

2026-07-25
“Yeni parti” sıfırdan başlamıyor; doğrudan ana muhalefet yine! Bu kez, “bir şiir okudu, hapse girdi”den farklı olarak, hapislerle iç içe. Bu ülkedeki çok kişinin de başına geldiği, gelebileceği gibi. Tüm haksızlıkları, tüm adaletsizlikleri, tüm acıları olabildiğince “kardeş” yapabilirlerse; “tüm umutlar”ı da kardeş yapabilirler
Doğrusu buydu! “Butlan KK”dan beri burada birkaç kez yazdığım da oydu: Yeni bir partiyle yeniden yola çıkmak ya da yolculuğa artık daha da farklı biçimde devam etmek.
Elbette “CHP’nin adı” da oy alır. Ama SHP varken ne kadar aldığı da ortada ya da ortadan kayboldu. Şimdi birtakım anketlere göre “adıyla” ne kadar alabileceği de ortada ya da iyice ortaya çıkacak.
Önce çocuktum, sonra gençtim. 12 Mart darbesi döneminde Cumhuriyet gazetesinin yönetimi tamamen değişmişti. “Aile içi” birtakım hesaplaşmalarla. Ve “solda” sayılan gazete “sağdan” saydırmaya başlamıştı bir ara. Yanlış hatırlamıyorsam 40 bine yakın okuru yerinde kalmıştı. Çok sevdiğim “teyzeler” dahil.
Sonra anladım ki, “adı”nı alıyorlardı. İçerikten ziyade. Biz daha sonra öyle yapmadık. İçeriği yeniden toparlandı sonradan. Bir gün gelecek, orada çalışacaktım da.
Özgür Özel ve arkadaşları da, bu “siyasi şiddet ve tezgah” sürecinde çok gecikmeden doğrusunu yaptılar. İsim değişti, parti zemini değişti, Türkiye zemini bildiğiniz gibi. Şimdi biraz “içerik”i de yenileme zamanı. Elbette ben bilemem ve haddim de değil ama, AKP’ye oy vermiş ve şu anda mağdur kesimlere, kısmen de biraz daha “sol içerik” katma zamanı.
ABD gibi “iki parti tutuculuğu”nun kesif olduğu devasa bir ülkede “Demokratik Sosyalistler”in başarıları izlenmeye değer mesela. Önce Mamdani çıktı; aynı anda ve sonradan yenileri eklendi, ekleniyor. Toplumun, bilhassa gençlerin “sol”a bakışı değişiyor. Kampanyalarından vaatlerine kadar, tam “Yeni Parti”nin inceleyebileceği bir vaka, hatta dalga. Trump, Rubio gibilerinin “perişan ama dik Küba”yı canavar göstererek ABD’de “komünizme savaş” açmaları zaten anlatıyor durumu.
Tabii AKP’nin 2002’de gelişi de incelemeye değer!
Yalnız arada ciddi bir fark var, en azından şartlar bakımından. AKP, rahmetli Necmettin Erbakan’ın açısından “ihanet”ti. Partisi kapatılmışken, kendisi “içeri”deyken arkasından hançerlenmek olarak değerlendirmişti. Muhtemelen oğlu hala öyle düşünüyordur. Onlar “Fazilet”ten “Saadet”e geçmeyerek “saadet yolu”na gittiler çeyrek asırdır.
CHP’de ise, AKP ve KK’nın işbirliğiyle başka bir şey oldu. “Zorla sürgün” gibi.” Yani “ihanet” kelimesi burada tezgahla birlikte omuz omuza!
AKP’nin ilk “kurucu liderliği” kadrosundan kim kaldıysa, parmak kaldırsın. Çoğunu savura savura, “adam (ve kadın)” bırakmayarak pek o günlerden, “tek adam”a geldi parti.
