

2026-06-04
14 Haziran 2026’da İsviçre’de seçmenler, “10 Milyon İsviçre
Olmasın! (Sürdürülebilirlik Girişimi)” halk girişimi hakkında oy kullanacak.
Girişim, sürekli yerleşik nüfusun sınırlandırılmasını talep ediyor: 2050 yılına
kadar İsviçre’nin nüfusu 10 milyonun altında kalmalı; eğer sürekli yerleşik
nüfus 2050 yılından önce 9,5 milyonu aşarsa, Federal Konsey ve Parlamento
özellikle iltica alanında ve aile birleşimi konusunda önlemler almali; 10
milyon sınırı aşılırsa İsviçre nüfus artışına katkıda bulunan uluslararası
anlaşmaları feshetmeli, iki yıl sonra da AB ile Kişilerin Serbest Dolaşımı
Anlaşması’nı feshetmeli. Bu durum İkili I ve II Anlaşmaları’nın (Bilaterale I
und II) da ortadan kalkmasına yol açacak. İsviçre’nin AB’nin Schengen ve Dublin
anlaşmalarına katılımı da sorgulanır hale gelecek ve dolayısıyla güvenlik ve
iltica alanındaki yakın işbirliği sona erecek.
Federal Konsey “Hayır” oyu kullanılmasını tavsiye ediyor,
Ulusal Konsey ve Eyaletler Konseyi’ndeki çoğunluk da aynı görüşte.
Girişimin karşıtları (sol ve merkez partiler, çeşitli meslek
birlikleri, araştırma kurumları vb.) “Kaos Girişimine Hayır” adı altında tüm
hızıyla devam eden bir kampanya başlattılar. Bu girişime haklı olarak “Kaos
Girişimi” diyorlar, çünkü girişim sorunları çözmek bir yana, daha da fazla
soruna yol açacak.
Bu durum, halihazırda darboğazların yaşandığı sağlık
sektörü, tarım, gastronomi ve sanayide işgücü sıkıntısını daha da
şiddetlendirecek. Sonuçlarını hepimiz hissedeceğiz: daha uzun bekleme süreleri
ve günlük hayatta gözle görülür şekilde kötüleşen hizmet sunumu. Aynı zamanda,
özellikle KOBİ’ler için kotalar nedeniyle ek bürokrasi ve belirsizlik riski
doğuyor ve ikili (bilateral) yol baskı altına giriyor. Bunlara ek olarak ikili
anlaşmaların feshi, İsviçre’nin AB araştırma programlarından dışlanması, Schengen-Dublin
anlaşmalarının ve uluslararası güvenlik anlaşmalarının feshi söz konusu.
Tüm bu felaketlerin 14 Haziran’daki “Evet” oylamasından
hemen sonra mı geleceği, yoksa geçiş hükümlerinin mi olacağı, ya da girişimin
hedeflerini aşmaya yönelik siyasi stratejilerin mi geliştirileceği (ki bu da
girişim taraftarlarına daha fazla malzeme verecektir) şu anda cevaplanabilecek
sorular değil.
1970 Schwarzenbach Girişimi ile Olan Paraleller
Ancak altını çizmek istediğim bir husus, girişimin çözmeyi
vaat ettiği göç konusudur. Kampanyasında girişim, özellikle kişilerin serbest
dolaşımı yoluyla değil de mülteci olarak göç eden ve aile birleşimi yapan
kişilere atıfta bulunuyor. Oysa istatistikler, bu grubun göçmen nüfusun sadece
%2,6’sını oluşturduğunu gösteriyor. Yani nüfusun küçük bir yüzdesi için çok
fazla gürültü koparılıyor. Bu nedenle girişim, karşıtlarının sürekli
vurguladığı gibi, Schwarzenbach Girişimi’ni andırıyor.
Gazeteci Rino Scarcelli ise Swissinfo.ch’da 2020’de yazdığı
makalesinde Schwarzenbach Girişimi’n olumlu etkilerine işaret ediyor. Bu
anlamda “aşırı yabancılaşma” karşıtı kampanya, siyasi, dini ve hayırsever
kuruluşların yabancılarla ilgilenmeye başlaması ve İsviçre’de daha fazla
İtalyan derneğinin kurulması gibi olumlu bir etki yarattı. Yabancı düşmanı
kampanyaya tepki olarak tüm farklılıkları aştılar ve tek bir temsil organı
(Ulusal Anlayış Komitesi – Nationales Komitee für Verständigung) seçtiler; bu organ
olası yabancı sayısı sınırlamasını değil, yaşam koşullarını sorguladı ve ilk
kez sorunların genel bir resmini çizerek demokratik özgürlükleri ve vatandaşlık
haklarını talep etti.
