Türkçe | Kurdî    yazarlar
Tuğçe Tatari: “Eski saygınlar” ve Türkiye’nin çürüyen bazı aydınları!

2026-07-25

Çözüm sürecinin başından bu yana önce seviyeli başlayan, bazılarına gülerek geçebildiğimiz ve biz süreci destekleyenlere yönelik eleştiriler barındıran görüşler, son günlerde hakarete ve ağır ithamlara dönüşmüş durumda… “Peki ama sizin öneriniz ne? Siz ne olsun istiyorsunuz tam olarak” sorularına yanıt vermeden bu yolda ilerleyemezsiniz. Siz neyin peşindesiniz, anlatın öğrenelim…

Aslında uzun zamandır yazmamak için direndiğim bir yazıyı yazmaktayım…

Kimseyle polemiğe girmek veya girmemek gibi çekincelerim olmadığını okurlar bilir. Aksine, artık Türkiye’de polemik yapılamıyor olmasından yakınır, eskiden polemik yazarlığı vardı, son yıllarda yerini dümdüz hakarete bıraktı, o alan da yok oldu, diye üzülürüm. Fakat çekilmeye çalışıldığım ‘sarmalı’ da fark edersem düşmemeyi gözetirim.

Bir süredir üzerimizde dönmekte olan o sarmalın başını ‘bazı eski büyüklerimiz’ çektiğindendir ki onları da kırıp dökmek istemediğim için, düştükleri yerde bir de ben fotoğraflarını çekmiş olmayayım diye hep sessizliğimi korudum.

Ben ve benim gibi bir avuç meslektaşımın yine aynı sarmal tarafından etrafı çevrilmiş durumda. Yalnız da değilim elbette, bunun da farkındayım.Bu bazı ‘eski büyüklerimiz’ maalesef akademisyen, tarihçi, duayen gazeteci gibi insanlardan oluşuyor. Fikren geçmişte de uyuşmadığımız yerler şüphesiz ki oldu, olmuştur. Fakat hep bilginin, düşüncenin hâkim olduğu, özgürlüklerin gözetildiği, hak-hukuk arama düzleminde de ortaklaşılmış, uzlaşılmıştır.

Eskiden sonsuz saygı duyulan bu insanlar maalesef bu süreçte başka bir boyuta geçtiler. Bu bazı ‘eski saygınlar’ şimdilerde cemaat artığı yayınların gözbebeği, faşizan görüşlerin baş tacı olmuş vaziyetteler. Radikal milliyetçiler bile bir şekilde bu insanlardan daha barışçıl kaldı, inanılmaz ama öyle. Hiç değilse savaş çığırtkanı gibi görünmeme kaygısı taşımaktalar! Bunlar o eşiği de aşmış hâlde.

Sürecin başından bu yana önce seviyeli başlayan, bazılarına gülerek geçebildiğimiz ve biz süreci destekleyenlere yönelik eleştiriler barındıran görüşleri son günlerde hakarete ve ciddi ithamlara dönüşmüş durumda. Yazılarımızı, röportajlarımızı, katıldığımız yayınları adeta birer akbaba gibi izleyip saldırmak için fırsat kollamaktalar. İşin kötüsü, bir başkasının yaptığı barışı destekleyen ‘iş’ söz konusu olduğunda da yine dönüp dolaşıp konuyu bizlere getirerek süreklilik arz eden bir çılgınlık hâline büründüler. Ne acıdır ki sürece dair oluşan en ufak bir olumsuzlukta bize saldırmayı da normal sayar hâle geldiler.

Geçtiğimiz iki haftalık ‘durgunluk döneminde’ bizleri kaybeden konumuna yerleştirip konuyu yine bizlere bağlamakta dahi bir beis görmediler. Güleceksiniz belki ama Rojava’da yaşanan abluka döneminde direkt ve açıktan “Bunlar senin yüzünden oldu” diyeni dahi oldu.Hepsini görmezden geldim, geldik…Fakat son tahlilde işler başka bir noktaya taşındı. Hakkımızda, “Gazetecilik değil propaganda yapıyorlar” denmesinden tutun, “Bunlar iliştirilmiş gazeteciler” demeye varan ağır ithamlara kadar vardırdılar bu işi. Bu noktada hukukçu arkadaşlardan görüş aldım elbette. Kendime iliştirilmiş -ne devlete ne örgüte ne de herhangi bir yere dair böyle bir şeyin imasını dahi kabul etmem- tanımını yaptırtmam sonuçta.

