

2026-07-30
Bugün hâlâ cevabı bilinmeyen birçok soru var. Van Yahudileri resmî bir tehcir emrine tabi tutuldu mu? Malları nasıl kayboldu? Hangi aileler aşiretlerinin himayesine sığındı? Kimler geri dönebildi, kimler bir daha Van’ı hiç göremedi? Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık politikaları bu insanları nasıl etkiledi? Demek istediğim şey, Van Yahudilerinin hikâyesi, yalnızca 1948’de İsrail’e göç eden bir cemaatin öyküsü değildir.
Sedat ULUGANA
Tarihsel olarak Van denildiğinde akla çoğunlukla, Kürtler, Ermeniler, Nasturiler, aşiretler ya da Rus işgali gelir. Oysa Van Vilayeti’nin çok katmanlı tarihinin neredeyse tamamen unutulmuş bir halkı daha vardı: Yahudiler…
Geleneksel anlatı, Van Yahudilerinin kökenini MÖ 6. Yüzyıldaki Babil Sürgünü’ne (MÖ 586) kadar götürür. Bu anlatı aynı zamanda cemaatin kolektif hafızasında da önemli bir yer tutar; ancak bunu kesintisiz bir tarihsel yerleşim olarak doğrulayacak belge bulmakta hala zorlanıyoruz. Nitekim tarihsel belgelerle izlenebilen dönem çok daha geçtir. Van ve özellikle Başkale çevresindeki Yahudi cemaatlerinin varlığı en az 18. Yüzyıldan itibaren güvenilir kaynaklarla takip edilebiliniyor. 19. Yüzyılda Osmanlı salnameleri, seyyahlar, misyonerler ve konsolosluk raporları bu cemaatlerden söz etmektedir. Ama veriler son derece sınırlıdır.
Kısacası günümüzde Başkale, Gevaş, Hakkâri ve İran hududunun her iki yakasında yaşayan Yahudilerden geriye birkaç mezarlık ve dünyanın dört bir yanına dağılmış üçüncü kuşağın (torunların) hafızası kaldı. Öyle ki Osmanlı Yahudiliği üzerine yazılan eserlerde İstanbul, Selanik ve İzmir anlatılırken; Van Yahudileri adeta unutuldu gitti. Van üzerine yapılan tarihi araştırmalar doğal olarak Ermeni Soykırımı, Osmanlı-Rus savaşı ve Kürt aşiretleri üzerinde yoğunlaştı. Böylece küçük Yahudi cemaati, Kürtler ve Ermenilere yönelik iki büyük tarih yazımının arasında görünmez hâle geldi. Oysa bu insanlar yüzyıllar boyunca Van Denizi havzasında yaşamış, Kürtçe, Aramice, kısmi olarak Türkçe, Farsça ve kimi zaman Ermenice konuşmuş; sınır ticaretinde önemli roller üstlenmişti.
Kendilerini “Nash Didan” yani “bizim halkımız” diye adlandırılan bu cemaat 20. yüzyılın ilk çeyreğinde icra edilen şiddet dalgasından paysız kalmadı elbette. Nitekim 1915 yılı Van’da yalnızca Ermenilerin değil, bölgedeki diğer halkların hayatını kökten değiştiren bir dönüm noktasıydı. Ermeni Soykırımı’nın yarattığı ortam, Rus işgali, kent savaşı, zorunlu göçler, kıtlık ve salgın hastalıklar Yahudi cemaatini de derinden etkiledi. Van ve Başkale’deki birçok Yahudi ailesi evlerini terk ederek Urmiye, Salmas, Hoy ve Tebriz’e sığındı. Ancak İran’a ulaşmak da kurtuluş anlamına gelmiyordu. Onları sınırın diğer tarafında da savaş, açlık ve yeni şiddet dalgaları bekliyordu.
Bugün hâlâ cevabı bilinmeyen birçok soru var. Van Yahudileri resmî bir tehcir emrine tabi tutuldu mu? Malları nasıl kayboldu? Hangi aileler aşiretlerinin himayesine sığındı? Kimler geri dönebildi, kimler bir daha Van’ı hiç göremedi? Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık politikaları bu insanları nasıl etkiledi?
Demek istediğim şey, Van Yahudilerinin hikâyesi, yalnızca 1948’de İsrail’e göç eden bir cemaatin öyküsü değildir. Asıl kırılma çok daha önce başladı. 1890’lardan itibaren artan şiddet, Birinci Dünya Savaşı, 1915 felaketi, Bolşevik Devrimi, Urmiye havzasındaki çatışmalar ve Türkiye-İran sınırının yeniden çizilmesi yaklaşık kırk yıl süren bir çözülme yarattı. Yani popüler anlatının aksine bu cemaat bir gecede değil, onlarca yıl boyunca dağıldı.
Elbette şu hususun altı çizilmeli: Van Yahudilerinin yaşadıkları ne Ermenilerin uğradığı merkezî tehcir ve imha politikasıyla özdeşti ne de ondan bağımsızdı. Ermeni Soykırımı’nı mümkün kılan şiddet ve cezasızlık ortamı, bölgedeki küçük Yahudi cemaatinin de güvenliğini, ekonomik hayatını ve geleceğini ortadan kaldırdı. Bu cemaat böylece dünyanın dört bir tarafına dağıldı.
Sanırım Van Yahudilerinin görünmez oluşunun en önemli nedeni, belgelerinin dünyanın dört bir yanına dağılmış olmasıdır. Osmanlı, İran, Rusya, Fransa, İsrail ve Ermenistan arşivleri; Amerikan misyoner raporları, aile koleksiyonları ve sözlü tarih kayıtları bir araya getirilmeden bu hikâyeyi yazmak mümkün görünmüyor şimdilik.
Numedya24
YAŞAM
2026-07-29500 yıllık Feqiyê Teyran Medresesi çöküyor
2026-07-28Dersim'deki Ermeni Ergen Kilisesi yıkılmak üzere
2026-07-21Taytımızı çalamazlar ya
2026-07-21"Geçmişimiz parçalanmış. kalan parçaları bir araya getirmeye çalışıyorum"
2026-07-21Edirne 1931: Alevifobi tarihinden bir kesit-8
2026-07-14Edirne 1931: Alevifobi tarihinden bir kesit-7
2026-07-13Gladyatör arenasında adalet aramak
2026-07-121931 Edirne: Alevifobi tarihinden kesit-6
2026-07-12Ermeni Soykırımı’nın son tanıklarından Mary Vartanian vefat etti
2026-07-10Edirne 1931: Alevifobi tarihinden kesit-5
2026-07-09Edirne 1931 – Alevifobi tarihinden kesit-4
2026-07-09Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamına ait fotoğraflar ortaya çıktı
2026-07-08Edirne 1931, Alevifobi tarihinden bir kesit: 3
2026-07-07Edirne 1931, Alevifobi tarihinden kesit -2
2026-07-01Edirne 1931, Alevifobi tarihinden kesit -1
2026-06-29“İdarenin Aslanını Vurdum İşte”
2026-06-26Barış: Silahların Susmasından Daha Fazlası
2026-06-24Amedspor’un Anlattığı
2026-06-18Sırma apoletli isyan: Hazar kıyısındaki Kürt sufiler
2026-06-18Şeqlawa’dan Siirt’e adı gibi bir Şêr: Adday