

2026-01-12
Hukuk yoksa adalet, öngörülebilirlik, verimli yatırım, yeterli üretim yok, güvenilir ortam, umut yok! O yüzden, ülkenin en büyük sorununun adalet olduğunun farkında olan gençlerin alınlarından öpmek lazım. Bu ülkenin en baş sorunu adalet sorunudur, diğer tüm sorunların kaynağı onun yokluğudur.
BAHADIR KURBANOĞLU
Trump, tüm kural tanımazlığı, nobranlığı ve kibriyle uluslararası kurum ve normları ilga edip (ihlal değil!) tüm dünyayı ABD’nin arka bahçesine çevirmeye çalışırken; AB, Latin Amerika ve Ortadoğu başta olmak üzere her coğrafyada alternatif birlik ve dayanışma mesajları yükselmeye başladı. Aklıselim çevrelerde, “iç barış” nidalarına hukuk, demokrasi, savunma, güvenlik konusunda verili durumları sorgulama eklendi ve alternatif paradigmalar üretme niyetleri dillendirilmeye başlandı.
Bunun karşısında ironik biçimde, bu çabaları ıslık çalarak karşılayan liderler sınıfı içinde Erdoğan ve Özel’i görmek üzücüydü. Venezuela faciası yaşanıp bir devrin kapanıp bir diğerinin açılması gündemi içinde, biri diğerine kasaba siyasetçisi retorikleriyle seslendi, diğeri de klasik “ana muhalefetin lideri” terkibini kullanmaktan geri kalmadı. Dünya yansa iktidar-muhalefet farketmeksizin, birileri “seçimlere odaklı ezber popülizm”den zerre miskal taviz vermemekte ısrarcı. Hâlbuki Gazze, Ukrayna, Somaliland, İran, Yemen, Latin Amerika, Kanada, Grönland, SDG, İsrail, BAE ve eklenebilecek yenileri derken yangının nerelere sıçrayacağını hesap etmekten aciz halde, milletin önüne konjonktür-üstü (!) polemikleri koymakta her iki taraf da dünden daha hevesli.
Tabii bu ortam “normalleşme”yi de, “iç barışı” da, “siyasi kriterlerle mahkûm edilip hayatları karartılmış olanları” da, KHK’lıları da gündeme almayı bir lüks, hatta ultra lüks olarak algılatıyor. Oysa tablo dünden daha vahim. Ülkenin sinerjisini ortadan kaldırma, iç tahkimatı güçlendirme adına hukuka uyma becerisi gösteren bir yapı maalesef ortada yok! İşin vahimi bu tabloyu hakkını vererek gündem eden bir muhalefet de ortada yok. İktidarın medya gücüyle pompaladığı gündemin sınırları dışına taşmaya -istisnai kişilikler dışında- güçlü partilerin niyeti yok. Millete gösterilmeyeni onlar da görmemekte ısrarcılar. Şöyle bir değinip geçmekten bahsetmiyoruz. Cümle arasında başlık sadedinde listelemekten de. Mağdurlar sadece ekonomik koşulların kurbanları değiller. Sadece emekli, asgari ücretli değil. Üstelik hukuksuzluğun kararttığı hayatlar, aslında ekonomik gidişatın her geçen gün daha fazla kötüye gitmesinin de şahitliğini yapmaktalar. Hukuk yoksa adalet de yok, güvenilirlik de, ekmek de!
Maalesef bunu yüzümüze daha çok AİHM kararları vuruyor. Bizi kendi gerçekliğimizle yüzleştiriyor. Ne gam! Kaç kişi duyuyor, kaçı dert ediniyor? Seçim sonuçlarını da etkilemiyorsa, klasik ezberlerle yola devam ediliyor. “Gündem skalasında sonlarda kalıyor” zannıyla da siyasetin gündemini ancak meşhur, medyatik kişilerle işgal ediyor.
