2025-08-20
Türkler ve Kürtler Asyalı iki halktır. Türklerin anavatanı Orta Asya’dır. Kürtlerin anavatanı İran’ın güneybatısı Zagros Dağları çevresi, Yukarı Mezopotamya ve Dicle Nehri’nin doğusudur. Türkler Orta Asyalı, Kürtler ise Ön Asyalıdır. Türkler ve Kürtler iki ayrı kavimdir ve iki ayrı coğrafyada yaşamıştır. Türk ve Kürt yurtları arasında geniş İran coğrafyası yer almıştır. Türkler ve Kürtler iki ayrı kavim olduğu için Kürtlerin Türk kökenli oldukları iddiası asılsızdır.
BEKİR BİÇER
Türkler ve Kürtlerin ilişkileri Selçuklular ve Revadi-Şeddadi Kürt devletleri döneminde 1016-1021 yılları arasında başlamıştır. Türkler ve Kürtler, genel olarak Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti devrinde birlikte yaşamıştır. Ancak Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin Kürtlerle ilişkileri gergin ve sorunlu olmuştur. Yaklaşık binyıllık ortak tarihe ve son yüzyılda yaşanan Kürt sorununa rağmen Kürt tarihi ve Türk-Kürt ilişkileri tarihçilerimiz tarafından akademik olarak ele alınmamış ve maalesef iki kavmin ortak tarihi yazılmamış veya yazdırılmamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin milli eğitim müfredatında Kürt tarihi, Kürt toplumu, Kürt dili ve Kürt edebiyatına hiçbir şekilde yer verilmemiş, Kürt halkı, Kürt kimliği ve kültürü yok sayılmıştır. Hatta konuşma dili olarak Kürtçenin kullanımı bile yasaklanmış ve Türkçe bilmediği için Kürtçe konuşan binlerce insan devletin hakaret ve şiddetine maruz kalmıştır. Özgür, akademik araştırmaların yapılması gereken üniversitelerde bile son yıllara kadar Kürtlere dair araştırma ve incelemelerin yapılmasına izin verilmemiştir. Devletin resmî söylemi ve eylemleri Kürtleri ötekileştirmiş, kısmen de olsa Kürt karşıtlığı üzerinden abartılı Türk milliyetçiliği inşa edilmiştir. Bugün devletin resmî eğitiminden geçen tarihçiler bile bu coğrafyada Kürt diye bir halkın var olduğunu görememiş ve daha ötesi Kürt kavminin olmadığını savunagelmişlerdir.
Kürtler ise II. Meşrutiyet devrinden itibaren kendi tarihlerini araştırmaya başlamış, kimlik arayışına girmiş, kendi dil ve tarihlerini araştırıp yazmaya çalışmışlardır. Bu araştırmalar Kürtlerin kendilerini tanıma ve tarihleri ile yüzleşme imkânı sağlamaya başlamıştır. Ancak Cumhuriyet kurulunca Kürt varlığı inkâr edilmiş, Kürt aydınları Türkiye’den kaçmış, Suriye ve Avrupa’da araştırmalarına devam etmiştir. Ancak araştırmalar bilimsel olmaktan çıkmış, çok ideolojik bir nitelik kazanmıştır. Bu türden sağlam kaynaklardan beslenmeyen bilgiler Kürtler arasında tepkisel ve duygusal Kürt milliyetçiliğinin doğmasına zemin oluşturmuştur. Diğer yandan dünyanın hemen her tarafında, özellikle Avrupa’da Kürdoloji alanında bilimsel veya politik çok sayıda araştırma yapılmış ve enstitüler kurulmuştur. Bu kitap ve makaleler Kürtler tarafından ilgiyle okunmuş, bazı Kürt araştırmacılar da Kürt tarihi ile ilgili akıl ve mantık dışı yayınlar yapmıştır. Bu yayınlar Kürtler arasında milliyetçi eğilimleri daha çok beslemiş ve ütopik bir Kürt milliyetçiliği doğmuştur. Bu politik ve kültürel zemin üzerine oturan PKK’nın terör ve şiddet eylemleri ve terörle mücadele adına yapılan bazı hukuksuzluklar iki toplum arasındaki ilişkileri daha çok zedelemiş ve güven bunalımı doğurmuştur. Silahların konuştuğu ortamda aydınlar susmak zorunda kalmıştır. Bu çatışmacı ortamda Türk ve Kürt milliyetçilikleri birbirini beslemiş, siyasi ve etnik tansiyon yükselmiş ve birbirlerini anlamaları zorlaşmıştır.
