

2026-01-22
Koyunların ne kadar masum, zararsız ya da uysal olduğunun, kendi kaderleri üzerinde en ufak bir hükmü yoktur. Hatta sütünüzün bolluğu, yününüzün kalitesi ya da gübrenizin bereketi bile o kaçınılmaz sonu değiştirmez. Çünkü günün sonunda kasap ile koyun arasındaki ilişki bir “fayda-zarar” dengesi değil, bir kesimhane hakikatidir. Koyun, bu hikâyeyi ancak ve ancak “koyun” olmayı bıraktığında, o sürünün bir parçası olmaktan vazgeçtiğinde başka türlü yazabilir.
Asıl mesele, celladınızın elindeki bıçağın keskinliği değil; sizin “koyun” kalma iradenizdir. Bir kez boyun eğmeye ve o çitlerin içinde kalmaya karar verdiyseniz, size ne kadar iyi bakıldığının, önünüze ne kadar taze ot konulduğunun hiçbir önemi kalmaz. Kasabın merhameti, kendi çıkarının bittiği yerde son bulur.
Sosyal Darwinizm arenasında haklılık yetmez
Bu metaforu, bugün kanayan yaramız olan Kürtlerin kaderine, daha doğrusu kadersizliğine bir altlık olarak kuruyorum. Tarih boyunca kimseye zarar vermemiş olmamız, mazlumiyetimiz ya da “haklı” oluşumuz, uluslararası siyasetin soğuk dişlileri arasında tek bir kuruş bile etmiyor. Bugün Gazze’de yaşananlara bakın: Filistinliler kime, ne zarar verdi? Masum çocuklar, çaresiz yaşlılar ve silahsız kadınlar “suçlu” oldukları için değil; zayıf ve korumasız oldukları için o enkazların altında can veriyorlar.
Yeryüzü, milletlerin acımasız arenasıdır. Burada ahlak değil, güç konuşur. Tam anlamıyla bir “Sosyal Darwinizm” sahasındayız: Gücün kadar varsın, gücün kadar hürsün. Haklı olmanız, dindaş olmanız ya da geçmişte omuz omuza savaşmış olmanız, güç dengeleri değiştiğinde birer nostaljiden öteye geçmez. Zayıfsanız ezileceksiniz; bu, doğanın ve siyasetin değişmez yasasıdır.
Masallar bitti: Ütopyalardan gerçekliğe
Otuz yıl önce de aynı şeyi söylüyordum, bugün de aynı noktadayım: Eğer yeryüzünde bir yeriniz olsun istiyorsanız, mesele koyun olmaktan kurtulmaktır. Ulusların gücü bir gecede mucizelerle oluşmaz; bilimle, teknolojiyle ve birikimle inşa edilir. Günümüzde güç demek; laboratuvardaki buluş, bilgisayardaki kod, fabrikadaki üretim demektir. Silahı da, ilacı da, parayı da bilim üretir. Bilimden kopuk bir ulusal dava, sadece bir ağıttan ibarettir.
“Atamız ekseydi biz biçecektik, biz ekersek torunlarımız biçecek.” Bu bir sabır değil, bir inşa çağrısıdır. Eğer torunlarımızın da kimliksiz, yersiz yurtsuz ve birilerinin “merhametine” muhtaç kalmasını istemiyorsak, bugün o ödevi adam gibi yapacağız. Kendini diğerlerinin seviyesine bile getirememiş, en kötü demokrasilerin bile kazanımlarını elde edememiş yapıların, bölgeye ve dünyaya “sosyal demokrasi” getireceği vaadi, ancak uyutulmaya hazır kitlelerin inanacağı bir masaldır. Reel sosyalizmin çöküşünün üzerinden 36 yıl geçmişken hâlâ aynı bayat sloganlarla halkı peşinden sürükleyenler, aslında o halkı uyutanlardır.
Kimse sofrasındaki ekmeği ümmet diye bölmez
Uyanmak zorundayız. Ümmetçilik, tarikatçılık ya da cemaatçilik adı altında kimliksizleştirilmeye çalışanlara karşı gözümüzü açmalıyız. Bakın dünyaya: Arap, Araplığını; Türk, Türklüğünü; Pers, Persliğini “ümmet” uğruna feda etmiyor. Herkes kendi ulusal çıkarını kutsal bir kılıfla sarmalayıp masaya oturuyor. Din kalbimizde, Allah’a inanç ruhumuzdadır; ancak dünya sahnesindeki mücadele rasyoneldir, ulusaldır ve siyasidir.
Çalışacağız, üreteceğiz ve geliştireceğiz. Rakibimiz üç saat okuyorsa, biz on üç saat okuyacağız. Çünkü bilgi, en büyük silahtır. İbadet eder gibi çalışmak zorundayız. Hiçbir ideolojinin, hiçbir inancın ve hiçbir “çobanın” peşine körü körüne takılmayın. Sorgulayın! Çünkü bir çobanın peşinde koşmak, peşinen “koyun” olmayı kabul etmek demektir.
Kendi aklını başkasının cebine koyanlar, kesimhaneye giden yolda sadece sırasını bekler. Biz o sıradan çıkacağız. Koyun olmaktan kurtulup kendi kaderinin efendisi olan bir milletin iradesini bilimle, akılla ve terle inşa edeceğiz. Başka yol yok.
Rudaw
BASıNDAN
2026-01-19Yetvart Danzikyan: 19. yıl mektubu
2026-01-14Tuğçe Tatari: Ana akım muhalif medyanın iktidar medyasıyla uzlaşma noktası; Kürtler!
2026-01-13Yusuf Ziya Cömert: ‘Dindar olan iyidir’ yargısını kim bozdu?
2026-01-11Umur Talu: Rosa, Renee, Ali İsmail, onlar, siz, biz!..
2026-01-06Vahap Coşkun: “Olmazlar” değil “Olurlar”
2026-01-05Yıldıray Oğur: Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
2025-01-04Emine Uçak Erdoğan: Yaşam Hakkı Meselesine Dönüşen Adalet Mücadelesi
2026-01-04Murat Sevinç: Murat Ağırel elbette yalnız değildir!
2026-01-02Berrin Sönmez: Şalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi?
2025-12-29Ayşe Hür: Roboski Davasına Derkenar
2025-12-29Cihan Ülsen: Roboski: Hatırlanamayan bir şey
2025-12-26Murat Sevinç: Leyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı?
2025-12-25 Yetvart Danzikyan: Leyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin?
2025-12-25Ali Bayramoğlu: Memlekette siyasetin kültürü…
2025-12-25Hasan Danayifer*: ABD İçin Ortadoğu artık önemini yitirdi mi?
2025-12-24Cihan Ülsen: Yanlıştır ama: Tribün refleksi denen şey
2025-12-20Umur Talu: Ahmed bize ne anlattı?
2025-12-20Vahap Coşkun: Küfürbazlar ve ötesi
2025-12-16Umur Talu: Mesele inanmak değil, anlamayı istemek!
2025-12-13Umur Talu: ‘Utanma utanma… Ot diktin ocağıma’