Mesela Tayfun Kahraman gündemi olmasa, hasta tutuklular meselesi neredeyse tamamen unutulmuş halde, birkaç STK’nın basın bülteninde tarihe düşülen kayıtlar olarak kalacak. Ne ilginçtir ki Kahraman söz konusu edildiğinde ağız birliğiyle “Adi suçlular ve katiller salıverilirken, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen hasta bir tutuklunun hapiste tutulması adalete de vicdana da sığmaz.” diye kamuoyuna geçilen sosyal medya mesajları, mesela bu vesileyle hasta mahpusları da gündem etmeyi, yani sınırı bir parça zorlamayı falan da akla getirmiyor. Yeri gelmişken değinelim ki, -rakamlar değişkenlik göstergese de- cezaevlerinde 160’tan fazla kadın ve 1250 civarı erkek olmak üzere 1400’ten fazla hasta mahpus bulunmakta. 335 kadarının durumu ağır, 230 kadarı hayatını tek başına devam ettiremiyor, geriye kalanlarsa hem desteğe muhtaç hem de hastalıkları nedeniyle sürekli kontrol altında olmaları gerekiyor. Genelleme gibi görülmesin, nice kader mahkûmu da bu sistemin gadrine uğramış olabilir ama cezaevi boşaltacağım diye arsızı-ipsizi, çıkar çıkmaz eski eşini öldürmeye koyulanları salma heyecanına kapılmış olan bakanlığımız bu hükümlülerle ilgili ne yapmaktadır?
“Doldur-Boşalt İnfaz Sistemi” Değil, “Yeniden Yargılanma Hakkını” Da İçeren Adil Bir Yargı ve İnfaz Sistemi
Maalesef mevcut iktidar, yıllardır cezaevlerini doldur-boşalt siyasetinin ötesinde, asla adil bir infaz düzeni inşa etmeyi beceremedi. Salınan “adi suçlular” yeni yılın daha ilk günlerinde aile faciaları yaşatmaya başladılar. Hasta tutukluları içeride tutan ama suç makinelerini yer boşaltmak için salan bir kara düzen ürettiler. “Terör şüphelisi” adı altında vatandaşı ekonomiden sonra bir de çürümüş yargı düzeninin kurbanları kıldılar. Tüm dünyada toplam 300 bin terör şüphelisi varken, bizde bu sayı 2 milyon 200 bini çoktan aştı. Ev geçindirmeye, çocuk okutmaya, çalışana, emekliye sorsanız ülkenin birinci problemi ekonomi ama yakın dönemde hukukçuların yaptığı bir ankete göre gençlerin %90’ı ülkede demokrasi ve adalet olmadığını ifade ediyor. Gençlere göre adalet, %60 ile ülkedeki sorunların başında gelmekte, %20 ile de insan hakları üçüncü sırada. Elbette ekonomi de yaklaşık %40 ile ikinci sırada. Yani geleceğe dair umut taşımak isteyen ve yaşları gereği idealizmin çeperindeki gençlerin ekonomiden de önce gelen yegâne derdi adalet. Bu tablo ülkemiz adına kötü ama iyi yanından bakarsak gençler adına, geleceğimiz adına umut verici. Çünkü adalet ve hukuk olmadan huzur ve refahın olmayacağını gençlerimiz belli ki iyi kavramışlar. Ne de olsa bu konuda şampiyonluğa oynayan, liste başlarını zorlayan bir ülkede yetişme şansızlığını iliklerine kadar tecrübe ettiler. Peki siyaset, siyasi anketler dışında bunlara bakıyor mu? Gençler nezdinde toplam %80’leri bulan adalet ve insan hakları sorunlarını siyasetinin merkezine koyuyor mu? Koymadığının ispatı veriler, karneler, AİHM gibi kurumların ihlal vb.kararları.
18 yaşına gelen bir genç 9 yaşından beri, 25 yaşındaki genç 16 yaşından beri şu sahneleri tattı, yaşadı, gördü, şahit oldu, etkisine maruz kaldı: Ülkemizde, 2016 yılından bu yana tam 380 bin 600 hüküm verilmiş. 527 binden fazla insanımız hüküm almış. Adil yargılanma hakkının gaspı bir yana, 6 kişiden 1’i verilen hükümle “terörist” ilan edilmiş. Geri kalanlar da fişlenip sivil ölümlere mahkum edilmişler. Söz konusu adaletse kimlik elbette konu edilmez ama mağdurların kimliği bile siyasetin gidişatını etkileyememiş. Bu insanların yaklaşık %95’i muhafazakâr kesimlerden, %99’u üniversite mezunu. Yani 2.5 milyona yakın “teröristimizi” üniversitelerimizde bizzat kendi ellerimizle besleyip büyütmüş, okutup adam edememişiz (!) Hele ki bunlardan yaklaşık 3’te 1’i de lisans üstü eğitim almışlar! Ama biz bunların içinden, sadece bir yılda 346 bin hükümlü üretmişiz!
Bu trajediyi bir kenara not edip konuyu başka bir yöne çekelim. “Kaç cezaevi yapsanız bu yükü kaldırır” diye sormak gerekmez mi? Bir soru daha: “Böyle bir ülkede yargı ve kolluk diğer suçlarda nasıl sağlıklı çalışabilir?”
