarına rağmen serbest bırakıldılar.

“Herkes kepenk kapattı”

İşin en acı tarafı tüm muhalefet de kendi konjonktürel kısır gündeminden gayrı bu konuyu konuşmadı tweet muhalefeti bile kepenk kapattı. Göstermelik kınamalar ikinci güne kalmadı. Şimdi AİHM yoluna çıkıyoruz. 33 yıl defalarca türlü gelişmeyi anlattık. Sayısız yazı yazdım. Uzunca bir zamandır kendimi yinelediğim ve hep aynı şeyi söylediğim tekrarı sorguluyorum. Artık sözüm kelimelerden kopuyor kelimeler harfleniyor ve etrafımda dönüyor.

33 yıl sonra, 33 kelime

Bugün yeniden sorulduğunda bu duygumla size yeniden ifade etmek için 33 kelime seçtim;

Kor, har, yangın, vahşet, acı, keder, yanık, yara, kabuk, kan, karanlık, dip, kısır döngü, isyan, sessizlik, yalnızlık, sürgün, kül, duman, utanç, inkâr, cezasızlık, bekleyiş, özlem, ağıt, hafıza, vicdan, direniş, inat, hakikat, adalet, hesaplaşma, umut."

Eren Aysan: Anlatmak için 29 harf yetmez

“Bizim ülkemizde siyasi cinayet sonucunda öldürülenlerin davalarında hep bir ortak nokta vardır. Yaşananları anlatmaya 29 harf yetmez. Herkesin öyküsü tıpa tıp olmasa da benzerdir. İtalyan yazar Dario Fo’nun bir oyununun adı gibidir her şey: “Hepimizin Öyküsü Aynı…” Yolun sonu yoktur. Dipsiz bir kuyuya seslenir durursunuz. Bazen size tekrar kendi sesiniz gelir. Çaresizlik içinde kıvranırsınız. Ülke şimdilerde siyasi cinayetler dahilinde olmasa da başka hukuksuzluklar içinde debelenirken sese sesler karışır. Gazeteci tutuklamalarından seçilmiş belediye başkanlarına kadar pek çok davayı takip edersiniz, yeniden böğrünüze taş oturur. Tekrar tekrar benzer bir döngünün içinde bu defa ruhunuz hapsolur.

Ancak benim özelimde, 2 Temmuz 93 çocukluğumun bitip ergenliğe adım attığım gündür. Bir silsile halinde yaşanan tarifsiz acıların başlangıcıdır. Şöyle bir hatırlayalım: Mesela Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Eylül 1993 günü başlayan Sivas Davası’nda, mağdurlar duruşma salonuna alınmadı. Bu duruma itiraz eden Sivas Katliamında çocuklarını kaybetmiş annelerin çığlığı emniyette bitti. Çıkan olaylarda pek çok kişi gözaltına alındı. Bense ilk duruşmanın olduğu günden bu yana “yenilgi” duygusunu üzerimden atamadım. Sanki o ana kadar her şeyin çözümü vardı. Sıkıntı ne kadar ağır olursa olsun, küçücük hayale yol açan umut da vardı.

“Tek bir duygu kaldı, çaresizlik”

Şimdiyse tek duygu kaldı geriye, çaresizlik… Bununla bitmedi, o günlerin gazetelerinde, yananın provokatör, yakanın kahraman olduğu söylemlerine tanıklık ettik. Özellikle Sabah, Hürriyet, Milliyet, Türkiye, Meydan gibi yüksek tirajlı gazeteler, “olaylara Aziz Nesin’in yaptığı lüzumsuz konuşmanın neden olduğu”nu dile getirdi. Kendinden menkul köşe yazarları, orada öldürülen sanatçı, yazar ve şairlerin kimliğini gözetmeden, tek hedef olarak Aziz Nesin’i gösterdi. Kaleme alınanlar Madımak Oteli’nin önünde yükselen, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Kahrolsun Laiklik” nidalarından uzaktı. Bir sonraki duruşmaya dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan yakanların yanında katıldı.

138 sanıktan geriye kalan…

Başlangıçta yüz otuz sekiz sanık mahkûm edildi. Ancak, sanıkların dördü yaş küçüklüğü, biri de akli maluyet nedeniyle ceza indiriminden yararlandı. 39 kişinin beraatına karar verildi. Aralarında aranmakta olan 49 sanık, daha sonra yürürlüğe giren Topluma Kazandırma Kanunu’ndan yararlanmak talebinde bulunmalarına karşın, olayın ardındaki örgütler hakkında bilgi vermedikleri için istemleri reddedildi. Bu sırada yürürlüğe giren TCK’nın henüz tartışıldığı süreçte, cezaevinde bulunan 13 sanık, bu maddenin TCK’da olmadığı gerekçesiyle salıverildiler. Sanıklardan yurt dışına kaçmış olanların iadeleri sağlanamadı. Birtakım sanıkların aranmasına sözde devam edildi. Kırmızı bültenle arandığı ifade edilen sanık Erçakmak kızının evinde vefat etti. DNA’sı ondan değil gelininden alındı. Sonuçta dava zamanaşımına uğradı. Anasaya Mahkemesi’ne tam 12 yıl önce başvuruda bulunduk. Bu arada birtakım aflarla “dede” diye seslendikleri hükümlüler afla salındı. Zamanaşımı sözcüğüyle çok bildiğimiz cezasızlık sözcüğü kardeş oldu.