Yeni bir tarihsel dönemecin eşiğinde olduğumuz bugünlerde Türklerin ve Kürtlerin ortak tarihlerinin ve tarihsel ilişkilerinin yeni baştan yazılması gerekmektedir. Bu yazının amacı Türk-Kürt ilişkilerini tarihsel bütünlüğü içinde ele almak ve temel kaynakları kullanarak özet bilgiler vermektir.
Kürt Diye Bir Halk Var mıdır?
Kürt tarihin erken dönemleri hakkında bilgi veren; Heredotos, Polybius, Ksenephon, Moses Khorenatsi, Elşisya Vardapet ve Fars kaynaklarından Hudaynâme ve Karnâmei Erdeşir-i Babekan’ın verdikleri bilgilerde Kürt adı kullanılmıştır, Kürt diye bir halk vardır. İlk kaynaklara göre yaklaşık 2.500 yıldır Ön Asya’da yaşamaktadır. Ancak yukarıdaki belgeler veya benzeri kaynaklar bu halkın siyasi, hukuki, askerî, iktisadi, dinî ve sosyal yapısını aydınlatacak düzeyde bilgi vermemektedir.
Bilgi eksikliğinin sebeplerine gelince; Kürtlerin yaşadığı coğrafya sadece Kürtlerin egemen olarak yaşadığı bir bölge değildir. Kürtler tarihleri boyunca sürekli başka halklarla iç içe ve çoğu zaman başka devletlere bağlı olarak yaşamıştır. Ön Asya’da yer alan Kürt coğrafyası sürekli başka kavimlerin istila ve işgaline uğramıştır. Ve bu istilalardan en çok Kürtler zarar görmüştür. Erken dönemde Kürtlerin kendilerinin yazdığı veya Kürtçe yazılmış bir kaynak eser yoktur. Kürt tarihi ancak başka toplumların Kürtler hakkında verdiği bilgilere göre yazılabilmektedir. Çağdaş araştırmacılara göre Kürtler Ari ırkındandır, herhangi bir halkın devamı değil Ön Asya’da yaşayan farklı halkların karışıp kaynaşmasından sonra etnik kimlikleri oluşmuş ve tarih sahnesine çıkmış bir millettir.
Türkler ve Kürtler Asyalı iki halktır. Türklerin anavatanı Orta Asya’dır (Türkistan). Kürtlerin anavatanı İran’ın güneybatısı Zagros Dağları çevresi, Yukarı Mezopotamya ve Dicle Nehri’nin doğusudur. Türkler Orta Asyalı, Kürtler ise Ön Asyalıdır (Ortadoğulu). Türkler ve Kürtler iki ayrı kavimdir ve iki ayrı coğrafyada yaşamıştır. Türk ve Kürt yurtları arasında geniş İran coğrafyası yer almıştır. Türkler ve Kürtler iki ayrı kavim olduğu için Kürtlerin Türk kökenli oldukları iddiası asılsızdır. İslamiyet’ten önce Türkler ve Kürtler arasında bir ilişki olmamıştır ve olması da mümkün değildir.
Kürdistan Var mıdır?
Kürt diye bir halk varsa Kürtlerin bir vatanları da var olmalıdır. Bu vatan neresidir sorusuna Orta Çağ kaynaklarından bazıları şu şekilde cevap vermiştir. Ermeni kronikçi Moses Khorenatsi (410–490) Ermeni Tarihi adlı kitabında Kürtlerin yaşadığı coğrafya için kitabının dört yerinde Korduk adını kullanmıştır. İslam tarihinin erken devirlerinde Arapça ve Farsça kaynaklarda Kürtlerin yaşadığı yerlere Kürt memleketleri (Memâlikü’l-ekrad) veya Menatıkü’l-ekrad (Kürt mıntıkaları) denilmiştir. X. yüzyılda Hamza İsfehâni Tarih-i Sini adlı kitabında Kürt yurdu anlamında ilk defa Kürdabad adını kullanmıştır. Büyük Türk yazarı Kaşgarlı Mahmut, XI. yüzyılda Dîvânu Lugâti’t-Türk başlıklı değerli eserindeki haritada Kürt toprakları için ‘Arz el- ekrad’ adını kullanmış ve haritasında Kürtlerin yaşadığı bölgeyi göstermiştir. XII. yüzyılda Büyük Selçuklular devrinde İran’da ve kısmen Irak sınırında Kürtlerinin yaşadığı 16 şehrin bulunduğu bölge için Kürdistan adı kullanılmıştır. İlerleyen yıllarda Kürdistan adı farklı toplumlar tarafından ve farklı kaynaklarda kullanılmaya devam edilmiştir. Ancak XIX. yüzyıla kadar Kürdistan adı hiç bir kaynakta siyasi manada değil coğrafi mekân anlamında kullanılmıştır. Kürtler ise XIX. yüzyılın sonlarına kadar kendilerine Kürt ve yaşadıkları coğrafyaya Kürdistan dememiştir.
