

2026-07-25
‘Kadın sünneti’ tartışması bize ne söylüyor?
Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu
Geçtiğimiz günlerde Ağrı’da kadın hastalıkları ve doğum uzmanı bir doktorun internet sitesinde yer alan reklam sayfasında ‘kadın sünneti’ ifadesinin kullanılması haklı tepkilere yol açtı. Kadın örgütleri, hukukçular ve Türk Tabipleri Birliği gibi sağlık meslek örgütleri bu ifadeye sert tepki gösterdi. Tartışma kısa sürede sadece bir reklam dili olmaktan çıkarak, hukuken suç olması, kadın bedeni ve kadınların insan hakları ihlali bağlamında genişledi.
İlk bakışta mesele çok açık esasen: Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler (BM), CEDAW Komitesi ve İstanbul Sözleşmesi çerçevesinde kadın sünneti, bireyin beden bütünlüğüne müdahale sayılarak, işkence ve insanlık dışı muameleye maruz kalması, ayrımcılığa uğraması, çocuk haklarını ihlal eden çok ciddi bir insan hakları ihlali olarak tanımlanmakta. Aynı zamanda toplumsal cinsiyet temelli normların yeniden inşasını ve kadın bedeni üzerinde ataerkil kontrolü sürdürmeyi amaçlayan yapısal nitelikli toplumsal cinsiyete dayalı şiddet biçimi olarak kabul edilmekte.
Birleşmiş Milletler (BM) raporlarında, kadın sünnetinin, özellikle Afrika, Orta Doğu ve Asya ülkelerinde yaygın olduğuna dikkat çekilirken, Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya gibi coğrafyalarda yaşayan göçmen topluluklarında da bu uygulamaya rastlandığı belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü, kadın sünnetinin ölüme kadar varan ağır sonuçlara yol açabildiğini vurguluyor. Bu nedenle uluslararası insan hakları hukuku, kadın sünnetini, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik sistematik şiddetin ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en ağır tezahürlerinden biri olarak kabul etmekte ve devletlere bu uygulamayı önleme ve cezalandırma konusunda sorumluluk yüklemektedir.
Türkiye'de de ‘kadın sünneti’, Türk Ceza Kanunu'nun vücut dokunulmazlığını koruyan hükümleri kapsamında değerlendirilerek, kasten yaralama suçları çerçevesinde düzenlenmiştir. (Türk Ceza Kanunu. (2004). 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 86–87) Bununla birlikte çeşitli genital estetik operasyonlarının uygulandığı ve yaygınlaştığı bilinmektedir. Tam da bu ayrım, günümüz toplumsal cinsiyet rejimine dair daha derin bir soruyu akla getiriyor: Kadın bedeninin hangi biçimlerinin korunacağına, hangilerinin değiştirileceğine ve hangilerinin ‘düzeltilmesi gerektiğine’ kim karar vermektedir? Bu soru bize toplumsal cinsiyet rejimi, neoliberal piyasa dinamikleri ve beden politikalarını birlikte düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Zira biliyoruz ki, feminist kuramcı Nancy Fraser’ın ele aldığı gibi kadın bedeni üzerinden gerçekleşen denetim, siyasal, ekonomik ve kültürel bir tahakküm mekanizmasıdır aynı zamanda.
Çok açık ki, modern hukuk, ‘kadın sünneti’ni bedensel bütünlüğün ihlali olarak yasaklıyor. Modern tıp ise ‘estetik cerrahi’yi, bireyin bedeni üzerinde karar verme hakkının bir parçası olarak değerlendiriyor. İlk bakışta biri özgürlüğü, diğeri baskıyı temsil ediyor gibi görünmektedir. Ancak mesele yalnızca ‘müdahalenin yapılmasında’ mı acaba? Yoksa bu ‘müdahaleyi arzu edilir’ kılan toplumsal, ekonomik ve kültürel koşullarda mı?
Michel Foucault ‘biyopolitika’ kavramıyla bunu yıllar öncesinden bize açıklıyor aslında: Modern iktidar, yalnızca yasak koyan, engelleyen değil, normu da üreten bir iktidardır. Buna göre, insanlara neyin yasak olduğunu söylemek kadar, hangi bedenin güzel, sağlıklı, normal veya kusurlu olduğunu tanımlamak da iktidarın temel işleyiş biçimidir. Bu çerçevede ‘kadın sünneti’ ile örneğin ‘genital estetik’ aynı uygulama değildir; ancak her ikisinin de bize gösterdiği şey, kadın bedeninin toplumsal olarak düzenlenen ve denetlenen bir alan olduğudur.
Bu kapsamda son yirmi yılda dünya genelinde ve ülkemizde estetik operasyonlarda dikkat çekici bir artışın yaşanması da bir tesadüf değil. Tıp fakültesi öğrencilerinde uzmanlık alanı olarak estetik cerrahiye yönelme oranlarının artması ya da farklı uzmanlıkları olan doktor ve hemşirelerin estetik cerrahi alanında çalışmaya başlaması da bu eğilimi bize göstermekte. Instagram, tiktok, snapchat, youtube, pinterest gibi dijital platformlarda estetik kliniklerinin (merdiven altı olanlar dahil) sosyal medya hesaplarında, özendirici reklamların sıkça karşımıza çıkması bu eğilimi anlatır.
