

2026-07-17
Gamze Yılmaz'ın geçen
hafta Zürih'teki ZAA Geri Gönderme Merkezi'nden yazdığı mektup, İsviçre'nin
ortasında büyüyen bir çığlığı duyuruyor. Bu mektup, kapalı kapılar ardındaki
bekleyişin ve çoğu zaman görmezden gelinen şiddet düzeninin tanıklığı. Gamze yalnız
değil; yanında 53 yaşındaki Mardinli Gülden Öztürk ve üç aylık hamile
Etiyopyalı Yordanos Yared Tedla da aynı belirsizliği yaşıyor. Bu insanlar hüküm
giymiş değil, haklarında ceza yok ama özgürlükleri ellerinden alınmış.
Gamze'nin ifadesiyle görünmez bir ceza çekiyorlar.
Gamze, merkezin Zürih
Havalimanı'na yakınlığını ve gün boyu duyulan uçak seslerinin içerideki
kadınlar için nasıl bir korkuya dönüştüğünü anlatıyor: Dışarıdakiler için
yolculuk anlamına gelen her ses, içeridekiler için zorla bindirilecekleri
uçağın habercisi olabilir.
Bu görünmez ceza,
İsviçre'nin iltica ve sınır dışı rejiminin en karanlık alanlarından birine
işaret ediyor. Geri gönderme merkezleri, demokratik hukuk devletinin
anlatısının dışına düşen mekânlar gibi işliyor; insan hakları, yaşam hakkı ve
kadınların şiddetten korunması çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor. SEM'in
hızlandırılmış prosedürlerinde ve bürokratik dilinde açılan bu kara delik,
demokrasi ve insan hakları üzerine kurduğumuz güvenli cümleleri içine çekiyor. Hannah
Arendt'in "haklara sahip olma hakkı" tezi burada anlam kazanıyor;
mesele yalnızca aidiyet değil, tehlikedeyken sesinin kim tarafından duyulacağı
ve hayatının kim tarafından korunmaya değer görüleceğidir.
Görünürlük ve
Tesadüfi Dayanışma
Son aylarda kamuoyu
baskısıyla bazı sınır dışı kararları durdurulabildi. Bu, dayanışmanın hayat
kurtarabileceğini gösteriyor ama acı gerçek şu ki yaşama şansı artık çoğu zaman
görünürlüğe bağlı hâle geliyor. Kimin hikâyesi duyuluyor? Kimin dosya
numaraları arasında kaybolup gittiğini bilmiyoruz; çünkü bilmemek bu sistemin
bir parçası hâline getirildi. Bugün merkezlerde kaç kişinin beklediğini,
kaçının gönderildiğinde hapse atılacağını veya işkenceyle karşılaşacağını, kaç
kadının ise devlet hapishanelerinde değil, aile şiddetiyle ölüm tehlikesi
altında olduğunu bilmiyoruz.
Kadınlar açısından bu
şiddet daha da derinleşiyor. Sınır dışı kararı, bazı kadınlar için yalnızca
ülke değiştirmek değil; ölüm tehdidinin, aile içi şiddetin, namus adı verilen
erkek şiddetinin ya da politik baskının içine geri itilmek anlamına geliyor. Femizid
bu yüzden bireysel değil, politiktir. Demokratik devletler bu kararlarla bu politikanın
parçası hâline gelir. Feminist filozof Judith Butler'ın "hangi hayatlar
yas tutulabilir?" sorusu burada ağırlaşıyor: Sınır dışı edildikten sonra
öldürülen bir kadının ölümü hangi istatistiğe, hangi devletin sorumluluğuna
yazılır? Yoksa dosya kapandığında hayat da mı kapanır?
Güvenlik Kimin
İçin?
İsviçre'nin ikilemi
burada başlıyor. Bir yandan kendi içinde kadın cinayetlerini önlemekte zorlanan
bir ülke. Stop Femizid'in verilerine göre 2025'te İsviçre'de en az 26 kadın ve
kız çocuğu femizid sonucu öldürüldü; bu yaklaşık iki haftada bir kadın demek.
