

2026-01-06
DEM Parti Eşgenel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın yaptığı uyarı ve verdiği mesaj mühim. Bakırhan, ezcümle “olmazları değil olurları konuşalım” diyor O halde bu Komisyon için “Olurlar” neler olabilir? Silah bırakmayı mümkün kılacak bir yasa önerisi ve ülkenin önüne bir demokratikleşme perspektifi koyan bir rapor hazırladığında Komisyon asli vazifesini yerine getirmiş olur.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Ağustos-2025’te çalışmalarına başladı. Ekinm-2024’te başlayan yeni çözüm sürecini desteklemek için ve silah bırakmanın hukuki çerçevesini hazırlamak amacıyla kurulan bu Komisyon’da, İYİ Parti haricinde Meclis’te temsil edilen bütün partiler yer aldı. Komisyon, beş ay boyunca farklı kesimlerden sivil toplum kuruluşlarını, kanaat önderlerini ve akademisyenlerin görüşlerine müracaat edildi. Ayrıca iktidarın önde gelen isimleri de (Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma ve Adalet Bakanları ile MİT Başkanı) süreçle ilgili bilgi ve kanaatlerini Komisyon ile paylaştılar.
51 üyeden oluşan Komisyon, yoğun bir mesai harcadı. Farklı perspektifleri dinledi, binlerce sayfalık kayıt tuttu. İktidar temsilcilerinin katıldığı toplantılar dışında bütün toplantılar kamuya açık bir şekilde gerçekleştirildi. Asla bir araya gelemeyeceği düşünülen kişiler, bir sene önce Meclis’te konuşacağını söyleyecek olsanız meczup muamelesi görmenize neden olacak isimler Komisyon’da çok medeni bir ortamda görüşlerini dile getirdiler. Komisyon’un demokratik seviyesi, Türkiye ortalamasının çok üzerindeydi.
Dinleme safahatını nihayetlendirdikten sonra Komisyon’daki siyasi partiler, kendi raporlarını Meclis Başkanlığı’na sundular. Raporlara baktığınızda, partilerin bir mesele üzerinde bunca vakit ortak bir çaba sarf etiklerini düşünmeniz zor. Zira raporlar bir çözüm arayışından ziyade, her partinin kendi siyasi pozisyonunu bir kere daha halka göstermek ve kayda geçirmek maksadıyla kaleme alınmışlardı.
Hiçbir parti siyasi mevziinden bir taviz vermedi ve raporlar da bu mevzilerin tahkimatında kullanıldı. Herhangi bir komisyon çalışması olmadan partilerden bu mesele hakkında bir rapor yazmaları istenseydi, muhtemelen her parti yine bugün muhatap olduğumuz metinlerle karşımıza çıkarlardı. Hülasa Komisyon’un faaliyetleri esnasında hâkim olan ortaklaşma ruhu, partilerin raporlarına sirayet etmedi.
Şimdi Meclis’te grubu bulunan beş partinin temsilcilerinden oluşan bir heyet, bu farklı raporlardan ortak bir metin çıkarmaya çalışacak. Partilerin aralarındaki mesafe düşünüldüğünde, buradan bir mutabakatın çıkacağını düşünmek kolay değil. Eğer partiler esnemezlerse, bir uzlaşmaya da varılamaz.
DEM Parti Eşgenel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın bu bağlamda yaptığı uyarı ve verdiği mesaj mühim. Bakırhan, ezcümle “olmazları değil olurları konuşalım” diyor ki, bu son derece doğru bir yaklaşım. Zira çözüm süreçlerinde, ilk elde yapılabilecek olanları yaparak, evvela geniş kabule mazhar düzenlemeleri gerçekleştirip akabinde hazmı daha zor ve çetin meselelere geçerek yol alınır. Bütün yaralara aynı anda merhem bulunamaz. Bütün taleplere aynı anda cevap verilemez. Odağı kaybetmemek ve peyderpey ilerlemek asıl olandır.
“Bozucu değil yapıcı siyaset”
O halde bu Komisyon için “olmazlar” nedir? Başlıca iki olmaz var: Birincisi, Kürt meselesinin bütün yönleriyle bir hal yoluna koyulmasını bu Komisyon’a havale etmektir. İkincisi de, Türkiye’nin bütün demokratik sorunlarının çözümünü bu Komisyon’dan beklemektir. İkisi de olmaz. Komisyon ne Kürt meselesine ne de Türkiye’nin demokratikleşme dertlerine derman olabilir. İkisi de ağır yüklerdir; Komisyon’dan bu yükleri kaldırmasını beklemek gerçekçi de değildir işlevsel de.
