Türkçe | Kurdî    yazarlar
Çeteler ve Aileler: Suça Sürüklenen Çocuklar ve Kurbanları

2025-08-24

Bir korku filmi senaryosunu hep birlikte yaşıyor gibiyiz. Bazı aileler ve çeteler, çocuklarını adeta “suç çiftliklerinde” yetiştiriyor. İşledikleri her suç, o çocukların gözünde bir kariyer basamağı oluyor. Cinayet işlemek, gasp, uyuşturucu ticareti, hırsızlık… Her sabıka, çete içinde bir terfi, bir gurur nişanesi gibi görülüyor. Böylece suç dünyasında yükselmek gibi olumsuz, kötü bir mefhum çocukların gelecek hayaline dönüşüyor.

ELİF ESEN

“Çocuklar eğer sevilmemişlerse zalim olurlar. Alabilecekleri her sevgi kırıntısı için açlık ve umutla açılan gözleri, kaybettikleri her umutla her seferinde daha da kararan kuyulara dönüşür; öfkeyi, intikamı ve zulmü doğuran kuyulara. Her sevgisiz çocuk kötüye dönüşmez, ama bütün büyük kötüler sevgisi kursağında bırakılmış günahsızlar arasından çıkıp gelir.”

Yukarıdaki paragraf bir tanıdığımın roman taslağından… Mattia Ahmet, Hakan; ailelerini ziyaret ettiğim ve 18 yaş altı suça sürüklenen çocukların kurbanı olan iki genç. Günlerdir annelerinin, kardeşlerinin, dahası ailelerinin halini, toplumun tepkilerini, bir hiç uğruna hayattan koparılan pırıl pırıl gençleri ama en çok da onları hayattan koparan “çocukları” düşünüyorum. Hangi karanlık bir çocuğu işlediği suçtan gurur duyan, zevk alan noktaya taşır? Düşünüyorum…

Fark ettim ki; 18 yaş altındaki çocukların işlediği ağır suçlar artık münferit olaylar değil. Tekrarlayan ve örgütlü bir hal alıyor ve günbegün artan dozla can yakmaya, can almaya devam ediyor.

Bugün önümüzdeki tablo gerçekten çok üzücü ve ürkütücü. Bir korku filmi senaryosunu hep birlikte yaşıyor gibiyiz. Bazı aileler ve çeteler, çocuklarını adeta “suç çiftliklerinde” yetiştiriyor. İşledikleri her suç, o çocukların gözünde bir kariyer basamağı oluyor. Cinayet işlemek, gasp, uyuşturucu ticareti, hırsızlık… Her sabıka, çete içinde bir terfi, bir gurur nişanesi gibi görülüyor. Böylece suç dünyasında yükselmek gibi olumsuz, kötü bir mefhum çocukların gelecek hayaline dönüşüyor. Hayata kısmen beyaz bir sayfa gibi başlayan çocuklar bozulan ekonomik ortamda palazlanan çetelerin ve bunlara hizmet eden bozuk aile sistemlerinin içinde kullanışlı suç makinelerine dönüştürülüyor.

Mattia Ahmet Minguzzi’nin ve Hakan Çakır’ın ardından gördük. Cinayet işleyen çocukların sosyal medyada gülerek poz vermesi, bir başka çocuğun kulağını kesip bunu paylaşmaları, aslında suçu eğlenceli ve prestijli bir alan olarak içselleştirdiklerini gösteriyor. Yine suçluların çocuk kategorisine giren yaşlarda olmalarına rağmen onlarca suç dosyalarının olması ve bir kısmının şartlı tahliye ile salınması ve yine suç işlemesi, gelinen noktanın vahametini gösteriyor. Bu tabloyu sadece “psikopatlık” ya da “anormal davranış” olarak açıklamak mümkün değil. Burada kendini yeniden üreten bir sosyolojik yapı var. Zira bu çocuklar aileleri hatta sülaleleri tarafından korunuyor, kollanıyor, övgülere boğuluyorlar. Yetmiyor; bu aileler acımasızca kurbanların ailelerini ve avukatlarını tehdit ediyor ve arkalarından gelenlere de hiç de normal olmayan bir teşvik sunmuş oluyorlar.

Öyleyse bu tablo tam da Aile Yılı’nda, “aile” kavramının bir de bu suç dünyası açıdan ele alınmasını zorunlu kılıyor. Korumak için fonlar, birimler kurulan, çocuk sayısı artsın diye teşvikler verilen “aile” kavramının içten içe çürümesine izin verilmemesi, o ailelerde yetişen çocukların çetelerin, mafyaların kullanışlı aparatları, cephanesi olmasına izin verilmemesi gerekiyor. Bunun için de sosyoekonomik açıdan güçlü, mutlu aile yapılarında, toplumsal kurallara, etik değerlere bağlı, eğitimle güçlenen ve geleceğe umutla bakabilen çocuklar yetiştirilmesinin desteklenmesi elzem.

“Suçun Kaynağını Kurutmadan, Cezayla Yetinmek Yeterli Olmaz”

TBMM’de çocuk alanındaki yasal boşlukları tamamlamak için oluşturduğumuz Çocuk Hareketi adına bizim yaklaşımımız; ceza sisteminin revizesine gelmeden, cezalardaki düzenlemeleri konuşmadan önce aileler ve çocuklar için bu süreci oluşturan kök sebepleri bulmak, koruyucu-önleyici tedbirler geliştirebilmek ve bu olumsuz, suç üreten döngüyü kırmak üzerine kurulu. TBMM’de bu konuya özel bir araştırma komisyonu kurulması gerekiyor. Riskli ailelerin çetelerle ilişkisi, suçu üreten sebeplerin bulunması, bu çocukların sistematik olarak suça nasıl itildiği konularının araştırılması gerekiyor. Çünkü bu yalnızca suç işleyen çocukların ya da kurbanlarının değil, hepimizin geleceğini tehdit eden ve sokakta bir adım ötemizde olan bir güvenlik meselesi artık bugün.

