

2026-01-27
Suzanne Cords
Leon Weintraub bugün 100 yaşında olan bir Holokost mağduru ve tanığı. Annesi gözleri önünde gaz odasına gönderilen Weintraub, toplama kampında tanık olduğu vahşeti dün gibi hatırlıyor.
100 yaşındaki Holokost tanığı Leon Weintraub, Stockholm'un güneyinde bulunan Södermalm adasındaki evinde DW'nin sorularını yanıtladı
Holokost tanığı Leon Weintraub, Nazilerin 9 Eylül 1939'da Polonya'daki memleketi Lodz'a girdiği günü hâlâ çok net hatırlıyor:
"Yeşil Wehrmacht (Nazi ordusu) üniformaları içinde, uzun boylu, sağlıklı genç askerler, sonu görünmeyen bir kalabalık halinde geldiler. Tabanı çivili çizmelerin Arnavut kaldırımlarında çıkardığı ses, bugün bile sırtımdan soğuk terler boşalmasına yol açıyor. Büyük bir güç yayıyorlardı. Önlerine çıkan her şeyi paramparça edecek gibi görünüyorlardı."
O sırada 13 yaşında olen Leon, başına gelecek dehşettin henüz habersizdi. Dört kız kardeşi ve küçük bir çamaşırhane işleten annesiyle birlikte kentin yoksul bir mahallesinde yaşıyordu. Babası, Leon bir buçuk yaşındayken vefat etmişti. Küçük aile, birbirine sıkı sıkıya bağlıydı. Leon, zeki ve meraklı bir çocuktu. "Kitap okumak ve film izlemek, benim için başka bir dünyaya açılan bir anahtar deliği gibiydi" diyor. Bir burs sayesinde liseye gidebilmişti.
Leon Weintraub, Lodz'daki çocukluk yıllarından kalma bir fotoğrafı gösteriyorLeon Weintraub, Lodz'daki çocukluk yıllarından kalma bir fotoğrafı gösteriyor
Ancak öğrenim hayatı yarım kaldı. Şubat 1940'ta ailesiyle birlikte, Lodz Gettosu'na zorla yerleştirildi. Yaklaşık 160 bin Yahudi, buraya adeta tıkıştırılmıştı. İnsanlar zorla çalıştırılıyor, kaçmaya çalışanlar acımazca vuruluyordu.
Leon, bir elektrik atölyesinde çalışıyordu. Yahudi Konseyi'nin kendisine söylediğine göre Naziler için "işe yarar" olanların hayatta kalma şansı daha yüksekti. (Yahudi Konseyleri, Nazilerin işgal altındaki bölgelerde kurduğu, Yahudi toplumunu yönetmek ve Alman işgalcilerle arabuluculuk yapmakla görevlendirilmiş zorunlu örgütlerdi.)
Buna rağmen gettoda pek çok kişi, salgınlar ve açlık nedeniyle hayatını kaybetti.
"Açlık kelimesi, benim kelime dağarcığımda, beynimde, varlığımda bambaşka bir yere sahip" diyen Weintraub sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Günümüzde öğle yemeği yemediğimizde ve akşam olduğunda ne kadar aç olduğumuzu anlatırız. Oysa gerçekte bu açlık değil, artmış bir iştahtır. Beş yıl, yedi ay ve üç hafta boyunca, tek bir istisna dışında, kelimenin tam anlamıyla açlık çektim. Açlık nedeniyle ağrıyan midemdeki baskı yüzünden, uyumakta zorlanırdım. Gözlerimi azıcık kapadığımda ise yine bu ağrıyla uyanırdım. Tek düşüncem, midemi dolduracak bir şeyler bulmaktı."
Auschwitz-Birkenau'ya sevk
1944 yazında getto tasfiye edildi. Bölgenin hükümet başkanı Friedrich Übelhöhe, 1939'da Nazi üst yönetimine gönderdiği bir genelgede şunları yazmıştı:
"Gettonun kurulması, yalnızca geçici bir önlemdir. Gettonun ve Lodz kentinin Yahudilerden ne zaman ve hangi araçlarla temizleneceğine kendim karar vereceğim. Nihai hedef her hâlükârda bu veba çıbanını tamamen yakıp yok etmektir."