Peki, bu durumda ne yapabilir? “Olurlar” neler olabilir? İki “olur”dan söz etmek mümkün: Birincisi, Komisyon’un PKK’nin silah bırakma sürecini tamamına erdirecek bir yasal çerçeve hazırlamasıdır. Komisyon, Yeni Yol Grubu’nun raporunda (hakları geçmesin; bana göre Komisyon’un amacına hizmet eden en iyi rapor, Yeni Yol Grubu’nun raporuydu) belirtildiği üzere DDR (Disarmament, Demobilization and Reintegration / Silah bırakma, Terhis ve Entegrasyon) programına uygun bütüncül ve kapsayıcı bir yasa çerçeveyi uzlaşmaya ile Meclis’in önüne getirebilir, hatta getirmelidir. Çünkü acil olan bu yasadır; iyi bir yasa çıkarsa diğer adımları atmak içinde sağlam bir zemin oluşur.
İkincisi, Türkiye’nin acil demokratikleşme sorunlarına dair bir perspektif ortaya koymaktır. Çünkü, Komisyon’da kulak verilen hemen her kişi ve kurum, salt PKK’nin silah bırakmasıyla ilgili fikirlerini dile getirmediler, bununla birlikte bir an önce düzeltilmesi icap eden kimi demokratik problemlere de işaret ettiler. Komisyon bu görüşleri de bir rapor halinde Meclis’in dikkatine sunmalıdır, demokratik sorumluluk bunu gerektirir.
Velhasıl, silah bırakmayı mümkün kılacak bir yasa önerisi ve ülkenin önüne bir demokratikleşme perspektifi koyan bir rapor hazırladığında Komisyon asli vazifesini yerine getirmiş olur. Partileri, bu bakış açısıyla hareket etmelidirler. Bakırhan’ın sözleriyle “bozucu değil yapıcı, zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı olmaları” ve “gerçekçi bir siyaset izlemeleri”gerekir.
“Her şeyden önce bütün partiler düşlediklerini değil reel olanı ortaya koymalı. Çünkü düşlediklerimizi tartışırsak yol alamayız. Her bir siyasi partinin tahayyülü farklı olabilir ama hiçbir parti tahayyüllerini dayatmamalıdır.” Doğru olan budur; ana ekseni kaybetmek ve adım adım ilerlemektir. Her şeyi bir pakete sıkıştırmak gibi ne mümkün ne de gerekli olan bir aşırılığa kapılmamak, onun yerine yüzünü yapılabilecek olana dönmektir. Laf olsun diye yerden kaldırılmayacak kadar büyük kayalara yapışmamak, aksine yolu temizlemektir. Çözüm, menfileri büyütmekte ve onlara takılıp kalmakta değil, müspetleri çoğaltmaktadır.
Serbestiyet
BASıNDAN
2026-01-05Yıldıray Oğur: Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
2025-01-04Emine Uçak Erdoğan: Yaşam Hakkı Meselesine Dönüşen Adalet Mücadelesi
2026-01-04Murat Sevinç: Murat Ağırel elbette yalnız değildir!
2026-01-02Berrin Sönmez: Şalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi?
2025-12-29Ayşe Hür: Roboski Davasına Derkenar
2025-12-29Cihan Ülsen: Roboski: Hatırlanamayan bir şey
2025-12-26Murat Sevinç: Leyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı?
2025-12-25 Yetvart Danzikyan: Leyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin?
2025-12-25Ali Bayramoğlu: Memlekette siyasetin kültürü…
2025-12-25Hasan Danayifer*: ABD İçin Ortadoğu artık önemini yitirdi mi?
2025-12-24Cihan Ülsen: Yanlıştır ama: Tribün refleksi denen şey
2025-12-20Umur Talu: Ahmed bize ne anlattı?
2025-12-20Vahap Coşkun: Küfürbazlar ve ötesi
2025-12-16Umur Talu: Mesele inanmak değil, anlamayı istemek!
2025-12-13Umur Talu: ‘Utanma utanma… Ot diktin ocağıma’
2025-12-09Gökhan Bacık: Kürt açılımı hangi barışı getirecek?
2025-12-09Fethiye Çetin: “Kafesim geniş ve ben de uysalca volta atıyorum içinde”
2025-12-09Ohannes Kılıçdağı: Barışırken tarihi ne yapacağız?
2025-12-08Emine Uçak Erdoğan: Derinleşen Hakikat Krizimiz ve Medya
2025-12-08Ziryan Rojhilatî: Şara’nın şükrü ve Suriye bilmecesi