

2026-04-26
Evrim Kepenek
Yani sistem
kadınlara iki farklı yerden aynı şeyi söylüyor: “Sen burada fazlasın.” Bir de
tüm bunların yanında iş bulanlar. Onlar için hayat daha mı kolay?
Memlekette
bazı gerçekler var ki, her ay yeniden sayıyoruz ne yazık ki. Erkek şiddeti
mesela. Her ay kaç kadın öldürüldü diye bakıyoruz, isimlerini yazıyoruz, yarım
kalan hayatlarını anlatıyoruz. Konuşuyoruz, tartışıyoruz, öfkeleniyoruz. Hep
birlikte bir şekilde bu konuyu gündeme alıyoruz.
Memlekette
en az erkek şiddeti kadar kendimize dert edeceğimiz bir gerçek daha var. Kadın
yoksulluğu. Yoksulluk, bu ülkede kadınlar için öyle sayılarla, ekonomik durum
tespitleri ile anlatılacak bir gerçek değik, başlı başına bir şiddet biçimi.
Ekmek ve Gül’ün
15 ilde, 2 bin 804 kadınla yüz yüze yaptığı “Türkiye’de Kadın Yoksulluğu
Panoraması” çalışması tam da bunu anlatıyor. 1 Mayıs’a giderken kadınların
hayatına yakından bakıyor. Ne yazık ki ortaya çıkan tablo hiç şaşırtıcı değil,
fazlasıyla çarpıcı.
Ankete
katılan kadınların %42,6’sı 35-50 yaş arasında. Yani tam da “çalışma çağında”
dediğimiz kesim. Bir yandan da kadınların %32,6’sı 50 yaş ve üzeri. Bu iki veri
birlikte şunu söylüyor: Kadınlar hayatın tam ortasında da, sonrasında da işgücü
piyasasının dışında kalıyor.
Peki neden?
Çalışmayan
kadınların %28,1’i tek bir şeyi söylüyor: “Çocuk, yaşlı bakımı ve ev işleri.”
Yani
bildiğimiz, yıllardır konuştuğumuz ama hâlâ çözülmeyen mesele: bakım yükü.
Bir kadın
şöyle anlatıyor:
“İşe
başladığım gün kızımı memlekete göndermek zorunda kaldım. 3,5 yaşındaydı… Bir
dönem mahallede bir bakkala bırakıp işe gidiyordum…”
Tabiki bu
bir istisna değil bu kadınlara reva görülen sistemin ta kendisi. Kadın çalışmak
istiyor ama çocuğunu bırakacak yer yok. Kreş yok, kamusal destek yok. O zaman
ne oluyor? Ya işten vazgeçiyor ya da çocuğunu büyütme hakkını başkalarına
devretmek zorunda kalıyor.
Anlayacağınız
üzere mesele sadece çalışmayan kadınlar değil.
Bakım
yükünü “istihdama engel” olarak gören kadınların %11’i zaten bir işte
çalışıyor. Yani kadın çalışsa bile bu yük ortadan kalkmıyor. İşten çıkıyor, eve
geliyor, ikinci mesai başlıyor. Üstelik görünmeyen, karşılığı ödenmeyen bir
mesai.
Bir başka
veri: Kadınların beşte biri, yani yaklaşık %20’si, istihdama katılmasının önündeki
en büyük engellerden birinin “iş bulamamak” olduğunu söylüyor. Burada da tablo
ikiye ayrılıyor.
Bir tarafta
eğitimli genç kadınlar var. Okumuş, mezun olmuş, iş yok.
Diğer
tarafta 50 yaş üstü kadınlar var. Onlar için de iş yok. Çünkü “yaşlı” bulunuyorlar.
Yani sistem
kadınlara iki farklı yerden aynı şeyi söylüyor: “Sen burada fazlasın.” Bir de
tüm bunların yanında iş bulanlar. Onlar için hayat daha mı kolay?
Onlar için
de tablo parlak değil. Kadınların %21,4’ü ek iş yapıyor. Paketleme, temizlik,
el işi… Yani bir iş yetmiyor. Maaş yetmiyor. Hayat zaten hiç yetmiyor.
