Türkçe | Kurdî    yazarlar
Cihat Arpacık: Araplar Neden “İslamcı Nasır” İstemiyor?

2026-07-13

Devrimden sonra herkes, Suriye’nin yeniden inşasına destek vereceğini açıkladı. Ancak sözler, büyük oranda kâğıt üzerinde kaldı. Arap dünyası yeni bir Nasır istemiyor. Hele ki bu kez İslamcı bir Nasır ihtimalini hiç istemiyor.

Ortadoğu’da en önemli cümleler, dağılan gürültünün ardından kalan sessizlikte saklı. Mesela bir ziyaretin yapılmamasında, verilen sözün eksik tutulmasında, gönderilmeyen parada, ağırlaştırılan bir banka transferinde… Bölgenin siyasetini anlamak için sessizliği dinlemek bir fikir verebilir. Şam, bugün böyle bir sessizliğin içinde.

Devrimden sonra herkes, Suriye’nin yeniden inşasına destek vereceğini açıkladı. Tabi kâğıt üzerinde. Körfez başkentlerinden gelen açıklamalar da öyle söylüyordu fakat masaların altında dolaşan gerçek bundan çok farklı. Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’ın Şam’a verdiği sözler daha çok altyapıya, kalkınmaya, eğitime ve ekonomik toparlanmaya ilişkindi. Yol yapılabilir, okul inşa edilebilir, elektrik şebekesi onarılabilir ama bu para güvenlik kurumlarına, orduya, istihbarata ya da silahlı yapının yeniden inşasına aktarılamazdı. Çünkü kimsenin cevabını tam olarak veremediği bir soru var: Yabancı savaşçılar yarın ne olacak? Bu belirsizlik sürerken de güvenlik kurumlarına para vermek istemiyorlar. Aslında bu alanın finansmanını Katar’ın üstleneceği uzun süre konuşuldu. Doha gerçekten de belli ölçüde yük de aldı ama diğer ülkelerin vadettiği paraların çok azı Şam’a geldi.

Bu mesafenin nedeninin yalnızca para olduğunu söylersek yanlış yapmış oluruz. Çünkü mesele, bölgesel siyasette düğümleniyor. Ahmed Şara’nın yalnızca Şam’ın lideri olarak kalıp kalmayacağı sorusu, şimdilerde Arap başkentlerinin zihnini meşgul ediyor.

Örneğin Riyad’ı tedirgin eden başlıklardan biri Lübnan. Şara’nın Lübnan dosyasında etkili bir aktöre dönüşmesi, Suudi Arabistan’ın nüfuz sahibi olduğu Sünni siyasi alanı doğrudan etkileyebilir. Suudi Arabistan’ın asıl kaygısı, Şara’nın Lübnan’daki Sünniler üzerinde güçlü bir karşılık üretebilme ihtimali. Hatta Lübnan’daki Suudi Arabistan’a yakın Sünni çevrelerin bile Şara’nın fotoğraflarının dolaşıma girmesinden rahatsız olduğu konuşuluyor.

Nasır’ın Hayaleti Arap Sokağında

Çünkü Körfez’in hafızasında hâlâ silinmeyen Cemal Abdünnasır örneği var. Bir dönem neredeyse Arapların ortak lideri hâline gelen Nasır, bütün bölgenin siyasetini belirleyen bir figüre dönüşmüştü. Yemen’e müdahalesi ise Suudi Arabistan’ı yıllarca sürecek bir rekabetin içine çekmişti. Körfez monarşileri bugün yeni bir Nasır istemiyor. Üstelik bu kez milliyetçi değil, İslamcı bir çizgiden gelen, Arap sokaklarını yeniden etkileyebilecek bir ismi hiç istemiyorlar.

Şara’nın bölgesel ölçekte büyüme ihtimali bu yüzden birçok başkentte dikkatle izleniyor.

Bir süredir Suudi Arabistan bankalarının, Birleşik Arap Emirlikleri bankalarına yönelen bazı nakit akışlarını yavaşlattığı konuşuluyor. Bu teknik gibi görünen ayrıntılar aslında Körfez içindeki yeni güç mücadelesinin işaretleri olarak okunuyor. Birleşik Arap Emirlikleri, genel olarak Arap dünyasının kronik krizlerinden de uzaklaşmak isteyen bir çizgide. Kendi ekonomik ve jeopolitik rotasını oluşturma arayışında. Bu yüzden Suriye dosyasına da aynı pencereden bakıyor.