Türkiye'de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'na göre aynı yıl 294
kadın erkekler tarafından öldürüldü, 297 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu.
Sayılar farklı ölçeklerde görünse de nüfusa oranlandığında İsviçre'nin de erkek
şiddetinden azade olmadığı ortaya çıkıyor. Kendi içinde kadın cinayetlerini
önleyemeyen bir devlet, hangi ahlaki ve politik güvenle ölüm tehdidi altındaki
kadınları başka ülkelere geri gönderme kararı alıyor? Bu yalnızca idari bir
hata değil, politik bir tercihtir.
Mesele birkaç istisnai
vakanın durdurulmasıyla çözülemez. Temel bir değişim şart: Özellikle kadınların
yüksek femisid oranları olan ülkelere geri gönderilmesinde çok daha güçlü ve
bağlayıcı koruma mekanizmaları kurulmalı. Toplumsal cinsiyet temelli zulüm,
iltica süreçlerinde ikincil unsur değil, doğrudan yaşam hakkını ilgilendiren
merkezi bir neden olarak ele alınmalı. Bunun ötesinde, sınır dışı edilen
kişilerin akıbetini aylarca takip edecek bağımsız bir kuruma ihtiyaç var. Bu
kurum, yerel kadın örgütleri ve avukatlarla temas kurup ölüm tehdidi ya da ağır
hak ihlali durumunda müdahale edebilmeli.
Siyasi İrade ve Sivil Toplumun Rolü
İsviçre böyle bir
kurumu mali olarak kurabilir ama politik olarak zor, çünkü bu kurum sınır dışı
kararlarının sonuçlarını görünür kılar. Sistemin rahatlığı görünmezliğe
dayanıyor; uçağa bindirilenin hikâyesi dosyadan düşüyor. Devlet bunu yapmazsa,
göçmen örgütleri bağımsız ve gerektiğinde gayriresmî işleyen bir izleme ve dayanışma
ağı kurmak zorunda. Bu, devletin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ama görmezden
gelinen hayatların tamamen karanlığa gömülmesini engeller.
Gamze'nin mektubundaki
en çarpıcı çağrı ise: "Lütfen bizi sadece dosya numaralarından,
istatistiklerden ya da sınır dışı edilmesi beklenen insanlar olarak görmeyin.
Biz insanız." Bu basit cümle, bütün iltica rejimine yöneltilmiş en temel
itirazdır. Çünkü sistem bunun tam tersini yaparak çalışıyor: insanı dosyaya,
korkuyu şüpheye, ölüm tehdidini prosedüre, çığlığı sessizliğe çeviriyor.
Gamze'nin mektubu bize bir kez daha hatırlatıyor: Bir toplumun gerçekliği, en
çok görmediği insanlara ne yaptığı yerde ortaya çıkar.
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması
2026-07-05Türk’ün Hassasiyeti, Kürt’ün Haysiyeti
2026-07-03İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir
2026-07-01Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair-3
2026-06-29Gücün Ağırlığı mı, Gösterinin Gürültüsü mü?
2026-06-29Özgür basın KDP ve YNK’yi zayıflatmaz!
2026-06-28Halkın Acıları Üzerinden Kurulan Sözde “Kazanımlar”
2026-06-28Biraz Özeleştiri – Irkçılık Girişimi Kaybetti de, SVP Gerçekten Kaybetti mi?
2026-06-26Öcalan’ın Yeni Çözüm Modeli: Komün
2026-06-20Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair
2026-06-19Kürtlerin ezberi, İsrail’in yeni deneyimi: ABD’nin terk etme pratiği
2026-06-16Göçmen Kadınların Çifte Yükü
2026-06-12Kürtler Sadece Oy Deposu Değildir
2026-06-07Kürt Kadınına Dil Uzatmak, Bir Halkın Onuruna Saldırmaktır
2026-06-06Entegrasyonun Radikal Sosu: Bir "Demokratik Ulus" Masalı
2026-06-04PEŞMERGE'NİN RUHU VE MESUD BARZANİ'NİN TARİHE DÜŞTÜĞÜ NOT