Kürtler Ne Zaman ve Nasıl Müslüman Olmuştur?
Müslümanların Kürtlerle karşılaşmaları Hz. Ömer devrinde, Sasani İmparatorluğu ile 636’da yapılan Kadisiye Savaşı’ndan sonra olmuştur. Kadisiye Savaşı’nda Sasaniler yenilmiş, dolayısıyla Sasanilere bağlı olarak yaşayan ve onlara askerlik yapan Kürtler de yenilmiştir. Huzeyfe b. Yemani komutasındaki İslam orduları 637 tarihinde Hulvan’ı fethedince ilk defa Müslümanlar Kürtlerle karşılaşmıştır. Yakubi’ye göre “Hulvan görkemli bir şehirdi ve halkı Arap, Fars ve Kürt karışımı idi.”
640’ta Zevzan bölgesi, Tikrit ve Şehrizor fethedildi. Müslümanlar Doğu’ya doğru yöneldi, Kirmanşah, Ahvaz, Huzistan (Nehr-i Tir, Şuster, İzec, Ramhürmüz, Erracan) fethedildi ve Dinever’e kadar ulaşıldı. 642’de Musul fethedilince bölgede yaşayan Kürtler Müslümanların hâkimiyetine girdiler. Musul’un fethinden sonra Kuzey Irak’ta Zaho, (Zaho’da mescit yapıldı) ve İdil dahil fethedildi. Sonra Fars bölgesi fethedildi. Hz. Osman devrinde 645, 646’da Müslümanlar, Urimiye, Erdebil, Erran ve Berdaa’yı fethettiler ve bu bölgelerde Kürtlerle karşılaştılar.
Hz. Ömer ve Hz. Osman devrinde Kürt coğrafyasının tamamı Müslümanların eline geçti ve Kürtler arasında İslamiyet yayılmaya başladı. Hz. Ali devrinde Kürtlerin bir kısmının Müslüman olduğuna dair bilgiler vardır. Hatta Müslüman olan Kürtlerin bir kısmı Muaviye ile savaşta Hz. Ali’nin yanında yer almıştır. Kürtlerin İslamlaşması Emeviler ve Abbasiler devrinde de devam etmiştir. Kürt tarihinin en önemli olayı Kürtlerin Müslüman olmasıdır. Erken dönem İslam tarihi kaynaklarında Kürtlerin yaşadığı alan bugüne kıyasla çok azdı. Şırnak, Hakkâri, Şehrizor dahil Kuzey Irak, Kirmanşah, Huzistan ve Hemedan’a kadar İran, Kuzeyde Urumiye, Erdebil ve Berdaa çevresinde Kürtler vardı. Bu bölgelerde Kürtlerin bağımsız bir siyasi yapıları yoktu ve Müslümanlar Kürt yöneticileri ile karşılaşmadılar.
Müslüman Kürtler uzun bir süre Emevi ve Abbasi yönetimine bağlı olarak yaşamıştır. Bu süre içinde aşiret yapılarını korumuş, aşiretler sınırlı ölçüde Abbasi ordusunda görev yapmış ve kısmen devletin kolluk kuvveti olmuştur. Aşiretler çoğu zaman yönetimlere karşı çıkan her türden siyasi ve dinî nitelikteki isyanları desteklemiştir. Ayrıca kendilerinin güçlü oldukları bölgelerde yolları kesmeye ve yağma faaliyetlerine devam etmişlerdir. Kürtlerin isyancı ve yağmacı politikaları Abbasilerle Kürtleri sürekli karşı karşıya getirmiş ve çatışmışlardır. Abbasiler döneminde Kürtler isyan edip yenilince yaşadıkları bölgeleri terk etmiş, Kafkasya ve Anadolu’ya göç etmişlerdir. Bazen de Abbasiler Kürt aşiretleri sürgün etmiş ve onları Ermeni ve Rum (Bizans İmparatorluğu) sınırlarına iskân etmiştir. Bu göç ve sürgünler Kürtlerin lehine olmuş, fethettikleri bölgelerde Kürt nüfusu artmış ve sonraki yıllarda Revadi, Şeddadi ve Mervani gibi bağımsız Kürt emirlikleri kurmuşlardır.
