Türkçe | Kurdî    yazarlar
MKE’nin Enfal-17’si ve Düşündürdükleri

52026-04-15

Mesud Tek

Son günlerde, Türk basınında, Makine Kimya Endüstrisi-MKE’nin insansız hava araçlarına karşı ürettiği ve adını Kur’an-ı Kerim’de yer alan Enfal Suresi’nin 17. ayetine atıfla, Enfal-17 koyduğu füzelerle ilgili yapılan güzellemeler almış başını gidiyor.

Osmanlı döneminde şeyhülislamların dini referanslarla, Êzidi ve Alevi Kürdlere karşı ilan ettikleri cihatlar, değişik adlar altına günümüze kadar sürdü; sürüyor. Sadece Osmanlılar değil, öteki sömürgeci ülkeler de örneğin İran ve Irak’ta da dini referanslarla ilan edilen cihatlar ve yapılan operasyonlarla yüz binlerce Kürd katledildi.

Ki, Enfal süresi de bunlardan biridir.

Enfal Kürdler özellikle de Güney Kürdistanlılar için toplu katliamın öteki adıdır; Kürd soykırımıdır. Çocuk-genç-yaşlı, kadın-erkek ayrımı yapılmadan topluca katledilmesi, toplu mezarlara gömülmesi demektir.

1940’lı yıllarda Feyli Kürdlerin Enfalıyla başlayan,1980 yılında gene Feyli Kürdlerin, 1983 yılında 8000 Barzani erkeğinin Enfalıyla süren ve son olarak da 1988 yılı başında başlayan ve aynı yılın sonbaharında Behdinan Enfalıyla sona eren 8 aşamalı Enfal operasyonların yarası kanamaya devam ediyor.

Soykırımın, adı altında yürütülen Enfal süresinin 17. Ayetinin meali şöyle: "Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lütufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir." (ABÇ)

Çoğunluğu Müslüman olan Kürdlere cihat ilan etmenin, onlara karşı yürütülen operasyonlara Enfal adının verilmesinin dinen caiz olup olmadığının kararı ulemanındır.

Ama bildiğim bir şey var ki, o da ne amaçla olursa olsun, masum insanları öldürmenin tüm dinlerde yasak olduğu ve insanî vicdanın asla kabul etmediğidir.

Ne yazık ki İslam ülkeleri ve ulumanın önemli bir bölümü BAAS rejiminin Enfal operasyonlarına karşı sessiz kaldılar, BAAS diktatörlüğünü desteklediler.

1988 yılındaki Enfal operasyonlarının en kanlı aşamalarında biri olan Halepce Katliamından birkaç gün sonra toplanan İslam Ülkeleri Zirvesi’nden tek bir itiraz sesi çıkmadı. Katliamlarda imzası olan Saddam Hüseyin Arap-İslam kahramanı olarak görüldü, aralarında Filistin’in de olduğu birçok ülkede heykelleri dikildi.

Enfal operasyonları ve İslam âleminin operasyonları karşısındaki sessizliği, Kürdlere anlatılan “Ümmet Kardeşliği” hikâyesinin yalan olduğu ve Kürdleri ümmetin hamalı olarak gören anlayışı ortaya koyuyor.

Enfalin Kürdlerin hafızasında böylesine olumsuz bir biçimde yer ettiği, açtığı toplumsal travmalar biliniyorken, MKE’nin ürettiği füzeye bu adı vermesi sadece Kürdleri tehdit etmek, “ayağınızı denk atın, yoksa füzelerimizle size daha acısını ve kanlısını yaşatırız” demek değildir. Aynı zamanda bilinçli bir tercihtir. Dersimde bazı sokaklara, Dersim Tertelesi’nin sorumlularından Abdullah Alpdoğan adının, Ermeni Katliamının sorumluları Enver Paşa ve Talat Paşa’nın adlarının Rum ve Ermenilerin yaşadığı yörelerde okullara ve sokaklara verilmesinin de gösterdiği gibi, Türk ve Müslüman olmayan haklara uğradıkları katliamları sürekli hatırlatmayı amaçlayan politikanın bir devamıdır.

Türkiye’de devletin ve özel şirketlerin ürettikleri, başta füze ve İHA olmak üzere öteki savaş araçlarına “Aksungur, Kızılelma, Kargu” gibi Türklüğü, Enfal gibi İslami adlar verilmesi, TC’nin üzerinde şekillendiği Türk-İslam sentezi” anlayışının sürdüğünün de bir göstergesidir.

İslami değerler ve adların Kürd düşmanı politikalara alet edilmesine karşı çıkmak, tüm samimi dini kesimlerin başta gelen görevi olmalıdır.

MAKALELER