Bugün ile o gün arasında bir paralellik kurmak için,
muhtemelen bugünkü tartışmaları retrospektif olarak analiz edebilmek adına
zamansal bir mesafeye ihtiyacımız var. Ancak şu bir gerçek ki, ücretli bakım
işlerinin çoğunlukla göçmen kökenli kadınlar tarafından yapıldığına dair büyük
bir farkındalık oluştu. Bu durum, feminist grev kolektifinin yıllardır çalışma
koşullarının iyileştirilmesi vb. açısından gündeminde olan bir olgudur. Bu
gerçeğin artık halk nezdinde tartışmasız farkındalık yaratmasını girişime borçluyuz.
Kürt Toplumu Olarak Irkçılığı Aşmak
Hiç şüphe yok ki her iki girişimin de altında, toplumun
derinliklerine işlemiş, bazen açık bazen de örtük bir ırkçılık yatıyor. Bu
ırkçılık, yalnızca yerli halkın bir kısmında değil, maalesef göçmen kökenli
bireyler arasında da içselleştirilmiş biçimlerde kendini gösterebiliyor. Kendi
kimliğinden utanma, ötekileştirilen diğer gruplara karşı mesafe koyma ya da
asimilasyon yoluyla kabul görme çabası, bu içselleştirilmiş ırkçılığın
yansımalarından sadece birkaçı.
Kürt bir topluluk olarak, hem maruz kaldığımız hem de bazen
farkında olmadan yeniden ürettiğimiz bu ırkçılığı aşmanın yollarını bulmak
zorundayız. Bu noktada Kürtlerin kültürel zenginliği önemli bir referans
noktası olabilir. Binlerce yıllık edebiyat, müzik, hafıza ve dayanışma
kültürümüz, farklı dillerimiz ve inanç geleneklerimiz, hem bir direniş hem de
bir varoluş biçimi olarak ırkçılığın karşısında alternatif bir insanlık hali
sunabilir. Bu kültürel birikimi bir gösteri nesnesi olmaktan çıkarıp somut bir
pratiğe dönüştürmek bize düşer: işyerinde birlikte durmak, mahallede
örgütlenmek, siyasette tavır almak.
Siyasi düzeyde —sadece Kürtleri ilgilendiren meselelerde dahi— bu potansiyelin ancak zayıf ve geçici yansımalarını görebiliyorum. Bazı yerel inisiyatifler, kısa süreli kampanyalar veya bireysel çabalar var; ancak bunlar kurumsallaşmaktan, ortak bir stratejiye dönüşmekten ve en önemlisi sürdürülebilir bir dayanışma yaratmaktan uzak. Oysa ırkçılığa karşı durmak, sadece ona maruz kaldığımızda tepki vermek değil; eğitimden adalete, ekonomiden medyaya kadar her alanda sürekli, sistematik ve kolektif bir çaba gerektirir.
İşte bu nedenle, Kaos Girişimi’ne HAYIR diyerek İsviçre’deki
Kürt toplumu olarak siyasi bir duruşta birlik olalım.
2026-06-04PEŞMERGE'NİN RUHU VE MESUD BARZANİ'NİN TARİHE DÜŞTÜĞÜ NOT
2026-05-23Kürt Siyasetinin En Büyük Sorunu, Eleştiriyi Düşmanlık Sanan Zihniyet
2026-05-18Tarafsızlık mı, Bağımsızlık mı? Kürt Aydınının Tarihi Sınavı
52026-04-15MKE’nin Enfal-17’si ve Düşündürdükleri
2026-05-14Murray Bookchin Tesislerinde Verilen Zorunlu Mola
2026-05-10Nur topu gibi bir “Apocu Hareket!!!”imiz oldu
2026-05-05Söylemde Çöküş, Siyasette Savrulma: PKK’nin Açmazı
2026-05-01Bağımsızlık Treninden "Demokratik Ulus" Metrobüsüne
2026-04-26Donald Trump ve korku ile yüzleşmek
2026-04-17Kerkük; Bir Şehrin Ötesinde, Bir Hafızanın Adı
2026-04-13Trump Kürtler İçin Mi Sorun, Yoksa Kürtler Trump İçin Mi Bir Yük?
2026-04-12Tek Sandalyeli Müzakere
2026-04-08Ateşkesin Gölgesinde Kazanan Kim, Kaybeden Kim?
2026-04-01Mesud Barzani, Fırtınalı Ortadoğu’da Diplomasi ve Direnişin Sembolü
2026-03-24Newroz 2026: Birlik Ruhunun Yeniden Yeşerdiği Gün
2026-03-18İhanete geçit yok
2026-03-16İran denkleminde Kürt aktörler ve rejim değişikliği tartışmaları
2026-03-01Yok Saymakla Yok Olmuyor, Su Yatağını Bulacak
2026-02-22Güney Kürdistan’da muhalefet ve ulusal siyasetin ahlaki krizi
2026-02-17Bireyden Kolektife Sorumlu Özgürlük