Türk-Kürt İlişkileri Ne Zaman Başlamıştır?
Emeviler devrinde fetihler devam etmiş, Emeviler ve Türkler arasında şiddetli savaşlar olmuştur. Emeviler, Maveraünnehir ve Türkistan’ın güney kesimlerini, yani Türk yurtlarını ele geçirmiş ve fethedilen yerlere Müslümanlar iskân edilmiştir. Savaşlarda esir alınan Türklerden yaklaşık 4.000’i İslam coğrafyasına getirilmiştir. Bunlar askerlik, tarım ve saray hizmetlerinde istihdam edilmiştir. Zamanla sayıları artan Türkler, Müslüman olmuş, Abbasi Devleti’nde siyasi ve askerî görevler almışlardır. Kürtler Abbasilere bağlı olarak yaşarken Türklerin de Müslüman olup halifenin emrine girmeleri sınırlı ölçüde Türk ve Kürtlerden bazılarının tanışmalarına, zaman zaman da savaşmalarına sebep olmuştur.
Zaman içinde Abbasiler ordularını Türklerden oluşturmuştur. Türkler, Abbasi Devleti’nde hilafet ordusunun neferi ve muhafızı olmuştur. Kürtler ise özerk siyasi yapılarını koruyarak yarı bağımsız olarak yaşamıştır. Kürt aşiretler devlete vergi vermemek veya yol kesmek şeklinde asilik yapınca Türklerden oluşan Abbasi ordusu veya Türk komutanlar Kürtlerin çıkardığı isyanları bastırmıştır. Mesela Cibâl ve Fâris’deki Kürt isyanını Vasıf et-Türki bastırmıştır. Bir başka Kürt isyanını ise İtah adındaki Türk komutan bastırmıştır. Kürtlerle Türkler arasındaki ilk sınırlı temaslar bu şekilde başlamıştır.
Bazen de Türklerin çıkardığı isyan ve karışıklıkları Abbasiler Kürtler eliyle bastırmıştır. İbnü’l- Esir’e göre: “Türkler 1020-1021 yıllarında Şemsüddevle b. Fahruddevle aleyhine kargaşa çıkarmıştır. Şemsüddevle onlara karşı yumuşak davranmış ve âciz kalmıştır. Kürtler, Şemsüddevle’nin veziri Tac’ül Mülûk’ün yanında yer almış ve Bercin kalesine gitmiştir. Türkler onların üzerine yürümüş ve kaleyi kuşatmıştır. Vezir, İsfehan hâkiminden yardım istemiş ve iki bin süvari ile Türkler üzerine baskın düzenlemiş, Türkleri kılıçtan geçirmiş ve mallarını yağmalamıştır.”
Orta Çağda paralı askerlik, çok yaygın bir meslekti. Abbassiler döneminde Kürtler de birçok devlete paralı askerlik yapmıştı. “Saffariler, ordularının bir kısmını Kürtlerden oluşturmuştu. Samanoğulları, Büveyhilerin zapt ettiği Rey’i geri almak istemiş ancak ordusunun çoğunluğunu oluşturan Kürtlerin ihaneti yüzünden mağlup olmuştu.” “Gaznelilerin Kirman’a gönderdiği ordunun 1.000’i Kürtlerden oluşmuştu.” “Gazneliler, Karahanlılarla Belh yakınlarında yaptığı savaşa Oğuz Türkleri, Halaçlar ve Kürtlerden oluşan ordusuyla katılmıştı. Gerdizi’ye göre Gazne ordusu Hint, Kürt, Arap ve Türklerden oluşmuştu.”
Kürtlerin Devletleri Var mıdır?