Fakat hukukçu arkadaşlar haklı olarak “Bu görülme çabasını beslemek konusunu azımsamayalım, ama biraz daha düşünelim” dediler. Üzerine yayınlar yapacakları, yazılar yazacakları -tam da en başından beri istedikleri gibi- sonunda elle tutulur bir tepkiyi verelim mi vermeyelim mi, bunu biraz daha düşünelim ve bekleyelim dediler.

Ama yalan yok, çok can sıkıyor bu işler.

Ağzıma ilkin gelenleri yuttuğumda, “Hocam, size bu Gladyo, bu kafatasçı tahrik yöntemlerini FETÖ’cüler mi öğretti” sorusunu aklımdan çıkartamadığımı fark ettim.

İşini yapmaya çalışan bir gazeteciye ‘iliştirilmiş’ diyebilecek haddi size kim tanıdı mesela?Hakikaten siz ne ara bu tarz bir düzey kaybı yaşadınız? Bu nasıl bir çürümüşlüğün sonucudur ki gazetecilik çabasını, ifade özgürlüğünü dahi kriminalize eder hâlde bulduk sizi!

Sol ile perçinlenmiş liberal, aydınlık, özgürlükçü, ifade özgürlüğünü savunan bir yerden sizi buralara savuran ‘şey’ nedir, inanın çok merak ediyoruz.

Bu süreci beğenmeyebilir, ‘ne uğruna nelerden vazgeçildi’ eleştirisini yapabilir, “Kürtler bu işin kaybedeni olabilir” diyebilir, hatta bizleri bu süreci destekleyerek Kürt kazanımlarının önünü tıkamakla da eleştirebilirsiniz.

Ama bir yerden sonra sizlere sorulan “Peki ama sizin öneriniz ne? Siz ne olsun istiyorsunuz tam olarak” sorularına da yanıt vermeden, sıklıkla ortaya koyduğunuz “Bu barış böyle kuru kuruya olacaktıysa neden savaşıldı” vurgunuzun bir yerde “kazanana kadar savaşa devam” anlamına geldiği eleştirilerine değinmeden bu yolda yürümeye devam edemezsiniz.

Kaldı ki hiçbiriniz olası bir savaş durumunda silahlanıp alana gidecek değilsiniz, evlatlarınızdan, sevdiklerinizden de “Ben savaşırım” diyen yok. O hâlde siz neyin peşindesiniz? Bir anlatın hele, öğrenelim.

İlkin bizi ‘zekâsızlığa varan iyimserlik’le itham ettiğiniz süreç destekçiliği, barış gazeteciliği -veya adına her ne demek isterseniz fark etmez- tercihlerimizi, “İliştirilmiş gazeteciler bunlar, ondan başlarına bir şey gelmiyor” noktasına çekerseniz, işte orada işler değişir. Biz de sizi akli melekelerini kaybetmişlikten alır, bir görev icabı bu saldırganlığı sürdürdüğünüzü, bu yaptığınızın salt savaş çığırtkanlığı olduğu düşüncesinin karşısına koyarız!

Bir süreç devam ederken örgüte ilişkin yazılar ve röportajların tutuklamayla sonuçlanmamasını sorgulayan bu ‘eski saygınlara’, bu işlerin ne olacağı -umalım ki olmaz- işler tersine döndüğünde belli olur, hep öyle olmuştur, demek isterim. Şayet dilediğiniz gibi olur da bizler de cezaevini boylarsak, bedeller öder ve sırf barışı destekledik diye hayatlarımız dar edilirse -ki bu hep masada, taze bir ihtimaldir Türkiye’de- rahata mı ereceksiniz? Peki ama sizin bu durumdan kazanımınız ne olacak?

Defaatle türlü yollar deneyerek beni ‘aralarına davet’ eden, ettiren, ortak tanıdıklar vasıtasıyla sıklıkla düşünceleriyle aydınlanmamı salık verdiren, “doğru yer bizim yanımızdır” alt mesajlarını ilettiren bu bir grup ‘eski saygın’ ve maalesef okur-yazar insan tarafından iki yıldır aralıksız rahatsız edilmekteyim.

İnanın çaresiz kaldım; cevap versen pespayeliği arttıracak, üzerinden kendilerince gündem yaratacak, beslenecekler.

Cevap vermesen söylediği ağır sözleri söylemiş olarak kayıtlara geçecek ve söz öyle itiraz da edilmemiş şekilde olduğu yerde kalacak.

Ne yapalım biz şimdi?

En güzeli, bu durumun da fazlasıyla farkında olan siz okurlar verin aklı; barışmaktan tedirgin olan, gençlerin yaşanamamış hayatlarının, anaların, babaların acısını duyumsamayan bu insanlarla nasıl mücadele etmek gerek?

Susalım mı, yoksa biz de elimizden geleni ardımıza koymayalım mı?

T24

BASıNDAN