Bakın bir yılda tam 100 bin insanımız uyuşturucudan hükümlü olmuş. Adalet Bakanlığı 4 milyona yakın dosyada da “daimi arama kararı” vermiş! Ne demektir bu? “Biz artık şüphelileri, sanıkları aramaktan vazgeçtik” demektir! Her bir dosyada birden fazla gerçek suçlu var ve bunlar aramızda ama bunlara hakettiği cezayı vermede yargı ve kolluk çaresiz halde!
Çocuk istismarları 9 yılda %184 artmış. Dolandırıcılık 3 misli yükselmiş. Yani suçlar katlanarak artmış. Uzun vadelere yayılan icralık dosyalar yüzünden, mafyatik yapılar semirmiş. Biz de 50 bin, 50 bin salarak bu suçların toplumsal ıslahına dönük çareler üretememişiz.
AİHM’in 2420 Mağdur Üzerinden Yüzümüze Tuttuğu Ayna
AİHM, ByLock kullanımı iddiasına dayanılarak “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan mahkûm edilen 2.420 kişinin yaptığı başvurularda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) ile 7. maddesini (kanunsuz ceza olmaz) ihlal ettiğine hükmetti. Ama hala aynı kriterlerle davalar açılmaya, cezalar verilmeye devam ediliyor.
AİHM, 16 Aralık günü verdiği üç ayrı kararla, toplam 2.420 kişi hakkında yürütülen terör suçlarına ilişkin ceza yargılamalarında, AİHS’in -yukarıda belirttiğimiz- ilgili maddelerinin ihlal edildiğine hükmederken; bize şunu demiş oldu: “Gerçekten bir hukuk devletiysen bu kararların herkesi bağladığını görmeli ve benzer durumdaki bütün dosyalarda beraat kararı vermelisin!” Aslında bunu AİHM mealen söyledi ama ülkemizin aklı başında bütün hukukçuları bu görüşü dillendirdi. Şu an 433 binden fazla mahpus var, 1 milyona yakın denetimli serbestlik altında insan var. İşin vahimi, mezkûr karar, AİHM’in 66 yıllık tarihinde aynı günde 3 ayrı kararla 2.420 kişinin dosyasında birden ağır ihlallere hükmettiği başka bir örnek yok! Sizin anlayacağınız bu konuda da tarihe geçtik.
AİHM bu kararla hükümete en temelde şunları söyledi: “Adil yargılama yapmıyorsunuz”;,“Konusu suç olmayan işlemlerle suç isnadında bulunuyorsunuz”, “Ortada ceza var ama suç yok. Kanunlarınızda da bu cezalar kanunen düzenlenmiş değil.”
Gençlerin anketleri belli ki iktidarı korkutmuyor. Belli ki dünyadaki yeni bilinmezlikler ve sistemik deprem de korkutmuyor. Belli ki AİHM de öyle. Zira birazdan değineceğimiz üzere AİHM karnemizi kamuoyuyla çarpıtarak paylaştılar. Hem de Adalet Bakanı’nın X hesabından. Ama hep birlikte şunu sormak hakkımız: Daha kaç bin “ihlal kararı” gelirse devlet olarak hukuka döneceğiz? Bir utanç karnesi de bu davaların tümünün Yargıtay ve AYM’den geçmiş olması. Yani bu dosyaları binlerce yargı mensubu da görmüş durumda. Demek ki, toplu halde işlenmiş bu hukuksuzluklar siyasi talimat ve emirlerin uzantısıydı. Oysa bu kararların altına atılan imzalar sadece 2-3 milyon insana değil 85 milyona zarar veriyor. Emekli hakkını isterken, asgari ücretli, çalışan, işsiz isyanlardayken, geldiği vaziyetin altında bu hukuksuzlukların olduğunu maalesef idrak edemiyor. Bu illiyet bağını kuran insanlar da, yani muhalif siyaset de, başta belirttiğimiz üzere, sorumluluğunu gereğince yerine getirmiyor. Popülist zemin neyi buyurursa yelkenini o kadar şişiriyor. Ülkemizin yargı karnesi yüzünden yaşadığı ekonomik sorunların katlanarak arttığını bilenler, konulardan konu beğenip, gündemlerine otosansür uygulamaktan geri durmuyorlar.