Selçuklular İran’a geldikleri zaman İran’ın batısı ve güneybatısında, Kuzey Irak’ta, Azerbaycan’da ve Doğu Anadolu’da Kürtler vardı. Abbasi Devleti zayıflayınca Kürtler önce özerk sonra bağımsız devletler kurmuştur. Kürtlerin kurduğu ilk devletler şunlardır: Hasneveyhi Emirliği 961-1015 yılları arasında Barzikan Kürt aşiret reislerinden Hasneveyh oğlu Hüseyin tarafından kurulmuştur. Devlet, Dinever, Şehrizor, Hemedan ve Nihâvend dolaylarında hükümran olmuştur. Hasneveyhiler Şii Büveyhoğullarının himayesi altında büyümüş ve çoğu zaman hanedan içi savaşlar olmuştur.
Mervaniler 978-1085 yılları arasında, Erciş, Silvan, Ahlat, Diyarbakır, Nusaybin, Tur Abdin ve Cizre çevresinde egemen olmuştur. Bir süre Hakkâri ve Musul bölgesini kontrol etmiştir. Mervanileri Kürtlerin Humeydi aşiretinin Çeharbuhti kolu kurmuştur. Mervaniler döneminde Kürtler Anadolu’da ilk defa siyasi bir güç olmuştur. Kürt devletleri içinde siyasi, askerî, ekonomik, hukuki ve kültürel yönden en başarılı devlet Mervanilerdir. Mervaniler Bizans İmparatorluğu ve Ermenilere karşı fetihler yapmıştır. Bu dönemde Anadolu’da Kürt nüfusu artmıştır. Mervaniler 1085 yılında Sultan Melikşah devrinde Selçuklu Devleti’ne bağlanmıştır.
Şeddadiler 951-1199 yılları arasında Kafkasya ve Kuzey Doğu Anadolu’nun bazı şehirlerinde hüküm sürmüş bir Kürt devletidir. Egemen olduğu şehirlerin bazıları şunlardır: Dvin, Gence, Nahcivan, Tiflis, Karabağ, Berdaa, Beylekan ve Kars. Kuruluşundan itibaren Gence, Divin ve Ani Şeddadileri olmak üzere üçe ayrılarak yönetilmiştir. Şeddadiler, daha çok Kuzey Kafkasya’da etkili olmuş, Ermeni ve Gürcülere karşı fetihlerde bulunmuştur. Şeddadiler, Kürtleri Kura ve Aras Nehri arasına iskân etmiş ve bölgede Kürt nüfusu artmıştır.
Revadiler X. yüzyıl başları ile 1071 yılları arasında Azerbaycan’ın ve İran’ın kuzeybatısında, daha çok Tebriz civarında hüküm süren bir Kürt hanedanıdır. Revadiler Hezbâni Kürtlerinin Revadi koluna mensuptur. Annaziler ise Ebu’l-Feth Muhammed b. Annaz tarafından Şazincan Kürt aşireti tarafından kurulmuştur. İran-Irak sınırındaki bölgede 991-1117 yılları arasında hüküm süren bir Kürt hanedanıdır. Kısa bir süre de olsa egemen olduğu bölgeler Dakuka, Hulvan, Şehrizor, Dinever, Hemedan ve Kirmanşah’tır.
Beş Kürt devleti için özet olarak şunları söylemek mümkündür. Aşiret kökenli olarak kurulan devletler aşiret mantığı ile yönetildiği için hanedan içi çatışmaları eksik olmamış ve kurumsal bir devlete dönüşememiştir. Kürt devletleri içinde devlet kapsamına alınabilecekler sadece Şeddadi ve Mervailerdir. Şeddadiler bile üç parçaya ayrılarak yönetilmiştir. Silvan merkezli Mervaniler adaletli bir yönetim kuramadıkları ve şehirli bir toplum olmadıkları için Diyarbakır halkı 25 sene onlara itaat etmemiştir. Kürt devletlerinden Hasneveyhiler ve Annaziler hariç devletlerin kurulduğu yerlerde Kürtler nüfus olarak çoğunluğu teşkil etmemiştir. Bu sebeple halktan yeteri kadar destek alamamıştır.
