Türkçe | Kurdî    yazarlar
Vahap Coşkun: Münih ruhu

2026-02-19

Münih ruhu, herkesi memnun etti. Türkiye’nin de bu durumu gözeterek süreci hızlandırması ve Suriyeli Kürt aktörlerle ilişkileri kuvvetlendirmesi gerekir.

Münih Güvenlik Konferansı’nın bu yıl en dikkat çeken isimleri Mazlum Abdi ve İlham Ahmed oldu. Abdi ve Ahmed, başta Fransa Devlet Başkanı Macron ve ABD Dışişleri Bakanı Rubio olmak üzere, dünya siyasetine yön veren isimlerle bir araya geldiler ve sembolik değeri yüksek resimler verdiler. Türkiye’de de Abdi ve Ahmed’in görüşme trafiği yakından takip edildi.

İkilinin Münih’teki diplomasi sahnesinde çıkmalarında iki aktörün önemli bir rol oynadığı söylenebilir: Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ve Türkiye. KBY, bir süredir Suriyeli Kürtlerin diplomatik arenada varlık göstermeleri için yoğun bir gayret sarf ediyor. Daha önce Abdi’yi Duhok Güvenli Konferans’ında ağırlamıştı. Keza Mesud Barzani, Abdi ve ENKS yöneticilerini yanına alarak Erbil’de ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrrack ile masaya oturmuştu. Erbil’in sahip olduğu ciddi diplomatik ve siyasi ağı, Münih’teki tablonun ortaya çıkması için de seferber ettiği açık.

Ankara’ya gelince; bazı kesimler Münih’teki manzaranın Ankara’nın arzusu hilafına oluştuğu iddiasındalar. Ancak bu iddianın bazı zaafları var: Bir kere, Türkiye’nin mutlak bir vetosu olsaydı, Almanya Türkiye’ye rağmen bu işin altına girmezdi Ayrıca gerek Ahmed’in ve gerek Neçirvan Barzani’nin konuyla ilgili açıklamaları da, bu iddianın gerçeğe tekabül etmediğini gösteriyor. Ahmed, Türkiye’nin kendilerine karşı tavrının müspet yönde değiştiğini söylemişti. Barzani de, Türkiye’nin bu süreçte önemli ve olumlu bir işlev üstlendiğini belirtmişti. Demek, kamuoyu önündeki sert dilin aksine perde gerisinde daha yumuşak bir siyaset yürütülüyor.

“Düşman değil ortağız”

Almanya’da Şeybani, Abdi ve Ahmed’in “Suriye Heyeti” olarak görüşmelerde bulunmaları, herkese yaradı. Suriye, bu sayede ülkenin birleşme rotasına girdiği mesajını dünyaya duyurdu. Ortak katıldıkları her toplantıda Şeybani ve Abdi “birlik” kavramının altını çizdiler. Şeybani, bir söyleşinde “SDG ile düşman değil ortağız” ifadesini kullandı.  

SDG ise, Ocak ayında sahada yaşadığı gerilemeyi Münih’teki diplomatik ilerleme ile telafi etme fırsatı yakaladı. Diplomatik başarı, psikolojik kırılmanın tahribatını azalttı; kısa bir süre önce güçlü bir biçimde hissedilen yenilgi ve yalnızlık duygusunu seyreltti, Kürtlerin hala oyunda oldukları hissiyatı kuvvetlendirdi.

ABD ve AB de durumdan memnun kaldı. İki açıdan: Bir taraftan, bunu hem Suriye’nin istikrar yoluna girdiğinin ve yeni bir başlangıcın bir nişanesi olarak sundular. Barrack’ın Şeybani, Abdi ve Ahmed’in aynı karede yer almalarını “Bazen bir fotoğraf binlerce söze bedel” diyerek paylaşması, bunun en şiirsel ifadesiydi. Diğer taraftan ise, hem Kürtlerini gönlünü aldılar ve hem de bunu kendi kamuoylarına Kürtlerin yanında durmaya devam ettiklerinin bir delili olarak sundular.

Münih’te yapılan görüşmeler ve dillendirilen mesajlar ve verilen fotoğraflar dikkate alındığında, Suriye sahasıyla ilgili üç çıkarım yapılabilir:

Bir: Batı devletleri Şara yönetimine desteklerini sürdürüyorlar. Suriye’de çatışma ve iç savaş dosyasını kapatmak isteyen Batı, ülkede uzlaşı ve istikrarın sağlanması için de Şara’nın dışında bir alternatif görmüyor. O nedenle, Şara’nın Aralık 2024 öncesi geçmişini de, iktidarı döneminde yaşanan bazı ciddi sorunları da parantez içine alıyor ve onun arkasında duruyor. Kısa vadede bunun değişmesini sağlayacak bir faktör de görünmüyor.

İki: Suriye’nin geleceğinde Kürtlere bir rol biçiliyor. Şam güçlerinin Kürt şehirlerine girmelerinin engellenmesi, tarafların 30 Ocak Anlaşması için zorlanmaları ve Kürtlerin siyasi bir muhataplıkla sisteme dâhil edilmeleri bunun bir göstergesi. Abdi ve Ahmed’e gösterilen diplomatik itibarı da bu bağlamda değerlendirmek lazım.

Üç: Suriye’de etkili olan güçler, Şam ve SDG’nin karşı karşıya gelmesini istemiyorlar. Çatışmaya ve çatışma hevesine prim vermiyorlar. Taraflardan aralarındaki uzlaşmazlıkları siyaset yoluyla halletmelerini bekliyorlar; bunu yaptıkları takdirde kendilerine alan sağlayacaklarını ve meşruiyetlerini tahkim edeceklerini münasip bir lisanla anlatıyorlar.

Münih, bir nevi bu anlatımın sahnesi oldu. Görünen o ki, taraflar da bu anlatıma uygun davranmaya meyyaller. Nitekim Münih’te görüşmeler sürerken karşılıklı adımlar atıldı. Şam, SDG tarafından belirlenen Haseke Valisi’ni onayladı ve valilere geniş yetkiler tanıyan bir idari düzenleme yaptı. SDG de, askeri bütünleşme sürecinin başladığını duyurdu. Yani Şam-SDG birlikteliği fotoğrafta kalmadı sahaya da yansıdı.

Serbestiyet

BASıNDAN