Bu ne
demek? Kadınlar daha fazla çalışıyor daha az kazanıyor. Daha fazla yoruluyor
daha güvencesiz yaşıyor.
Bütün bu
verileri yan yana koyduğumuzda karşımıza çıkan şey çok net:
Kadın
yoksulluğu bireysel bir mesele değil. “Çalışsaydı”, “okusaydı”, “çabalasaydı”
meselesi zaten değil.
Bu; bakım
yükünün kadınlara yıkıldığı, iş bulmanın zorlaştığı, yaşın ve cinsiyetin
ayrımcılık sebebi olduğu, çalışmanın bile yoksulluktan kurtulmaya yetmediği bir
sistem meselesi.
Rapora
yansıyan bir kadının anlatısı şöyle:
“Şu anda üniversiteyi bitirmiş oğlumla yaşıyoruz.
Mühendis ama bulamadı. Üst düzeyde görüyorlar mühendisleri iş vermiyorlar.
Emekliyim ve çalışıyorum.
Benim maaşım dönüyor işte bu
evde. Benim en büyük korkum ben çıkarsam nasıl geçineceğiz? Ben 20 bin lirayla
nasıl geçineceğim?”
Bir başka
kadın da şunu anlatıyor:
“Annem evin
bir penceresinden dışarıyı izlerdi. Hayatı da tıpkı öyle izledi. Tek
pencereden... Sağı solu, önü
arkayı görmeden. Biz de bu alışkanlıkla büyüdük, tek bir pencereden baktık hep.
Evlendim, çocuklarım oldu. Ardından boşanma zamanına gelince her şey değişti.
Pencerem genişledi. Yoksullukla kavga ettikçe hayatta birçok şey öğrendim. İşte
çalışmaya başladım,
çocuklarıma bakabilmek için ayaklarım üstün-de durdum. Kadınların erkeğin eline
bakmaması gerekiyor. Kadınlar kendi ayaklarının üstünde durdukça daha da güçlü
olur.”
Memleketin
gerçeği bu cümlelerde saklı. Bir yanda “ben gidersem bu ev nasıl döner”
korkusuyla yaşayanlar, diğer yanda hayata ancak yoksullukla kavga ederek
tutunabilenler.
Özgür, eşit
ve adaletli bir hafta olsun.
Bianet
2026-04-12Almanya'da tecavüz suçu vakaları yüzde 9 arttı
2026-03-26Kadınlara ihtiyacım var
2026-03-16Mersin’de 16 yaşındaki çocuğa istismar
2026-03-16Dilan'a ne yaptınız da...
2026-03-06Kolektif ihmalin adı intihar olamaz
2026-02-25Yas, sessizlik ve bastırılmış öfke
0006-02-19Kadınların hayatında devam eden yıkım
2026-02-10‘Erkek şiddetindeki artışın nedeni cezasızlık’
2026-01-22rakka'da saçları kesilen kadın savaşcıya dünyanın dört bir yanından destek
2025-12-22İran'da çeyiz yasası değişti, kadınların hakları kısıtlandı
2025-12-20Haftalık kadın düşmanlığı kotamız dolmuştur
2025-12-07'Bütün göçmenler kaçakçılara para öder, kadınlardan seks teklifi beklenir'
2025-12-06Güvencesiz çalıştırılan pavyon emekçisinin annelik hakkı
2025-12-01Stran Kültür ve Sanat Merkezi’nde Kadın Buluşması
2025-11-29KONDA’nın verileri ile erkek şiddeti
2025-11-25Gözaltında cinsel işkence sürüyor: 82 cinsel taciz, 74 çıplak arama
2025-11-25DSÖ: Şiddet mağduru kadınlara yardımlar yetersiz
2025-11-25BM: Her 10 dakikada bir kadın ya da kız çocuğu evlerinde öldürülüyor
2025-11-21'Beni öldürseler daha iyiydi'
2025-11-14İtalya'da cinsel şiddet yasası reformu