Kürt devletlerinin kurulduğu ve siyasi olarak güçlendikleri devirde o bölgenin en güçlü devleti Şii Büveyhoğulları idi. Kürt devletlerinden Hasneveyhi, Anaziler ve Mervaniler Sünni oldukları halde bir süre Şiilere bağlı kalmış, vergi ve asker vermişlerdir. Yani Kürt coğrafyasına Selçuklular gelmeden önce Kürt devletleri tam bağımsız değil, Şii Büveyhoğullarının hâkimiyeti altındaydılar. Kürt devletlerinden hiçbiri kendini Kürt olarak tanımlamamış ve yaşadıkları coğrafyaya Kürdistan türünden bir adlandırma yapmamıştır. Eğitim ve bilim dili olarak da Arapça ve Farsça kullanmışlardır. Birbirlerine sınır olan beş Kürt devleti arasında siyasi ve askerî ittifak veya işbirliği olmamıştır. Sadece Şeddadiler ve Mervaniler arasında bir defa evlilik yapılmıştır. Öte yandan Revadi ve Şeddadiler, Hasneveyhi ve Annaziler birbirleriyle savaşmıştır.
Türk (Selçuklu) ve Kürt İlişkileri Nasıl Başlamıştır?
Türkler, Müslüman olduktan sonra Türkistan’da Karahanlılar, Horasan ve Afganistan çevresinde ise Gazneli devletini kurmuşlardı. 990’lardan sonra Selçuk Bey liderliğindeki Oğuzlar Müslüman olmuş ve Maveraünnehir bölgesine yerleşmişlerdir. Türk-İslam tarihinin en büyük olayı Oğuzların Müslüman olması ve Ön Asya’ya gelmeleridir. Selçuk Bey’den sonra Oğuzların başına torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler geçmiştir. Oğuzlar Müslüman olduktan sonra Türkmen adını da kullanmıştır. Oğuzların en önemli sorunları bölgede büyük Türk devletlerinin olması ve yaşayabilecekleri bir yurtlarının olmaması idi. Bu sebeple Selçuklular yurt arayışına başlamış ve batıya doğru yönelmiştir.
Kürtlerin ve Türklerin (Selçukluların) ilk ciddi ilişkileri XI. yüzyılda Oğuzların Horasan ve İran’a gelmesiyle başlamıştır. Selçuklu tarihinin temel kaynaklarından olan Beyhâki, Oğuz beylerinin yurt arayışlarını anlatırken şöyle demiştir: “Tuğrul ve Yınallılar, Rey ve Cibal bedavadan önümüzde duruyor ve orada bir avuç zorba ile Deylem ve Kürt var. Bizim için doğrusu oraya gitmek, rahat rahat ömrümüzü geçirmektir. Çünkü Rum taraflarında düşman yoktur. Horasan’ı ve bu civarı bu kadar büyük ordusu, bu kadar ahâlisi olan Emir ile birlikte bırakalım dediler.” Bu metinden Selçukluların amacının yurt arayışı olduğu, daha rahat bir bölgede yaşamak istedikleri, bölgede -özellikle Cibal bölgesinde Kürtler vardı- güçlü devletlerin olmadığı, Rumlara (Bizans İmparatorluğu) karşı fetih yapılabileceği, Kürt varlığından haberdar oldukları ve bölgeyi iyi tanıdıkları anlaşılabilir.
“Çağrı Bey, 3000 Türkmen atlısıyla 1016-1021 tarihleri arasında batı yönüne hareket etti. Azerbaycan yoluyla Doğu Anadolu sınırlarını aşıp Van gölü havzasına girdi. Ermeni kaynaklarına göre Türk atlıları karşısında Bizans kumandanı Senekerim’in sevk ettiği kuvvetler yenilgiye uğradılar. Böylece Van gölü havzasının büyük bir kısmı Çağrı Bey’in kontrolüne girdi. Çağrı Bey, Kuzeye yönelip Gürcülerin oturdukları Nahcıvan taraflarına yürüdü ve bütün bölgeyi kolayca hâkimiyeti altına aldı. Sonra Dvin şehrinin güneyindeki Nig bölgesine yürüyerek Bizans kumandanı Vasak Pahlavuni’nin kuvvetlerini bozguna uğrattı ve Nig bölgesini istilâ etti.”
