

2026-01-13
“Yiğit düştüğü yerden kalkar.” Bu bir atasözü. Son derece yalın. Düşünce, eğer kalkabilirsen, düştüğün yerden kalkarsın.
Eğer kalkamazsan düştüğün yerde kalırsın. Birisinin seni kaldırmasını beklersin.
Ya da öldün. O zaman kalkamazsın. Biri gelir seni kaldırır.
Bu kadar basitse, yiğit olsun olmasın insanın düştüğü yerden başka bir yerden kalkması mümkün değilse o zaman böyle bir atasözüne de lüzum yok.
Biliyorsunuz, dilimizde cümlelerin vurguladığımız kısmı cümlenin anlamında değişiklik yapar.
Cümleyi söylerken ‘düştüğü yerden’ kısmını vurgularsan bu anlattıklarım aşağı yukarı geçerlidir.
Vurguyu ‘fiil’e yapınca söz biraz anlam kaybeder.
Yiğidin nereden kalkacağını değil kalkacağını söylemiş olursun.
Tamam abi, kalkar, ne yapalım? İnşallah kalkar.
Şu hâlde, bu sözün atasözü sayılması için cümlenin ‘zarf’ını yani ‘düştüğü yer’i vurgulamak gerekiyor. (Bize ‘zarf’ diye öğretmişlerdi şimdi belirteç diyorlarmış.)
Bir söz uzun zamandır söyleniyorsa dokunma söze içinde bir hikmet vardır.
Atalarımız şöyle düşünmüş olabilirler mi?
Bir yanlış yaptın, yaptığın yanlış düşmene sebep oldu.
Kalkman gerekiyor.
Kalkabilmen için yaptığın yanlışı terk etmen gerekiyor.
Sözün nasıl anlaşıldığını araştırırken Prof. Osman Müftüoğlu’nun bir makalesine rastladım. Gerçi Müftüoğlu hastalıklar için söylüyor ama her türlü düşüşe uygulanabilir.
Şöyle diyor: “Sorunu oluştuğu yerde, oluşturan şeyde, yaratan ortamda, üreten problemde çözmeye odaklanın.” (Hürriyet, 20 Mayıs 2016.)
Doğru bir yaklaşım.
Bu söz ‘bizim mahalle’de öteden beri başka bir kasıtla söylendi.
‘Bizim mahalle’ dediğim, muhafazakâr, mütedeyyin insanların meskûn olduğu mahalle.
“Yiğit düştüğü yerden kalkar. İslam bu topraklarda düştü. Bu topraklardan kalkacak.”
Söz böyle yorumlanınca işin içine biraz milliyetçilik giriyor.
Olsun, Müslümanları ayağa kaldırma görevini kendisinde gören bir yaklaşımda kusur aramamız gerekmez.
Bana sorarsanız, şu anda tarihlerindeki en kötü dönemlerinden birini tecrübe eden, İslam’ın hoşlanmadığı ne varsa, yolsuzluk, adaletsizlik, zulüm, yalan, dolan hepsinde önde giden Müslümanlar yeryüzünün hangi bölgesinde uyanacaksa uyansın.
‘Müslümanlar’ derken başka bir dünyadan bahsetmiyorum. Kendimizden, kendi dünyamızdan bahsediyorum.
Bizim yaşadığımız diyarda uyanırlarsa daha iyi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mahdumu ve İlim Yayma Vakfı mütevelli heyeti başkanı Bilal Erdoğan Türkiye Gençlik STK’ları genel kurulunda bir konuşma yaptı.
Gençliğin sürekli bir tehdit veya sorun olarak görülmesinin doğru olmadığını, topluma empoze edilen bu karamsar söylemlerden kurtulunması gerektiğini söyledi.
“Toplumda ‘dindar olan insan iyidir’ yargısının yeniden güçlendirilmesi zorunludur” dedi.
Burada düşünmemiz gerekiyor.
Toplumda ‘Dindar olan insan iyidir’ yargısı ne zaman güçlüydü?
Ne zaman zayıfladı?
Mesela, dindar olduğunu söyleyen insanlar iktidara geldikten sonra zayıflamış olabilir mi?
“İyiliklerin kaynağının Müslümanlardan geldiği algısının toplumda kesin şekilde yerleştirilmesi gerekiyor.”
Bu ‘yargı’dan veya ‘algı’dan mı müştekiyiz yoksa ‘olgu’dan mı?
‘İyiliklerin kaynağının Müslümanlardan geldiği algısı’nı kendimizi değiştirerek mi, ıslah ederek mi yerleştireceğiz.
Artık yolsuzluk yapmayarak, ehliyete liyakate önem vererek, yetim hakkı yemeyerek, insanlara adaletle, merhametle muamele ederek…
Yoksa yoksa toplumu yaptıklarımızın adalete, liyakate, ehliyete, hakkaniyete uygun olduğuna ikna ederek mi?
Yani biz doğruyuz, siz yanlış algılamışsınız mı?
Düştüğümüz yerden kalkacak mıyız? Yoksa düşmedik, ayakta mıyız?
Özeleştiriye çok ihtiyacımız var, ama müsait miyiz?
Karar
BASıNDAN
2026-01-11Umur Talu: Rosa, Renee, Ali İsmail, onlar, siz, biz!..
2026-01-06Vahap Coşkun: “Olmazlar” değil “Olurlar”
2026-01-05Yıldıray Oğur: Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
2025-01-04Emine Uçak Erdoğan: Yaşam Hakkı Meselesine Dönüşen Adalet Mücadelesi
2026-01-04Murat Sevinç: Murat Ağırel elbette yalnız değildir!
2026-01-02Berrin Sönmez: Şalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi?
2025-12-29Ayşe Hür: Roboski Davasına Derkenar
2025-12-29Cihan Ülsen: Roboski: Hatırlanamayan bir şey
2025-12-26Murat Sevinç: Leyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı?
2025-12-25 Yetvart Danzikyan: Leyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin?
2025-12-25Ali Bayramoğlu: Memlekette siyasetin kültürü…
2025-12-25Hasan Danayifer*: ABD İçin Ortadoğu artık önemini yitirdi mi?
2025-12-24Cihan Ülsen: Yanlıştır ama: Tribün refleksi denen şey
2025-12-20Umur Talu: Ahmed bize ne anlattı?
2025-12-20Vahap Coşkun: Küfürbazlar ve ötesi
2025-12-16Umur Talu: Mesele inanmak değil, anlamayı istemek!
2025-12-13Umur Talu: ‘Utanma utanma… Ot diktin ocağıma’
2025-12-09Gökhan Bacık: Kürt açılımı hangi barışı getirecek?
2025-12-09Fethiye Çetin: “Kafesim geniş ve ben de uysalca volta atıyorum içinde”
2025-12-09Ohannes Kılıçdağı: Barışırken tarihi ne yapacağız?