Türkçe | Kurdî    yazarlar
Barış: Silahların Susmasından Daha Fazlası

2026-06-26

İnsan onurunu ve haklar bakımından eşitliği merkeze almayan hiçbir yaklaşım, ne kadar çekici kavramlarla sunulursa sunulsun, kalıcı bir barış üretemez. Barış, bir ülkenin kendisiyle ilgili en ciddi sınavlarından biridir.

NECDET İPEKYÜZ

“Bir kavram olarak barış, savaşın göreli kavramıdır. Bu da, savaşın olmadığı yerde barışın olduğu düşüncesine götürüyor ve bizi barış konusunda yanıltıyor.” *

İoanna Kuçuradi

Barış kelimesini sık kullanıyoruz. Çoğu zaman da onu, savaşın ya da çatışmanın sona erdiği bir durum olarak tanımlıyoruz. Silahlar susmuşsa barış gelmiş sayılıyor. Oysa mesele bu kadar basit değil. Çünkü savaş yalnızca belirli bir zaman diliminde yaşanan silahlı çatışmalardan ibaret değil. Toplumları, kurumları ve insanların birbirine bakışını dönüştüren uzun bir süreçten söz ediyoruz. Etkisi, çatışmanın yaşandığı dönemin çok ötesine uzanıyor. Üstelik bedelini sadece silah taşıyanlar ödemiyor. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve gelecek kuşaklar da bu yükü taşıyor.

Savaş, tek tek şiddet olaylarının toplamı demek değildir. İnsanların birbirini tehdit olarak görmeye başladığı bir iklimdir. Bu iklim nasıl oluşuyor? İnsanlar ortak sorunlar karşısında karşıt kamplara ayrıldığında, birbirlerini dışlamayı meşru görmeye başladığında ve her yöntem kabul edilebilir hale geldiğinde çatışmanın zemini oluşuyor. Şiddet de yalnızca silahtan ibaret olmuyor; kurumlara, dile, siyasete ve gündelik hayata yerleşiyor. Bu nedenle barışı savaşın basit karşıtı olarak tanımlamak yetersiz kalıyor. Çünkü çatışmalar sona erse bile onların izleri yaşamaya devam ediyor. Ayrımcılıkta, cezasızlıkta, eşitsizliklerde, korkuda ve birbirine yabancılaşan toplumsal ilişkilerde…

Sanırım asıl soru barışı nerede aramamız gerektiği noktasında şekilleniyor. Barış, anlaşmazlıkların yok olduğu bir düzen değildir. Farklılıkların düşmanlığa dönüşmeden birlikte var olabildiği bir toplumsal zemindir. Bunun için tür olarak insanı, insan onurunu merkeze koyan, insan olmak ve haklar bakımından eşit değerde gören bir anlayışa ihtiyaç var.

Barışın dayanağı, yalnızca iyi niyet değildir. Öngörülebilir, herkese eşit uygulanan ve araçsallaştırılmayan bir hukuk düzeni olmadan kalıcı bir barıştan söz etmek zor. Demokratik bir toplum da ancak bu zeminde kurulabilir. Yasaların, kurumların ve kamusal hayatın amacı, insanın insan olarak yaşayabilmesini güvence altına almak olmalıdır. Düzen, itaat üreten bir mekanizma değil, eşitliği, vicdanı ve insan onurunu koruyan bir çerçeveye dönüşmelidir.

Bu noktada insan hakları belirleyici hale geliyor. İnsan hakları bir temenni listesi değildir. İnsan onurunu korumayı zorunlu kılan ortak ilkelerdir. Ancak bu ilkeler metinlerde yazılı olduğu için değil, hayata geçtiği ölçüde anlam kazanır. Bir hakkın gerçekten var olabilmesi için kullanılabilir, korunabilir ve ihlal edildiğinde hesabı sorulabilir olması gerekir. Bugün dünyanın birçok yerindeki temel sorun da burada ortaya çıkıyor. Haklar kâğıt üzerinde varlığını korurken gündelik yaşamda karşılığını bulmuyor. Bu mesafe büyüdükçe toplumsal gerilim artıyor; eşitsizlikler derinleşiyor, ayrımcılık sıradanlaşıyor ve insanlar birbirini “biz” ve “onlar” diye ayırmaya başlıyor. Çatışmaların zemini de tam burada yeniden oluşuyor. Bu yüzden barış, hakları yazmak değil, onları yaşatmaktır.

Barış, hukukun varlığı değil, hukukun üstünlüğüdür.

Barış, sessizlik değil; insanların onur içinde birlikte yaşayabildiği bir düzendir.

İnsan onurunu ve haklar bakımından eşitliği merkeze almayan hiçbir yaklaşım, ne kadar çekici kavramlarla sunulursa sunulsun, kalıcı bir barış üretemez. Sonuçta barış, bir ülkenin kendisiyle ilgili en ciddi sınavlarından biridir. Hukukunu, kurumlarını ve ortak dilini insan onurunu koruyacak şekilde kurup kuramadığının sınavı.

Belki de önümüzde duran asıl soru şudur: Hakları yalnızca yazmakla mı yetineceğiz, yoksa onları gerçekten yaşatan bir düzen kurmak için ısrar mı edeceğiz?

İoanna Kuçuradi’nin sözleriyle başlamıştık onunla bitirelim:

“Barış bir durumdur; ancak insan haklarının korunduğu bir durumda mümkündür. Silahların susması ise tek başına barış değildir.” **

*7-15 Eylül 2024 tarihlerinde Maltepe Kitap Günleri, “Onur Konuğu” Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, 7 Eylül’deki açılışta, “Barış Üzerine” başlıklı bir konuşması

** UNESCO’nun ilan ettiği 19 Kasım Dünya Felsefe Gününde Türkiye Felsefe Kurumu Maltepe Üniversitesi’nde 19-20 Kasım 2015 tarihinde 27. İstanbul Semineri adıyla düzenlenen etkinlik açılışında Prof. Dr. İoanna Kuçuradi konuşması

Perspektif

 

YAŞAM