

2026-01-11
Direnenler, dayanışma içine girenler, işte Gazze ve Minneapolis’i birlikte haykıranlar, hareketlenen çalışan sınıflar, Afrika Kupası’nda ülkesinin her maçında “antiemperyalist efsane” Lumumba’nın heykeli gibi, yumruğu havada dimdik duran birisi var. Bazen tek başına, bazen omuz omuza!
Bir önceki yazı şöyle başlamıştı: Trump, Venezuela’dan “başkan kaçırırken” yaşlı Rosa Gonzales’i de yatağında, uykusunda öldürmüştü!
Bu kez, genç bir anneyi, 37 yaşındaki Renee Good’u öldürdü! Bu kez, ABD’de, Minneapolis’te.
“Başkan’ın özel ordusu” ICE epeydir “göçmen avı”nda. Sözde oturma izni olmayan, kaçakları arıyorlar ama çoktan vatandaş olmuş insanlar da toplanıyor. Evlerinden, çocuklarının okulundan, arabalarından, sokaktan koparılıyor. Bazen çocuklar da.
Bu “avcılar”ın arkasında sadece Başkan yok. Amazon, Fed Ex, Comcast, Dell, General Dynamics, Motorola gibi büyük şirketler, Palantir gibi “İsrail’le iç içe” güvenlik algoritmaları, esasında her gün kullandığımız “araçlar”ın Yapay Zekâ ve sosyal medya ağaları da var. Başta Nazi Almanya’sı, tarihte her yerde görüldüğü gibi, faşizmle ya da diktatörlerle, ama gönüllü ama sinerek, servetlerinin ve kârlarının peşinde kanka olanlar.
Sadece onlar değil; “bir kişinin İspanyolca konuşması, ten rengi onun şüpheli sayılmasına yeter” diyebilen içtihat da bulunuyor. Sesi titrek medya, sinmiş Cumhuriyetçi hatta Demokrat parlamenterler de. Üniversiteler de. (Bilirsiniz böyle şeyleri!) Ve tabii ABD aşırı sağı; faşizmle, Nazizmle ruh birliğinin denizlerinde ve dehlizlerinde dolaşanlar da.
Rosa’nın nasıl öldürüldüğünü görememiştik ama Renee’nin nasıl öldürüldüğü ayan beyan görüldü. “Yeni ırkçılık”ın avlamak üzere maskeli milislerini saldığı “ten rengi koyu ya da koyuca” komşularını korumak isterken öldürüldü iki çocuk annesi. Arabasını durdurmak isteyen ve yanına yaklaşan “maskeli, devlet tetikçisi” birkaç el ateş ederek yüzünden vurdu onu.
“Irkçılık” bu kez ten rengi koyu bir avı değil, avlamak istedikleriyle, komşularıyla, hemşerileriyle dayanışma içinde olan, onlar evlerinden çıkamayınca alışverişlerini yapan, onların hayatına omuz veren “beyaz kadın”ı da öldürmüştü. O yüzden, başta Minneapolis, her yerde, buz gibi havaya da rağmen öfkeyle, tepkiyle sokakta omuz omuza veren binlerce kişi “hepimizi öldürebilirler” diyordu.
(Tam bu noktada Berkin Elvan’ı, Ali İsmail Korkmaz’ı, Uğur Kaymaz’ı, Metin Göktepe’yi ve nicesini hatırlıyor musunuz? Biraz hatırlar mısınız!)
Renee Good, belli ki, soyadı gibi “iyi” bir insandı. İki çocuğuyla köşesine çekilmemiş, “insan avı”na çıkanlara karşı, rengini, ırkını ayırmadan komşularının yanında mücadele etmişti. Her renkten binlerce, yüzbinlerce ABD’li gibi. Chicago’nun “siyah”, Minneapolis’in “beyaz” veya New York’un çiçeği burnunda “Hint asıllı Müslüman” belediye başkanı gibi.
Minneapolis’i de kapsayan Minnesota eyaletinin valisi Walz, Renee’nin katledilmesine tepkisini ifade ederken, “yerel ulusal muhafızlar”ın silah altına alınabileceğini, ABD federal kültüründe yeri olan “devlete direnme hakkı”nın kullanılabileceği bile ima etti.
Rosa’dan Renee’ye “ırkçılık” vazgeçmiyordu. Bu cümledeki Rosa, Venezuelalı değil, Rosa Parks; yani bir zamanlar “siyahlar”ın alınmadığı ya da en arka sıralara oturmaya mecbur kaldığı otobüslerde, bir gün yerinden kalkmayarak “tek kişilik direniş”le “devrimci” bir eylem yapan Rosa. (Bu otobüs hiyerarşisi Türkiye’de orduda, servis araçlarında geçerliydi; renge göre değil de rütbeye göre, ast üst çitleriyle… belki değişmiştir”)
Renee’nin öldürüldüğü gün ve günlerde, Venezuela ile yetinmeyip Danimarka ve Avrupa’dan Grönland’ı isteyen Trump, ABD’yi onlarca uluslararası örgütten de çıkardı, Fransa Cumhurbaşkanı’nı “ilaç fiyatlarını yükselt” diye tehdit etti; Venezuela’nın “kaçırılması”nda sessiz kalan Avrupa bu kez mırıldanmaya başladı. Burkina Faso’da ise, “anti emperyalist bir darbeci”ye karşı bir darbe düzenlenmişti!