Kahire’nin tavrı ise başka bir hikâye anlatıyor. Mısır, eski Müslüman Kardeşler bağlantıları nedeniyle Şam’a büyükelçi atama sürecini hâlâ tamamlamış değil. Kahire’nin gözünde bugünkü yönetim, İhvan kodları taşıyabilecek bir siyasi yapı olarak okunuyor. Aslında bu algıyı besleyen unsurlar da var. Suriye’de hâlâ çok sayıda Mısır kökenli ve İhvan geçmişine sahip isim bulunuyor. Kahire’nin tehdit olarak değerlendirdiği bu isimlerin bugün Suriye ordusunda subay olarak görev yaptığı yönündeki bilgiler de Mısır’ın güvenlik kaygısını büyütüyor.

Esasında hiçbir Arap ülkesi, kendi coğrafyasında ya da komşusunda doğrudan İslamcı bir iktidarın kalıcı bir model hâline gelmesini istemiyor. Belki de bu yüzden dikkat çekici bir görüntü ortaya çıktı. Şam’a şimdiye kadar giden tek Arap lider Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani oldu. Şam’a giden diğer ikinci devlet başkanı ise Emmanuel Macron oldu. Macron’ın kapattığı mesafeyi Arap liderler açık tutmayı tercih etti. Şara, masalarda kendisiyle uzun uzun çalışan aktörlerle görüşmeye devam etse de Suriye gibi bir ülkenin Arap bir lideri olarak doğal olarak görmesi beklenen siyasi itibarı diğer Arap hükûmetler nezdinde hâlâ göremiyor.

Kabile Kuşağı

Irak sınırındaki kabile kuşağı da aynı denklem içinde önem kazanıyor. Suudi Arabistan, nüfuzunu doğrudan Şam üzerinden büyütmek yerine Irak ile Suudi Arabistan arasındaki kabile bölgelerine yatırım yapmayı tercih ediyor. Böylece, Suriye merkezli yeni bir etki alanı oluşmadan önce kendi toplumsal ve siyasi bağlarını güçlendirmeyi amaçlıyor

Bütün bu parçalar aynı fotoğrafın içine yerleşiyor.

Ortadoğu bugün yeni bir Suriye’yi değil, bir lider ihtimalini tartışıyor. Şara’nın Arap dünyasında oluşan liderlik boşluğunu doldurabilecek bir figüre dönüşmesi ihtimali, birçok başkentte açıkça dile getirilmese de en büyük rahatsızlık kaynaklarından biri.

Washington’ın Şara’yı Lübnan’a sokmak istemesi ama Şara’nın ABD’nin kurmak istediği bu denklemi görüp oyuna dahil olmaması da bu kaygıyı büyüttü. Ortaya çıkan tablo, acele etmeyen, sabırlı ilerleyen ve adımlarını zamana yayan bir siyasi strateji izlenimi veriyor.

Belki de bugün Arap başkentlerinin ortak cümlesi yüksek sesle söylenmiyor ama davranışları aynı şeyi fısıldıyor.

Sorun yalnızca Şam’ı ayağa kaldırmak olsaydı, petro-dolarlar sayesinde bu pek de zor olmazdı. Gerçek sorun, ayağa kalkan Şam’ın bir gün yeniden Arap dünyasının merkezi olma ihtimali. Çünkü Şam, Arap dünyasında “başkentlerden bir başkent” olmadı, bir hafızayı omuzladı. Emevilerden bu yana iktidarın, medeniyetin ve ortak Arap tahayyülünün en eski sahnelerinden biriydi. Kahire aklı, Bağdat ilmi, Mekke ve Medine inancı taşıyordu. Şam ise bütün bunların üzerine siyasal merkez olma iddiasını da ekledi. Bu yüzden Suriye’de değişen her rejimle, Arap dünyasına yeni bir kaftan biçme ihtimali belirir. Şam ayağa kalktığında, Arapların uzun zamandır unuttuğu “merkez” fikri de yeniden dolaşıma girebilir. Sanırım bölgedeki asıl tedirginlik tam burada başlıyor ve bütün bu mesafenin özeti tek cümlede saklanıyor: Arap dünyası yeni bir Nasır istemiyor. Hele ki bu kez İslamcı bir Nasır ihtimalini hiç istemiyor.

Perspektif

BASıNDAN