Türkçe | Kurdî    yazarlar
Ateşkesin Gölgesinde Kazanan Kim, Kaybeden Kim?

2026-04-08

Aydogan Inal

8 Nisan 2026 tarihinde Amerika ile İran arasında varıldığı belirtilen iki haftalık ateşkes, uluslararası kamuoyunda temkinli bir iyimserlik yarattı. Basına yansıyan bilgilere göre bu süre, savaşın tamamen sonlandırılması ve kalıcı bir barış zemininin oluşturulması amacıyla müzakereye ayrılacak. Ancak sürecin en kritik sorusu hâlâ yanıt bekliyor: Taraflar neyin pazarlığını yapacak ve kim neyi elde etmeye çalışacak?

Şu an için görünen tablo, tarafların kendi kamuoylarına farklı “zafer” anlatıları sunduğu yönünde. İran medyası, çatışmalardan galip çıkan tarafın İran olduğunu vurgularken; Avrupa ve Amerika basını ise bu süreci ABD’nin, özellikle de Trump liderliğindeki yönetimin stratejik bir başarısı olarak sunuyor. Bu karşıt anlatılar, yaklaşan müzakere sürecinin zorlu ve karmaşık geçeceğinin işareti olarak okunabilir.

İran, geçmiş müzakere süreçlerinde sert ve esnek olmayan tutumlarıyla bilinirken; karşısında ticaret kökenli, pragmatik ve pazarlık gücü yüksek bir lider olarak Donald Trump’ın bulunması, süreci daha da öngörülemez kılıyor. Önümüzdeki günler, bu iki farklı yaklaşımın masada nasıl bir denge oluşturacağını daha net ortaya koyacaktır.

Ancak bu savaşın kazananı olup olmadığı tartışılırken, kaybeden tarafın kim olduğu konusunda daha net bir tablo ortaya çıkıyor. O da Kürtler—özellikle Güney Kürdistan ve Rojhilat Kürdistanı.

Savaşın başladığı günden bu yana Güney Kürdistan’dan paylaşılan verilere göre, İran’ın bölgeye yönelik saldırı sayısı 700’ü aşmış durumda. Bu saldırılar sonucunda onlarca sivil hayatını kaybetmiş, birçok yerleşim yeri zarar görmüş ve peşmerge güçleri de hedef alınmıştır. Oysa Güney Kürdistan yönetimi, çatışmanın başından itibaren tarafsız olduğunu açıkça ifade etmişti.

Buna rağmen gerçekleşen saldırılar, yalnızca askeri bir refleks değil, aynı zamanda Kürtlere yönelik tarihsel düşmanlığın bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Kürdistan topraklarından İran’a yönelik herhangi bir saldırı olmamasına rağmen gerçekleştirilen bu operasyonlar, bölgenin ne kadar kırılgan bir güvenlik dengesi üzerinde bulunduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Yaşanan kayıplar, yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı değil; aynı zamanda Kürt halkı üzerinde derin bir psikolojik etki de yaratmıştır. Sivil halkın ve peşmerge güçlerinin hedef alınması, Kürt toplumunda büyük bir öfke ve hayal kırıklığına yol açmıştır.

Bu gelişmeler, biz Kürtler açısından acı bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Devletsizliğin yarattığı kırılganlık. Uluslararası sistemde güçlü bir temsil ve güvenceye sahip olmayan Kürtler, bölgesel güçlerin çatışmalarında en kolay hedef haline gelebiliyor.

Bugün gelinen noktada ateşkes umut verici olsa da, biz Kürtler açısından temel sorun değişmiş değil. Büyük güçler arasında yürütülen müzakere, çoğu zaman halkımızın acılarını görmezden gelebiliyor. Eğer kalıcı bir barış hedefleniyorsa, bu sürecin yalnızca devletler arası dengelerle değil, bölgedeki tüm halkların ve özellikle de biz Kürtlerin güvenliği ve hakları gözetilerek yürütülmesi gerekiyor.

Aksi halde, ateşkesler yalnızca bir sonraki çatışmanın hazırlık süreci olmaktan öteye geçemeyecektir.

MAKALELER