Getto sakinlerine ise alaycı bir biçimde, başka bir yerde "Üçüncü Reich'ın refahı için" çalışmaya devam edebilecekleri söylendi.
Leon Weintraub, pek çok kişiyle birlikte imha kampı Auschwitz-Birkenau'ya deport edildi. Naziler bunun sadece başka bir getto olduğunu iddia ediyordu. O korkunç yolculuğu şöyle anlatıyor:
"Bir yük treni geldi; insandan ziyade hayvan taşımak için tasarlanmış gibiydi. O kadar sıkışık doldurulmuştuk ki, sadece ayakta durabiliyorduk. Kapılar kilitlendi, ne yiyecek vardı ne de içecek. Gece oldu, gündüz oldu, sonra yine gece..."
İdrar kovasından yayılan koku, her şeyi bastırıyordu. Bir noktada kapılar açıldı; biri bağırdı: "Çıkın, çıkın!"
Nazilerin kendilerini nereye getirdiğini hâlâ kimse bilmiyordu. "İçeride görüşürüz" diye seslenebilmişti annesine güçlükle. Ama burasının başka bir getto olmadığını kısa sürede anladı. Göz ucuyla dikenli tel çitin elektrikli olduğunu fark etti. 18 yaşındaki Leon, meşhur "rampa"daki sözde "eleme" sırasında, annesini son kez gördü. Rampa (Rampe),Auschwitz-Birkenau'a ulaşan trenlerden indirilen insanların "seçildiği" ve kaderlerinin belirlendiği demiryolu platformdur ve Nazi dönemiyle özdeşleşmiş bir ifadedir.
"Rampa"da kimin yaşayacağına, silahlı "SS" (Schutzstaffel/Koruma Mangası) mensupları karar veriyordu:
"Çalışabilecek olarak görülenler için SS mensubunun baş parmağı sağ tarafı; çalışamaz olarak değerlendirilenler için sol tarafı gösteriyordu: Bu, bir nevi 'ertelenmiş ölüm' demekti."
Annesi, aynı gün gaz odasında öldürüldü. Leon için baş parmak sağ tarafı göstermişti:
"Sonra da insanlıktan çıkarma süreci başladı."
İnsanlar soyuldu, yıkandı, saçları sıfıra vuruldu ve tüm bedenleri dezenfekte edildi:
"Bütün insani irademiz elimizden alındı. Bizi yönlendiriyorlardı ve emirleri yerine getirmekten başka seçeneğimiz yoktu."
Gaz odasından kurtuluş
Leon Weintraub, Auschwitz'i düşündüğünde aklına en çok yanmış et kokusunun geldiğini söylüyor:
"Ama o yüksek bacalardan çıkan yoğun siyah dumanın, yanmış insanlardan kaynaklandığını bilmiyordum."
Kampta kendini çok yalnız hissediyordu, geçmişten neredeyse hiç tanıdık yüz görmüyordu:
"Muhtemelen hayatta kalma içgüdüsüyle kendimi bir koza içine aldım. Aksi halde dayanamazdım."
İmha kampından yalnızca tesadüf eseri kurtuldu. Kaldığı Blok 10'daki genç mahkûmlar, gaz odasına gönderilmek üzere çoktan seçilmişti. Leon, etrafta gardiyan yokken Blok 10'dan firar ederek çalışmaları için Groß-Rosen kampına sevk edilen çıplak mahkûmlardan oluşan bir grubun arasına karıştı. Diğerlerinin mahkûm numaraları, vücutlarına dövme olarak yakılmıştı. Ama Leon'un dövmesi yoktu:
"Kıyafet depolarına götürüldüğümüzde beni şans eseri kontrol etmediler; yoksa ölmüştüm."
Auschwitz'ten zihninde kalan son görüntü, elektrikli çitte asılı duran bir kadın cesediydi. Kadın intihar etmişti.
Çile ve kaçış
Genç Leon'un bir sonraki durakları Groß-Rosen, Flossenbürg ve Natzweiler-Struthof toplama kampları oldu. Nazilerin sadist vahşetinin görüntüleri hafızasına kazındı: Sebepsiz atılan dayaklar, aşağılamalar, işkence ve idamlar.