Çarpıtılan AİHM Verileri Gerçeklik Duvarına Toslayıp Duruyor
Peki bu gelişmeler olurken Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ne yaptı? Ne yapacak, yanlış verileri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a prompterden okuması için verdi. O da milletle, milyonlarla paylaştı. TÜİK’ten alışkın olduğumuz gelenek burada da devreye girdi. Veri çarpıtarak nasıl ki çorba kaynamayan ev teselli bulmuyorsa, veri çarpıtarak tahliye olmayanı, adil yargılanmayanı, ihlale maruz kalanı tatmin etmiş olmuyorsunuz.
Şöyle dedi sayın bakan, yaptığı X paylaşımında:
“AİHM kararlarına uyma oranımız, yüzde 90 ile Avrupa Konseyine üye ülkelerin çok üzerindedir. İhlal kararlarına ilişkin oranlarda da yüzde 1.09 ile Konsey’e üye ülkelerin ortalama ihlal oranından daha düşük bir seviyedeyiz.”¹
Koca bakan veri çarpıtmayacağına göre, alt bürokrasi tarafından mı kandırıldı? Peki böyle yapmakla kim yanıltılmış oldu? AİHM başta ilgili kamuoyu gülümsedi. Ülkedeki ilgililer inanmadı, hesaplara/tablolara baktı. Mağdurlar öfkelendi. Milletinse bir kulağından girip diğerinden çıktı. Tabii gerçek veriler dış dünyanın sermaye ve yatırım gruplarınca bilindiği için aslında hükûmetin hiç işine yaramadığı gibi, aksine “güvenilmezlik” skalası bir yara daha almış oldu. O yatırımcı, uluslararası kuruluşların gerçek verilerine mi bakar, yoksa ülkenin adalet bakanını mı dinler? Bu durum fakirleşmeyi de yaratan zincirin en önemli halkalarından biri ama ne gam!
Peki doğrusu nedir? AİHM’in yayınladığı tabloda, “leeding cases” yani “önemli dosyalar” bölümüne göre Türkiye birinci sırada. 455 “önemli dosya” Türkiye’ye ait ve ülke olarak biz, buradaki 455 dosya içindeki 145 dosyayı maalesef gidermemişiz ki hepsi çok önemli (leeding cases) dosyalar.² Yüzdeye vurursak %30 yapıyor. Bakanlığın işine geldiği gibi kullandığı verilerle bunların hiç ilgisi yok ve esas mesele “önemli dosyalar” skalası.
Nitekim devlet olarak (daha doğrusu vergilerimizle millet olarak cebimizden) bu dosyalarla ilgili 2014-2024 arasında yaklaşık 162 milyon euro tazminat ödemişiz. Maalesef bunda da Türkiye’ye yaklaşan bile ülke yok. Aynı nüfusa sahip olduğumuz Almanya bile sadece 1.5 milyon euro tazminat ödemiş. Fransa 12 milyon euro; İspanya 1.7 milyon euro. Liste böyle uzayıp gidiyor. 1-2 milyon euro nerede, 162 milyon euro nerede? Üstelik dedik ya, bizim vergilerimiz bunlar! Neredeyse 8-9 milyar lira yapmakta. Velhasıl 47 ülkenin toplam tazminatının % 22’sini Türkiye tek başına ödemiş, daha da ödenecek olanlar var.
Bir de bunların insani karşılığı var. Hepsi birer hayat! Hepsi birer mazlumiyet karinesi! Hepsi birer sivil ölüm! Hepsi birer zarar görmüş aile! Hepsi birer yeniden yargılama konusu! Şimdi mağdurlar, bu kararları alanları “görevi kötüye kullanmaktan” ya da “anayasaya aykırılıktan” şikayet konusu etse, -ki haklarıdır ve muhtemel gelecekte artarak olacaktır- kimsenin bir söz söylemeye hakkı var mıdır? Yoktur, ama bizatihi hükümetin kendisi vatandaşlarını AYM ve AİHM kapılarında süründüreceğine elini çabuk tutup bu mağduriyetleri gidermenin yollarını üretemez mi? Son 9 yılın meşhur deyişiyle “Bir imzaya bakar”!
Siyasi aktörlerin büyük bölümü açısından bu kararların bir türlü görülememesi bir yana, acaba kaçı Adalet Bakanlığı’nın aylar önce kesinleşen bu kararları hâlâ Türkçe’ye dahi çevirmediği bilgisine sahip? Oysa onlar da çok iyi bilmektedirler ki AİHM kararlarını uygulamak anayasal bir yükümlülüktür ve bugün gelinen noktada bu yükümlülüğün sistematik biçimde ihlal edildiği açıktır. Ve bu ihlalin bedelini aileleriyle birlikte milyonlar ödemektedir. Ve bu milyonlar maalesef bırakın diğer milyonları, onbinler, hatta binler kadar siyasetin gündeminde değildir.
