

2026-07-19
Aydoğan İnal
Ortadoğu bir kez
daha savaşın gölgesinde. ABD ile İran arasında tırmanan gerilim bölgeyi her
geçen gün daha büyük bir belirsizliğe sürüklerken, İran yönetimi dışarıdaki
krizleri içeride baskıyı artırmanın bahanesine dönüştürmeye devam ediyor. Bunun
en ağır bedelini ise yıllardır olduğu gibi yine Kürtler ödüyor.
İran'da Kürt
kimliği, yalnızca etnik bir aidiyet değil; çoğu zaman devletin güvenlikçi
politikalarının hedefi haline getirilen bir kimlik olarak görülüyor.
Gözaltılar, uzun hapis cezaları, idam kararları ve sınır bölgelerine yönelik
askeri operasyonlar, yıllardır devam eden bu politikanın parçalarıdır. Son
dönemde yaşanan idamlar ve Kürt siyasi hareketlerine yönelik operasyonlar da bu
tablonun yeni halkalarını oluşturuyor.
Henüz 18
yaşındaki İrfan Esfendiyari ve 23 yaşındaki Gul Muhammed Muhammedi’nin sabahın
erken saatlerinde İsfahan Cezaevi’nde idam edilmesi, bu rejimin ne kadar
acımasız ve korku üzerine kurulu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
İran, halk protestolarını bahane ederek genç Kürt aktivistleri idam etmekten
çekinmeyen bir “idam devleti” haline gelmiştir.
Bu da yetmezmiş
gibi, Güney Kürdistan’daki Komela kamplarına İHA’larla saldırı düzenlenmiş ve 9
peşmerge hayatını kaybetmiştir. Süleymaniye’de düzenlenen cenaze törenlerinde
yükselen ağıtlar ve bir annenin gözyaşları, bu saldırıların sadece askeri
değil, aynı zamanda derin bir insani trajedi olduğunu açıkça ortaya
koymaktadır.
İran yönetimi,
her kriz döneminde içerideki muhalefeti bastırmak için "ulusal
güvenlik" söylemine sarılıyor. Ancak Kürtlerin demokratik taleplerini ya
da siyasi faaliyetlerini güvenlik tehdidi olarak göstermek, sorunları çözmek
yerine daha da derinleştiriyor.
Devlet gücünü
hukukun üstünlüğü yerine korku üretmek için kullanan hiçbir yönetim, uzun
vadede meşruiyetini koruyamaz.
Güney Kürdistan'a
yönelik gerçekleştirilen askeri operasyonlar da yalnızca sınır güvenliği
tartışmasıyla açıklanamaz. Bu tür saldırılar, bölgedeki gerilimi daha da
büyütmekte, siviller üzerinde ağır insani sonuçlar doğurmakta ve Kürt
toplumunda derin yaralar açmaktadır. Cenaze törenlerinde yükselen ağıtlar,
yalnızca kaybedilen insanların değil, yıllardır bitmeyen acının da sembolüdür.
Bugün İran
yönetiminin en büyük sorunu, miadını doldurmuş bir rejim olduğunun farkına
varmamasından kaynaklanmaktadır. Ekonomik kriz, uluslararası yaptırımlar ve
siyasi yalnızlık büyüdükçe, rejim eleştirilere cevap vermek yerine baskıyı
artırmayı tercih ediyor. İdamlar, gözaltılar ve askeri operasyonlar ise bu
yönetim anlayışının en sert araçları olarak öne çıkıyor.
Kürtler defalarca
bu bölgesel savaşların tarafı olmak istemediklerini ifade etmiş olmalarına
rağmen, yaşanan gelişmeler Kürt bölgelerinin ve Kürt siyasal hareketlerinin
çatışmaların etkisinden kurtulamadığını gösteriyor. Bu durum, yalnızca İran'ın
iç politikası açısından değil, bölgesel istikrar açısından da ciddi soru
işaretleri doğurmaktadır.
Artık Kürtler
açısından parti, örgüt ve coğrafya farklılıklarını aşan ortak bir demokratik
duruş geliştirmek her zamankinden daha önemlidir. Rojhilat'ta, Başûr'da,
Rojava'da, Bakur'da ve dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtlerin; hukukun
üstünlüğünü, insan haklarını ve yaşam hakkını savunan ortak bir ses
oluşturması, uluslararası kamuoyunun dikkatini bu gelişmelere çekmek açısından
önem taşımaktadır.
Uluslararası
toplum ise insan hakları ihlallerine karşı ilkesel bir tutum sergilemek
zorundadır. İnsan hakları evrenselse, bu ilke siyasi dengelere göre
değişmemelidir. Bir ülkede idamlar ve siyasi baskılar eleştiriliyorsa, aynı
standart İran için de geçerli olmalıdır.
Tarih
göstermiştir ki baskıyla kurulan düzenler kalıcı olmaz. İdam sehpası hiçbir
zaman özgürlük talebini ortadan kaldıramamıştır. Korkuyla yönetilen devletler,
eninde sonunda kendi korkularının esiri haline gelir. Kalıcı barışın yolu ise
baskıdan değil; adaletten, hukuktan ve halkların temel haklarına saygıdan
geçmektedir.
2026-07-16Terörsüz Türkiye mi ya da sorunları yok sayan bir inkâr politikası mı?
2026-07-17İsviçre'de Kapalı Kapılar Ardındaki Bekleyiş
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması
2026-07-05Türk’ün Hassasiyeti, Kürt’ün Haysiyeti
2026-07-03İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir
2026-07-01Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair-3
2026-06-29Gücün Ağırlığı mı, Gösterinin Gürültüsü mü?
2026-06-29Özgür basın KDP ve YNK’yi zayıflatmaz!
2026-06-28Halkın Acıları Üzerinden Kurulan Sözde “Kazanımlar”
2026-06-28Biraz Özeleştiri – Irkçılık Girişimi Kaybetti de, SVP Gerçekten Kaybetti mi?
2026-06-26Öcalan’ın Yeni Çözüm Modeli: Komün
2026-06-20Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair
2026-06-19Kürtlerin ezberi, İsrail’in yeni deneyimi: ABD’nin terk etme pratiği
2026-06-16Göçmen Kadınların Çifte Yükü
2026-06-12Kürtler Sadece Oy Deposu Değildir
2026-06-07Kürt Kadınına Dil Uzatmak, Bir Halkın Onuruna Saldırmaktır