“CHP’den kopuş” başka bir şey şimdi. AKP bir ara iktidar ortağı bile olmuş bir partiden kaçanların “Yenilikçiler” adıyla çıktıkları yolculukta o sırada halkın önemli bir kesimine verdiği “umut”tu. Ana muhalefet bile olmadan iktidar oldu. Büyük deprem enkazıyla ve büyük ekonomik bunalımla, 28 Şubat gibi müdahalelerle yorulmuş bir halk kesimi ve gençleri “bir nevi ihtilal” yapmıştı.
Şimdi resmen ana muhalefet, fiilen birinci parti olan CHP dinamitlendi. Yani “Yeni parti” sıfırdan başlamıyor; doğrudan ana muhalefet yine! Bu kez, “bir şiir okudu, hapse girdi”den farklı olarak, hapislerle iç içe. Bu ülkedeki çok kişinin de başına geldiği, gelebileceği gibi.
Tüm haksızlıkları, tüm adaletsizlikleri, tüm acıları olabildiğince “kardeş” yapabilirlerse; “tüm umutlar”ı da kardeş yapabilirler. Bugünün dünyasında ve Türkiye’sinde bu çok mümkün. Çünkü kasvetli, kirli bir dünya ve ülkede, insanların buna ihtiyacı olduğu gibi, uyanışı da elle tutulur gözle görülür halde.
“Soldaki” herkesin beklentisini o herkesin siyasi-ideolojik pozisyonlarına göre karşılamayacak olsa da “Ya AKP ya yeni bir hayat” ikileminde, “sol nefes” bir sosyal demokrat parti modelinin tüm çelişkilerine rağmen, kendilerine de ülkeye de iyi gelebilir.
1950 sonrası CHP’nin yüzde 40’ı bulduğu tek dönemin, Ecevit’in ve partinin “en sol” ve hatta “tek sol” hali olduğu da bir anıdan ve tarihten ibaret değildir. Belki!
Bir de, seçmenin seçmesinden önce, adayını ve yol arkadaşlarını iyi seçmek gerekiyor tabii. “Temiz, doğru, dürüst, fedakâr, namuslu, çalışkan, azimli” gibi muğlak görünen nitelikler aslında o kadar da entipüften şeyler değil sanırım!
T24
BASıNDAN
2026-07-25Berrin Sönmez: Kadın fotoğrafı yasak kadın sünneti reklamı serbest mi?
2026-07-25Tuğçe Tatari: “Eski saygınlar” ve Türkiye’nin çürüyen bazı aydınları!
2026-07-24Murat Sevinç: Özgür Özel ve arkadaşları çok doğru bir iş yaptı
2026-07-23Ahmet Taşgetiren: Ya Özgür Özel’in dokunulmazlığı kalkarsa
2026-07-23Murat Sevinç: 'Tayt' deyip geçmemek lâzım!
2026-07-21Ali Duran Topuz: Dolandırıcın mı var derdin var!
2026-07-16Ahmet Taşgetiren: “Sır küpüm”
2026-07-13Cihat Arpacık: Araplar Neden “İslamcı Nasır” İstemiyor?
2026-07-12Berrin Sönmez: Yargıya “İmamoğlu savunma yapmasın” baskısı
2026-07-06Eyyüp Demir: Kavramların gerçeklikle ikamesi
2026-06-20Umur Talu: Futbol bazen bir direniş ve umut sahnesi oluverir!
2026-06-19Murat Sevinç: Neydi neydi… hah, masumiyet karinesiydi!
2026-06-18Ali Duran Topuz: Öğretmene vurulan yerde gül biter!
2026-05-26Sedat Ulugana: Simko Meselesi: Bir “kahraman” hikâyesinden fazlası
2026-05-23Umur Talu: Demokratik bir hukuk devletini sevsinler!
2026-04-03Necdet İpekyüz: Muhalif gazetecilik olur mu?
2026-03-26Yetvart Danzikyan: Koynunda haç taşıyanlar...
2026-03-26Oral Çalışlar: Savcı Doğan Öz Kürt meselesinde hassastı
2026-02-26Yetvart Danzikyan: 27 Şubat’ı beklerken “statü” mesajları
2026-02-23Yetvart Danzikyan: AİHM ve AYM kararları için elinizi tutan mı var?