Türkçe | Kurdî    yazarlar
Bağımsızlık Treninden "Demokratik Ulus" Metrobüsüne

2026-05-01

Bahattin Turan

Bazı yolculukların varış noktası daha en başından bellidir. Raylar titizlikle döşenmiş, istasyonlar belirlenmiş ve tabelaya o büyük hedef yazılmıştır: Tam Bağımsızlık. O trene binen her yolcu, menzilini bilir. Yolun meşakkati ya da uzunluğu kimseyi şaşırtmaz; çünkü istikamet nettir.

Ancak bir noktada tren yavaşlar ve bir anons duyulur: "Kısa süreli bir aktarma." İnsanlar vagonlardan indirilirken, kulağa hoş gelen, modern ve esnek bir ulaşım sistemine geçildiği fısıldanır. Bir de bakarsınız ki; o kararlı bağımsızlık treninden inen kalabalık, kendini "Demokratik Ulus" yazan bir metrobüs durağında, tozun dumanın içinde bulmuş.

İyi de, bu araç gerçekten nereye gidiyor?

Raydan Tekerleğe: Hedef mi kaydı, yol mu?

Bağımsızlık dediğimiz şey, bir halkın "Kendi kaderimi ancak ben tayin ederim" demesidir. Tarih boyunca sömürünün zincirlerini kıran en güçlü anahtar bu olmuştur; somuttur, nettir.

Gel zaman git zaman, bu net hedef yerini daha muğlak, daha "yoruma açık" kavramlara bıraktı. Klasik modele bir eleştiri olarak sunulan "demokratik ulus" fikri, kağıt üzerinde çok sesli ve kapsayıcı görünüyordu. Fakat tam burada bir gerçekle yüzleşiyoruz: Sınırları aşan bir fikir, eğer elle tutulur bir menzil sunmuyorsa, insanı özgürlüğe mi götürür yoksa derin bir belirsizliğe mi? Haritası olmayan bir yolculukta ne kadar yol alırsanız alın, hep başladığınız yerin uzağında ama bir yere varamamış hissedersiniz.

Metrobüs Kalabalığı: Herkes Ayakta, Direksiyon Kimde?

Bu yeni sistemin en tuhaf yanı, herkesin aracın içinde olması ama kimsenin rotaya müdahale edememesidir. "Halk kendi kendini yönetecek" sözü kulağa çok şık geliyor. Ancak uygulamaya baktığımızda, kararların hangi kapalı kapılar ardında alındığı, o direksiyonun aslında kimin elinde olduğu bir türlü anlaşılmıyor.

Bir yandan merkezi yapıya mesafeli durup, diğer yandan kendi içinde katı ve sorgulanmaz bir düzen kurmak...

 Bu sadece kitabi bir çelişki değil, insanların her gün iliğinde hissettiği bir sancıdır.  Eğer gerçekten halk kendi yolunu çiziyorsa, neden rota hep "yukarıdan" bir yerlerden fısıldanıyor gibi geliyor?

Yanlış Durak Hikâyesi

Yolculuk esnasında yanlış durakta inmek insani bir hatadır.  Asıl sorun, o yanlış durakta beklendiğinin farkına varılmamasıdır. Eğer bir halk, yola çıkarken kendine verilen sözler ile bugün elinde kalanlar arasındaki uçurumu sorgulamayı bırakmışsa, o yolculuk bir irade beyanı değil, bir alışkanlık haline gelmiş demektir.

Bağımsızlık trenini bırakıp metrobüse binmek bir tercih olabilir; ancak bu, insanların bilerek, isteyerek ve tartışarak verdiği bir karar olmalıdır.  Aksi halde bu bir yön değişikliği değil, yolunu kaybetmektir. İnsan, neye inandığını ve bunca bedeli ne için ödediğini bilmek ister.

Hedefler sessiz sedasız değiştirildiğinde, geriye sadece yorgun bir belirsizlik kalır.

Aynadaki Gerçek: Yol Devam Ediyor ama Menzil Kayıp

Belki de en acısı şu: Yolculuk hâlâ sürüyor ama artık varış noktası anons edilmiyor. Eskiden göğsümüzü gere gere söylediğimiz o büyük hedefler, şimdilerde silik birer dipnota dönüşmüş durumda.

Ve yolcular... Onlar hâlâ ayakta. Kimi cebindeki eski biletine bakıp iç geçiriyor, kimi yeni güzergâhı çözmeye çalışıyor. Çoğu ise artık sadece bu yorgunluğun bir yerde bitmesini bekliyor gibi.

Son Söz: Yeni Bir Rota Mümkün mü?

İnilen her yanlış durak, aslında yeniden doğru yola çıkmak için bir fırsattır. Ama bunun için önce nerede olduğumuzu ve neden burada olduğumuzu dürüstçe kabul etmemiz gerekiyor.

Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı, tozlu raflarda kalmış bir slogan değil, her zaman taze kalması gereken bir iradedir. Bu hakkı yeniden, en yalın ve en net haliyle tartışmaya açmak, belki de yolun en hayati adımıdır. Çünkü hangi araca binersek binelim, şu iki soru cevaplanmayı bekliyor:

1. Direksiyon gerçekten halkın elinde mi, yoksa biz sadece öyle mi sanıyoruz?

2. Bu yol gerçekten nereye gidiyor?

MAKALELER