Adeta ABD’de “iç savaş” açan eden bir başkan türü, “Latin Amerika’nın kesik damarları”ndan kanını içmeye koyulurken, yine adeta, “NATO iç savaşı”nın da kıyısında dolaşıyordu. Tam da Putin’in istediği gibi!
“Barış” adına övündüğü ve “bizimkiler”in karşısında iki büklüm olmuş sırtlarını sıvazlayıp durduğu Suriye’de ise, yeni rejim de Alevileri, Kürtleri “temizlemeye” girişmişti, Renee ABD’nin orta yerinde öldürülürken. (Ülkenizde Suriye rejiminin saldırılarını protesto edenler ise devlet gücüyle hırpalanıp gözaltına alındı.) İsrail de katletmeye devam ediyordu; Netanyahu, “yakalanması” gereken Avrupa’nın semalarından, hükümetlerin sessizliğiyle uçup yine ABD ırkçılığının zirvesine koşmuştu zaten.
O yüzden, Renee’nin öldürülmesiyle sokağa çıkanlar, yerel ve enternasyonal bağları hemen kurdular: Gazze’den Karakas’a, Minneapolis’e… aynı ırkçılık, aynı faşizanlık, aynı despotluk, aynı nefret ve şiddet ile tahakküm histerisi. Ülkemizde ve dünyada kuracağımız bağ budur. “Ezenler”in şiddetli “küreselliği”ne karşı, “ezilenler”in dirençli “enternasyonal”i! (Buna dair bir kitabımı pek yakında görüşlerinize sunmak isterim…)
Bu yeni “diktatörler” için ulusal hukuk zaten çiğnenesi bir sakız ve çiğneyip ezilesi bir “insan hakkı”ydı ama; “uluslararası hukuk” da artık ayaklarının altındaydı.
Ve yüzsüzlük ile yalan, ateşli silahlarının yanında, en önemli silahları oluyordu. (Bunu da yakından bilirsiniz!) Başta Trump, ABD yönetimi Renee’ye “tehdit oluşturduğu için ateş edildiğini” söyledi; video ortadayken bile. Başkan Yardımcısı Vance, “sol ideolojinin kurbanı oldu” deyiverdi; tarihte ve ülkemizde çok bilinen bir ifadeyle. Devletin ya da faşistlerin kurbanı değil, “ideolojisi”nin! Bunu da yakından bilirsiniz zaten!
Fakat belki de “ektiklerini biçecekleri” bir dünya da var. Direnenler, dayanışma içine girenler, işte Gazze ve Minneapolis’i birlikte haykıranlar, hareketlenen çalışan sınıflar, Afrika Kupası’nda ülkesinin her maçında “antiemperyalist efsane” Lumumba’nın heykeli gibi, yumruğu havada dimdik duran birisi var. Bazen tek başına, bazen omuz omuza! Bazen sınırlar dahilinde, bazen sınırları aşarak. (İşte yeni kitap da bunlara dair!)
T24
BASıNDAN
2026-01-06Vahap Coşkun: “Olmazlar” değil “Olurlar”
2026-01-05Yıldıray Oğur: Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
2025-01-04Emine Uçak Erdoğan: Yaşam Hakkı Meselesine Dönüşen Adalet Mücadelesi
2026-01-04Murat Sevinç: Murat Ağırel elbette yalnız değildir!
2026-01-02Berrin Sönmez: Şalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi?
2025-12-29Ayşe Hür: Roboski Davasına Derkenar
2025-12-29Cihan Ülsen: Roboski: Hatırlanamayan bir şey
2025-12-26Murat Sevinç: Leyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı?
2025-12-25 Yetvart Danzikyan: Leyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin?
2025-12-25Ali Bayramoğlu: Memlekette siyasetin kültürü…
2025-12-25Hasan Danayifer*: ABD İçin Ortadoğu artık önemini yitirdi mi?
2025-12-24Cihan Ülsen: Yanlıştır ama: Tribün refleksi denen şey
2025-12-20Umur Talu: Ahmed bize ne anlattı?
2025-12-20Vahap Coşkun: Küfürbazlar ve ötesi
2025-12-16Umur Talu: Mesele inanmak değil, anlamayı istemek!
2025-12-13Umur Talu: ‘Utanma utanma… Ot diktin ocağıma’
2025-12-09Gökhan Bacık: Kürt açılımı hangi barışı getirecek?
2025-12-09Fethiye Çetin: “Kafesim geniş ve ben de uysalca volta atıyorum içinde”
2025-12-09Ohannes Kılıçdağı: Barışırken tarihi ne yapacağız?
2025-12-08Emine Uçak Erdoğan: Derinleşen Hakikat Krizimiz ve Medya