Elbette toplumda farklı görüşler var. Bir kesim, çocukların yetişkin gibi cezalandırılmasını savunuyor; bir kesim ise çocukların kazanılmış haklarının kaybedilmemesi gerektiğini söylüyor. Oysa asıl mesele, nasıl bu kadar çok çocuğun “suç makinesi” olarak büyütüldüğü sorusuna yanıt vermekte saklı! Çocukların tümünü kapsayacak ceza muhakemesi değişiklikleri belki kısa vadede ve münferit olaylar bazında işe yarayabilir, ancak sistem çocukları adeta kolundan çekerek suça sürüklüyor ve canavarlaştırıyorsa yeni çocuklar, yeni suçlarla çıkıp gelecektir. Hepsi hapse atılsa, yeni cezaevleri yapılsa bile aynı koşullar devam ettiği sürece bu sistem yeni katiller, hırsızlar, çete, mafya üyeleri yetiştirmeye devam edecek. Suçun kaynağını kurutmadan, toplumu korumamız mümkün değil. Türkiye bu kirli suyun başını kesmek zorunda.

Bugün ihtiyacımız olan şey, yalnızca daha ağır cezalar değil; çocukları suçtan koruyacak güçlü önleyici politikalar, çocuk-aile ve toplum odaklı sosyal gelişim programlarıdır. Çocukların kaderini, çetelerin ve sabıkası arşa çıkmış ailelerin elinden almadıkça, geleceğimiz ve çocuklarımız tehlikede olacaktır.

Dünyada birçok ülke benzer krizleri, tehditleri yaşadı, yaşıyor. Ancak bu ülkelerin bulunduğu sınıfın geri kalmış, silah ve uyuşturucu kaçakçılığıyla anılan ülkeler olduğunu unutmamak lazım. Türkiye de son yıllarda ne yazık ki artık uyuşturucunun transit geçtiği değil merkez olduğu, satış ve kullanımının en üst seviyeye çıktığı noktaya geldi. Madde kullanım yaşı dokuza dek düşmüş durumda, en son maddeden ölüm yaşı ise 13 olarak kayda geçti, korkunç bir tablo.

Yine dünyadaki araştırmaların da gösterdiği üzere; aile üyeleri veya kardeşlerin çete içinde yer alması, genç bireylerin bu yapılara katılma olasılığını önemli ölçüde artırıyor. Örneğin Meksika ve Latin Amerika’da yapılan araştırmalar, zayıf ebeveyn ilişkileri, düşük denetim ve aile içi stresin, gençleri çete ve organize suçlara iten önemli faktörler arasında olduğunu göstermiş. Türkiye’de de oluşan şartlar, bahsi geçen ülkelerdeki gibi aile içi çatışmalar, yoksulluk, işsizlik, gelir adaletinde bozulma, eğitime erişim ve devamlılığında sorunlar ve beraberinde gelen duygusal boşluk ve psikolojik sorunlar, ergenlerin bağımlılıklar ve kriminal davranış yoluna sürüklenmesinde belirleyici etken haline geliyor. Bu olumsuz şartlar ve içinde bulunulan, etkileşim halinde olunan sosyal çevre çocuk için bu şartları normalleştiriyor, döngü bu sayede toplumsal bir miras gibi aktarılıyor ve suç yeniden kendini üretiyor. Adeta kötülük, suç nesilden nesle zehirli bir sarmaşık gibi uzanıyor.

Yaklaşımımız suçun kaynağını kurutmak ve cezalandırmanın daha ötesini görmek olmalı. Sadece ceza sistemine yaslanmak, bataklığın üzerindeki sineklerle uğraşmak gibi olacak, bataklığı kurutmak için yeterli olmayacaktır. İşte tam bu noktada köklü değişimlere ihtiyaç var. Suçu besleyen kök sebepleri ortaya çıkarmalı, aile içi ve toplumsal sorun ve ihtiyaçları daha gerçekçi ve etkili politikalarla ele almalı, çözmeliyiz.

Aile ve çocukla ilgili politika, strateji, hedefler ve bütçelerin bir seferberlik mantığıyla acil biçimde gündeme ele alınması gerekiyor. Koruyucu- önleyici- destekleyici çalışmalar, mahalle bazlı sosyal hizmet modelleri ile özellikle riskli aileler belirlenerek, risk haritaları ile gözlem altında tutulmalı, ilgili bakanlıklar ilgili alanda ortak veri tabanı üzerinden işbirliği ile çalışmalı. Planlı desteklerle aile güçlü ve huzurlu olursa içindeki çocuklar da geleceğe dair hedefleri olan, mutlu çocuklar olarak ülkesine faydalı nitelikli bireyler olarak yetişebilirler. İşte ancak o zaman gerçekten güçlü bir toplumdan, ülkeden bahsedebiliriz.

Komisyon çağrımızı Meclis’in açılmasıyla birlikte yeniden gündeme getireceğim. Bu konuyla ilgili daha önce reddedilen araştırma önergelerini yeniden ülke gündemine taşımak ve Çocuk Hareketi’nin de kamusal baskısıyla güçlü bir sesle dile getirmek, bu ülkenin çocuklarına ve yaralı ana-babalara vicdani borcumuzdur.

Perspektif

YAŞAM