“Çağrı Bey’in altı yıllık batı seferinde Kürtlerle ilişkiler ise şöyle olmuştur: “1018-1021 yılları arasında Selçuklular ilk önce 1020 yılında Hemedan önlerinde Kürtlerle karşılaştılar. Sonra Türkmenler küçük bir Müslüman emirliği olan Şeddâdilerin arazisine girip evvela Nahçivan’a ve sonra Aras’ı geçerek Dvin’e ulaştılar. Çağrı Bey öncülüğündeki Selçuklu öncü birlikleri bölgeye gelince Şeddâdiler Selçuklulara bir miktar ikmal yardımı yapmıştır.”
“Sultan Mahmud’un baskısından kaçan iki bin çadırlık Oğuz grubu önce İsfehan’a ardından Azerbaycan’a gelip buranın hâkimi Kürt Revadi Emiri Vahsudan b. Memlan’ın hizmetine girmiştir.”
M. Altay Köymen ise “Bol ganimet elde ettiği Vaspurakan krallığından Şeddadoğulları devleti arazisine giren Çağrı Bey’in burada yağma ve tahriplerde bulunduğunu bilmemekle beraber bu hareketin gaza olduğu kesindir” demiştir.
Faruk Sümer, Oğuzların Azerbaycan’a gelişlerini şöyle anlatmıştır: “Oğuzlar Azerbaycan’a geldiklerinde buranın hâkimi Revadi hanedanından Vahsudan, Oğuzları dostça karşılamış ve hatta onlardan bir kız ile evlenmişti. Oğuzların başında Buğa, Göktaş, Mansur ve Dânâ vardı. Fakat Vahsudan’ın beklentisi boşa çıktı. Oğuzlar burada da yağmacılığa başladılar. Hatta Merağa şehrine girerek camii yakmışlar, Hezbâni oymağından ve halktan çok kimseleri kırmışlardı.”
“Çağrı Bey’in batı seferinden sonra Oğuzların batıya yürüyüşleri devam etmiştir. Ali Sevim, Oğuz akınlarını anlatırken diyor ki: “1028 yılında iki bin çadırlık bir kitle Azerbaycan’a gelip buranın hükümdarı Vahsudan’ın hizmetine girdiler ve onunla birlikte Anadolu’ya akınlara başladılar.”
Lazerev’e göre: “1029 yılında Sultan Mahmut’tan kaçan iki bin Oğuz Azerbaycan’a geldi. Azerbaycan hükümdarı Vahsudan bunları maiyetine aldı. Onlar Azerbaycan’dan Bizans arazisine geçerek akınlar yapmaya başladılar. Selçuklular, 1029 yılında Fares ve Huzistan’da Kürtlerle savaştılar. 1029 yılında Selçuklular Merag’a geldi ve Kürt Hezbâni aşireti ile savaştılar.”
“Kürt Revadi emiri Vahsudan onların kötülüklerine mâni olacağını ve yardım sağlayacağını ümit ederek Oğuzlara ikramda bulunmuş ve akrabalık tesis etmişti. Bu Oğuz taifesinin reisleri Boğa, Göktaş, Mansur ve Dana adlı beyler Vahsudan’ın ümitlerini boşa çıkardılar. Çünkü onlar fitne ve fesat çıkarmaya, adam öldürmeye ve yağmacılığa devam ettiler. Bunlar Merağa üzerine yürüdüler ve 1037-1038 yılında şehre girdiler. Camiyi yaktılar ve halktan pek çok kişiyi öldürdüler. Aynı şekilde Hezbâni Kürtlerinden birçoğunu da katlettiler.”
Yukarıda verilen bilgilerden Selçuklularla Kürtler arasındaki ilk karşılaşmanın Çağrı Bey’in Anadolu seferi esnasında olduğu kesindir. Kürt emirlikleriyle ilk irtibatın Şeddadi mi Revadilerle mi olduğu konusunda ihtilaf vardır. Oğuz boylarından ilk gelenler Tuğrul Bey’e bağlı olmayan ve denetimden kaçan başıbozuklar olduğu için girdikleri bölgeleri yakıp yıkmıştır. Selçuklu-Kürt ilişkileri başlangıçta çatışmalar şeklinde olmuştur. Ancak iki toplum arasında tanışma imkânı olunca dostane ilişkiler gelişmiştir. Zaman içinde karşılıklı evlilikler olmuş, Kafkasya ve Anadolu yönünde ortak akınlar yapılmıştır. Büyük Selçuklu Devleti kurulduktan sonra Selçuklu ve Kürt ilişkileri yeni bir boyut kazanmıştır.
Perspektif
YAŞAM