Özcesi, AİHM kararlarını görmezden gelmenin bedeli, yalnızca 2420 kişiye ve devamında sırada bekleyen onbinlere, yüzbinlere değil, aileleriyle ve yakın çevreleriyle birlikte milyonlara ödedilmektedir.
Sürecin sanıldığı üzere iyileşmeye dönük değil, kötüleşme anlamında ivemelenmesine örnek bir sunum geçtiğimiz günlerde avukat Hatice Yıldız tarafından gerçekleştirildi.¹ Yıllardır sahada olan ve yüzlerce müvekkilinin farklı davalarıyla tecrübelenmiş Yıldız’ın konuşmasındaki yakın dönem hüküm konuları, hukuksuzluğun ne ölçüde devam ettiğini ortaya koymakta. Avukat Yıldız’ın verdiği örnekteki müvekkiller salça ve tarhana satıyor. Bir kısmını internet üzerinden pazarlıyorlar. Alıcılardan (müşterilerden) 30’u yargılanıp beraat etmiş insanlar oldukları için ekmeğini 300 liralık salçadan, 200 liralık tarhanadan kazanmaya çalışan insanlar topluca yargılanmak üzere tutuklanıyorlar. Hem de daha avukatları savunma cümlelerini bitirmeden hakim kararını açıklıyor.
Sonra da oturup dizlerimizi dövüyoruz “Sanayicilerimiz neden Mısır’a, Romanya’ya, Çin’e kaçıyor” diye, “Neden ülkemize, katma değer sağlayıcı yatırımlar yerine faiz lobileri üşüşüyor” diye, neden “Bu kadar konkordato, neden trilyonlarla ifade edilen bireysel ve ticari kredi borçları” diye?
Hukuk yoksa adalet de yok. Hukuk yoksa öngörülebilirlik yok. Hukuk yoksa verimli yatırım yok, yeterli üretim yok; güvenilir ortam yok; umut yok! O yüzden gençlerimizin alınlarından öpmek lazım isabetli görüşleri nedeniyle ve bu gençlere sahip çıkmak lazım. Demek ki gençlere “ara eleman mı desek yoksa aranan eleman mı” tartışmalarının ötesinde, adalet meselesi, gençliğine sahip çıkmanın da ilk adımıymış!
Neticede bu ülkenin en baş sorunu adalet sorunudur, diğer tüm sorunların kaynağı onun yokluğudur!
¹https://x.com/yilmaztunc/status/2000633943608205556
²https://www.youtube.com/watch?v=XxksUhLMkjA
³https://www.youtube.com/watch?v=OwaCvC85Rsg
Perspektif
TÜRKIYE
2026-01-05Cübbeli Bürokratın “Düşüncesizliği”
2026-01-05Venezuela-Türkiye: Altın, uyuşturucu ve sürgün iddiaları
2025-12-312025: Çocuk olma halinin hedef alındığı yıl
2025-12-26Kürd Düşmanı Çevrelerin Bayrağımıza Yönelik Saldırı Planları Kursaklarında Kaldı
2025-12-25Türkiye’de 2025 iş kazaları bilançosu
2025-12-25Ukraynalı yetim çocukları depreme dayanıksız otele yerleştirmişler
2025-12-24Bodrum'da Amedspor taraftarlarına saldırı
2025-12-13LGBTİ+ derneklerinden ortak açıklama
2025-12-12Raftan indirilen Akbil davasında Erdoğan'a "gizli" beraat
2025-12-11Kayıp Çocuklar Atlası
2025-12-10Türkiye'de evrensel insan hakları 77. yılında ne durumda?
2025-12-08Devlet yurdunda ölen 5 aylık bebeğin ölümüne dava açıldı
2025-12-0611 yaşındaki engelli çocuk, 7 yıldır güvercin kümesinde tutuluyor!
2025-12-06MESEM: Eğitimin gölgesinde çocuk işçiliği
2025-12-01“Yeni Süreç Ve Batı Kürdistan'daki Gelişmeler” Konferansı Yapıldı
2025-12-01Ekonomik çöküş çeteleşmeyi körüklüyor
2025-12-01Süleymancılar yurdunda çocuğa şiddet
2025-12-01Türkiye’ye getirilen Ukraynalı yetimlere yönelik ihmal ve istismar zinciri
2025-11-29Basın ve ifade özgürlüğü raporunda çarpıcı tablo
2025-11-29Düzenleme değil af