Kadınların yüzü, dudakları, gözleri, burnu, elmacık kemikleri, çeneleri, dişleri veya kalça, göğüs, karın gibi bedenin farklı bölgelerinin belirli estetik ölçülere uygun olması arzu edilen beden modeli olarak dayatılmaktadır. Kadın bedeni, doğrudan zor kullanarak değil; ‘ideal güzellik ölçüleri’ aracılığıyla disipline edilmektedir. Böylece, kadın bedeninin hemen her parçası estetik operasyonlarının malzemesi hâline getirilerek, hegemonik güzellik anlayışı yeniden üretilmektedir. Bu çerçevede Türkiye’nin de günümüzün estetik cerrahi alanında dünyanın önemli merkezlerinden biri haline geldiğini söylemek pek de yanlış olmayacaktır; sağlık turizmini teşvik eden politikalar, özel hastanelere yapılan yatırımlar, dijital pazarlama teknikleri estetik cerrahiyi önemli bir endüstri hâline getirmiştir.
Bu konuda her biri ayrı ve detaylı yazı konusu olan pek çok tartışmanın yanısıra biz şunu sormakla yetinelim: Yeni toplumsal cinsiyet rejiminin ‘yeni makbul bedenleri’ mi üretilmektedir? Üstelik zor ve baskı yoluyla değil, ‘kendine yatırım’, ‘özgüven’, ‘kişisel gelişim’ ve ‘özgür seçim’ retoriği ile sunulan gelişmeler midir bunlar? Bu noktada Türkiye'deki ‘kadın sünneti’ reklam kampanyası ya da ilanı tartışması sembolik bir önem kazanmaktadır. Burada sorun yalnızca yanlış bir ifade kullanılması değildir elbette. Sorun, kadın bedeninin estetik gerekçelerle sınırsız biçimde dönüştürülebilecek bir nesne olarak sunulabilmesidir. Evet, kadın sünneti ile genital estetik aynı değildir. Ancak bu iki olgu aynı anda bize önemli bir gerçeği göstermektedir: Bir tarafta evrensel hukuk yaklaşımı kadın bedenini korumaya çalışırken, diğer tarafta neoliberal piyasacı yaklaşım kadın bedenini yeniden tasarlamaktadır. Bir yandan insan hakları söylemi varken; diğer yandan tüketim kültürü pompalanmaktadır. İlk bakışta, bu iki süreç birbirinin karşıtı gibi görünse de, her ikisi de günümüz toplumsal cinsiyet rejiminin kadın bedenini tekrar tekrar kamusal tartışmanın merkezine yerleştirerek yeniden ürettiğini göstermektedir.
Bir diğer dikkat etmemiz gereken nokta ise günümüzde sadece devletler, disiplin ve denetim mekanizmalarını işletmiyor; piyasa dinamiklerinin de disiplin/tahakküm üretiyor olduğudur. Bu bağlamda algoritmalar, reklamlar vb. ‘yeni kadın bedeni’ inşasında belirleyici olurken, kadın bedeninin sınırları yalnızca yasalar tarafından değil, normlar tarafından da çizilmektedir. Evrensel hukuk bazı müdahaleleri yasaklarken, piyasa değerleri ve işleyişi başka müdahaleleri arzu edilir hale getirmektedir. Böylelikle, bu iki süreç birbirinin karşıtı gibi görünmesine rağmen, her ikisi de farklı yollarla aynı sonucu üreterek, kadın bedenini toplumsal ve siyasal bir mücadele alanına dönüştürmektedir.
Evet, hiç şüphe yok ki, kadın sünneti gibi bedensel bütünlüğü ihlal eden ve mutlak zararlı uygulamalara karşı tavizsiz bir insan hakları mücadelesi çok önemli. Bununla birlikte, kadınların, bedenlerine dair kararlarını piyasa baskısından, güzellik endüstrisinin normlarından ve toplumsal cinsiyet kalıplarından bağımsız biçimde verebilecekleri toplumsal koşulların güçlendirilmesi meselesi, feminist politikanın asıl gündemidir ve demokratik bir toplumun temel gerekliliğidir.
T24
KADıN
2026-07-16‘Cezasızlık sadece ceza vermemek değil, delilleri toplamamaktır’
2026-07-08Haziran’ın şiddet bilançosu: 30 kadın öldürüldü
2026-07-01Sözleşmeden çekilmek failleri cesaretlendirdi’'
2026-06-29Afganistan'da Taliban baskıyı artırıyor
2026-06-20Meclis’e girmek için kötü muameleye razı olmak mı gerek?
2026-06-18KCDP: Mayıs ayında 16 kadın cinayeti, 33 şüpheli kadın ölümü
2026-05-26Eren Keskin: Biz egemenimize benziyoruz
2026-05-23Kızlar Reis İstese bile Evde Kalır mı?
2026-04-26Yoksullukla kavga ede ede hayata tutunan kadınları dinlediniz mi?
2026-04-12Almanya'da tecavüz suçu vakaları yüzde 9 arttı
2026-03-26Kadınlara ihtiyacım var
2026-03-16Mersin’de 16 yaşındaki çocuğa istismar
2026-03-16Dilan'a ne yaptınız da...
2026-03-06Kolektif ihmalin adı intihar olamaz
2026-02-25Yas, sessizlik ve bastırılmış öfke
0006-02-19Kadınların hayatında devam eden yıkım
2026-02-10‘Erkek şiddetindeki artışın nedeni cezasızlık’
2026-01-22rakka'da saçları kesilen kadın savaşcıya dünyanın dört bir yanından destek
2025-12-22İran'da çeyiz yasası değişti, kadınların hakları kısıtlandı
2025-12-20Haftalık kadın düşmanlığı kotamız dolmuştur