Bugüne kadar 33 yıl gibi kocaman aralıkta toplumsal belleği harekete geçirmek için yazılar yazdık, ödüller verdik, sanatın kalıcılığıyla sanatı yine sanatla buluşturduk.  Biz başarılı olamadık. Gerisi yalan!"

Mazlum Çimen: Bizi acılarımız yormadı

“Bizi acılarımız yormadı. Bizim acılarımızı sağlıklı bir şekilde yaşamamıza izin vermediler. Bizim yorulmuşluğumuz bile yoruldu. Artık sadece yorgunluğumuz değil yorgunluğumuzun da yorulduğu yerdeyiz. Yeter sözcüğünü geçeli çok oldu!”

***

Davanın avukatlarından Günal Kurşun da AİHM’ye giden süreci ve başvurularının içeriğini şöyle anlatıyor:

“Bu acının üzerinden tam 32 yıl 11 ay geçti; yani neredeyse 33 yıldır kesintisiz süren bir hukuksuzlukla karşı karşıyayız. Dosya 1993’ten beri derdest durumda. Ulusal düzeyde adalet umuduyla 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulunulmuştu; ancak AYM, bu katliamın ve dosyanın taşıdığı devasa tarihsel ağırlığa rağmen, 2014’ten beri geçen 12 yıl boyunca tek bir ara karar dahi veremedi, dosyayı adeta sessizliğe gömdü. Yüksek mahkemenin bu kabul edilemez suskunluğu ve dosyayı karara bağlamaktan imtina etmesi, iç hukuk yollarının artık fiilen bittiğini ve etkisizleştiğini bize gösterdi. Bu nedenle adalet arayışımızı uluslararası yargı zeminine, AİHM’e taşımak kaçınılmaz bir sorumluluk haline geldi. Biz bu adımı, katliamda babalarını kaybeden sevgili müvekkillerimiz Eren Aysan, Zeynep Altıok ve Mazlum Çimen adına atıyoruz. Onların otuz yılı aşkın süredir dinmeyen acısı ve adalet kararlılığı bu dosyanın kalbidir. Hukuki süreci ise çok güçlü bir mesleki dayanışmayla yürütüyoruz. Bu stratejik AİHM başvurusunu, değerli meslektaşlarım Av. Beydağ Tıraş Öneri ve Av. Deniz Özbilgin ile hazırladık. Ortak amacımız, ulusal mahkemelerin koridorlarında örülen cezasızlık duvarında bir gedik açabilmek.

“Sivas katliamı, insanlığa karşı suçtur”

Yaptığımız başvuruda hemen hemen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bütün maddelerinin ihlal edildiği olgusuna dayandık. Yaşam hakkı, işkence görmeme hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü ile ifade özgürlüğü gibi başat sözleşme maddeleri yanı sıra uygulamada daha az karşılaşılabilen 13.maddedeki etkili başvuru hakkı ihlali ve 18.maddedeki kötü niyet yasağı ve yetkinin saptırılması yasağı yoluyla hakları kısıtlamanın sınırının aşıldığı iddiamıza da değindik. Başvurumuzun temel dayanaklarından biri ve en net vurgusu şudur: Sivas Katliamı, örgütlü bir biçimde yürütülen, belli bir toplumsal grubu hedef alan ve insanlığın ortak vicdanına karşı işlenmiş tipik bir "İnsanlığa Karşı Suç"tur. Bildiğiniz üzere, uluslararası hukukun sarsılmaz, evrensel ilkelerine göre insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı işlemez ve uygulanamaz.

“Zamanın geçmesi yükümlülüğü ortadan kaldırmaz”

Türkiye yargısı bugüne kadar failleri zamanaşımı zırhıyla korumaya çalıştı, dosyaları düşürdü. Biz AİHM önünde şunu savunuyoruz: Zamanın geçmesi, devletin kendi vatandaşlarının yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; barbarlığı meşrulaştırmaz. AİHM’den beklentimiz, katliamdaki devlet ihmalini, yargısal oyalama taktiklerini ve AYM’nin 12 yıllık sessizliğiyle oluşan hak ihlallerini tescil etmesi; en önemlisi de bu katliamın "insanlığa karşı suç" olduğunu saptayarak zamanaşımı zırhını hukuken paramparça etmesidir. Sivas davası sadece mağdur ailelerin davası değildir; Türkiye’nin demokratikleşme ve kendi geçmişiyle yüzleşme davasıdır. Adalet saraylarında zamanaşımı kronometresini çalıştırarak bu büyük insanlık suçunu unutturabileceklerini sananlar yanılıyorlar. Müvekkillerimizle birlikte bu davanın takipçisiyiz. İnsanlığa karşı işlenen suçların unutturulmasına, hukuken örtbas edilmesine izin vermeyeceğiz. AYM’nin de bu konuda artık etkili bir başvuru yolu olmadığına inanıyoruz. Adalet yürüyüşümüz, evrensel hukuk zemininde ve insan hakları rehberliğinde, sonuna kadar kararlılıkla sürecek.”

T24

TÜRKIYE