"Flossenbürg'e her gelişimde hâlâ bacaklarım titriyor" diyor ve ekliyor:
"Birkaç saniye donakalırım; kışın o soğuk rüzgârında kendimi yeniden orada görürüm: İçtima alanında mahşerî bir insan kalabalığı. Tam bir kıyâmet manzarası."
Savaşın bitimine kısa süre kala Leon Weintraub, diğer mahkûmlarla birlikte Konstanz Gölü'nde (Bodensee) batırılması planlanan bir trene bindirildi. Ancak bu gerçekleşmedi. Zira lokomotif, bir Fransız avcı bombardıman uçağı tarafından vuruldu; tren durdu ve Leon kaçmayı başardı. Bir süre sonra bir Fransız askeriyle karşılaştı ve çilesinin nihayet bittiğini anladı.
O sırada 19 yaşına yeni girmişti, yalnızca 35 kiloydu ve tifüs hastasıydı. Hayatta kaldı ama ailesini kaybetmenin acısını derinden yaşıyordu. Ta ki tesadüfen, üç kız kardeşinin Bergen-Belsen toplama kampından sağ kurtulduğunu öğrenene kadar:
"İşte o zaman yeniden insan oldum. Benim için hayata dönüş yolunun başlangıcıydı."
Yaşamak ve hatırlamak
Leon Weintraub jinekolog ve doğum uzmanı olmaya karar verdi:
"Özellikle hastalık ve ölümle bu kadar iç içe olduğum için. Yeni hayatlara yardımcı olmak istedim."
İngiliz askerî yönetimi ona 1946'da Göttingen'de bir üniversite kontenjanı sağladı. Bir hekim olarak şunu gayet iyi biliyor:
"Nasyonal sosyalist ırk ideolojisinin, hiçbir bilimsel temeli yok. Doku herkeste aynıdır; ten rengi farklı olsa bile."
1950'de memleketine döndü. Polonya'da antisemitizmin giderek artması üzerine 1969'da İsveç'e göç etti ve Nazi vahşetinin unutulmaması için mücadele etmeye başladı. Bunun öldürülen aile üyelerine ve milyonlarca masum kurbana karşı bir yükümlülük olduğunu söylüyor.
Bu nedenle kendisini bir hologram olarak ölümsüzleştirdi:
"Neredeyse bir ömürlük süre bile geçmedi ve birçok genç, artık Holokost'un ne olduğunu bilmiyor. Bugün yeniden pogrom (Yahudilere yönelik organize şiddet) çağrısı yapanların olması ve Yahudilerin kipayla sokağa çıkmaktan çekinmesi korkunç."
Leon Weintraub, tüm bunlara rağmen yine de iyimser:
"Bir gün sağduyunun galip geleceğine ve insanlığın, karşılıklı suçlamalara ve mücadeleye son verip birlikte barışçıl bir gelecek inşa etmenin zamanı geldiğini anlayacağına inanıyorum."
DW
YAŞAM
2026-01-12Fas’ta bulunan fosiller insanlığın kökenine dair ezberleri bozdu
2026-01-04Hepsinin elinde bir saat bir sümbülteber
2025-12-31‘Faşizmden çok sıkıldım’
2025-12-29“Kaçakçı” mı denir onlara…
2025-12-25Tribünlerde antifaşist hat
2025-12-22Asrın Felaketinden Asrın İnşasına: Sorumluluktan Kaçış
2025-12-20Sekiz gün boyunca yanan umut…
2025-12-19Akrabamı Arıyorum
2025-12-16Sur’un duvarlarında yeni bir dil
2025-12-15Çürümenin en vahşi iki örneği
2025-12-12Ermeni toplumunda yoksulluk
2025-12-12İstanbul'da üç çocuğun öldüğü yangın bize ne anlatıyor?
2025-12-09Bir takımdan fazlası: Amedspor
2025-12-09Dortmund’daki ‘Vatan Haini Köpekler’
2025-12-08Çocuklar işyerlerinde ölüyor
2025-12-01Domların “ıskalanmış” hikâyesi
2025-11-25“Turabdin’deki araziler yeniden Süryanilere satılmak isteniyor”
0025-04-23“Şeyh Abdullah ‘Demokratik’ Oldu”
2025-11-22KAOS GL: Mektubun var
2025-11-21"Siz bu yazıyı Çocuk Hakları Günü’nde okurken, ben bir günümü 200 TL’ye satmış olacağım"