Türkçe | Kurdî    yazarlar
İhanete geçit yok

2026-03-18

Diyar Budak
Geçen Şubat ayında Rojava Kürdistanı’na yapılan büyük operasyon sonucunda, Kürt güçlerin stratejik hataları nedeniyle büyük bir yenilgi ve Kürt kırımının yaşandığını gördük. Ardından yapılan Münih Zirvesi, bu yaraları sarma ve acıyı giderme konusunda yetersiz bir pansuman olmaktan öteye gidemedi. Bugün ise belirsizlik ve statüsüzlük, halkımızın umudunu dumura uğratmıştır. Sürecin hassasiyetini gözeterek eleştirilerimizi ileri bir tarihte dile getirmek üzere saklı tutma hakkımızı kullanıyoruz. Ancak sorumluların er ya da geç halkımıza hesap vereceği gün gelecektir ve bu sürecin takipçisi olacağımız bilinmelidir.
Bazılarının bu yenilgi ve kırımdan sorumlu oldukları için özenle manipülasyonlar yaparak ve süslü söylemlerle sorumluluktan kaçmaya çalıştıkları açıktır. “İşte bu dönem bunun zamansız” ya da “diasporadaki birliğimiz bunu geride bıraktı” demekle geçiştirilecek bir durum değildir. Kürt halkı kendisine dayatılan teslimiyet ve ihaneti giderek daha iyi tanımaktadır. Daha uygun bir ortamda bunlar konuşulacak ve mutlaka muhasebesi yapılacaktır.
En ufak bir eleştirimiz olduğunda muhataplarımız bize “Sizi tutan mı var? Gidin savaşın” demektedirler. Sanki telef edilen fırsatlar ve kaybettiğimiz canlar Kürt halkının değil de Apo’nun babasının çocuklarıymış gibi bir arsızlık sergilenmektedir. Oysa bu savaşta soyadı Öcalan olan birinin öldüğünü biliyor musunuz?
Bugün de aynı Apo’cu anlayış, Rojhilat’a müdahale için “demokrasi”, “İran’ın bütünlüğünü korumak”, “statüsüzlük” gibi söylemlerle Kürt halkını aldatmaktadır. “Benim statüm Kürt halkının statüsüdür” diyen anlayış Kürt halkına önerisi, esirlik ve köleliğin devamı anlamına gelmektedir. İsrail devletinin küçük devletler istediği söyleminden hiçbir şey anlamamak ise tam anlamıyla bir körlüktür.
İçinde bulunduğumuz günlerde başta ABD ve İsrail olmak üzere İran’a yönelik askeri müdahale, Kürt gündemini hızla Rojava’dan Rojhilat’a çevirmiştir. İran’a yapılan bu müdahale Kürt yurtseverlerini memnun etmiş, Kürt düşmanlarını ve onların her renkten dostlarını ise üzmüştür. Bu durumun, Rojava’daki dramatik kırılmadan sonraki ruh hâlimize bir nebze ilaç olduğunu söylemeliyim. Kürdistan’ın ikinci büyük parçası olan Rojhilat ve bu yeni gelişmeler bizi derinden ilgilendirmektedir.
Sömürgeci İran devletinin saldırıya uğramasından sonra üzülen düşkün Kürtler, İslamcılar, bazı Alevi örgütleri, Kemalistler, ulusalcılar, sosyalistler ve Apocuların bir kısmının sömürgecileriyle adeta platonik bir ilişki yaşadıklarını görmekteyiz.
Daha önce İran Komünist Partisi Başkanı Keya Nuri de Ruhollah Khomeini rejimini desteklemişti. Hayatı boyunca işkence ve ev hapsinde kalmış, binlerce üyesi işkence ve ölümden geçmiş olmasına rağmen bugün bile bundan ders alınmış değildir.
Bu barbar rejime karşı direnenlerden biri de Abdurrahman Qasimlo ve onun önderliğini yaptığı Kurdistan Democratic Party of Iran idi. Ancak Qasimlo, rejimin kurduğu alçak bir tuzak sonucunda şehit edildi. Aynı dönemde PSK’nin önemli kadroları da orada görev aldı. Bu vesileyle Rojhilat Kürdistanı’nda Humeyni rejimine karşı mücadele eden Apê Selim ve arkadaşlarını da saygıyla anmak isterim.
Türk “solu” olarak adlandırılan sosyal-şoven çevrelerin Kürtler söz konusu olduğunda birden bire sert bir anti-emperyalist kesildiklerini ve amansız bir antagonizma sergilediklerini görüyoruz. Bu tutum, Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için kendi devletleriyle kurdukları bir ittifaktan başka bir şey değildir. Bu bir dayanışma değil, sömürgeci devletlerinin uşağı olma hâlidir. Açıkça söylemek gerekirse Kürt halkına karşı kurulmuş bir ittifaktır.
Bölgede hiçbir halk, Kürt halkı kadar sömürgeci devletlere ve onların uzantılarına karşı mücadele etmemiştir. Avrupa’da her türlü imkândan yararlanan bu çevreler, Kürtlere gelince birden bire anti-emperyalist kesilmektedir.
Düne kadar “Türkiye İran olmayacak” diyenler, bugün molla rejiminin savunucuları hâline gelmişlerdir. Doğu Perinçek gibi bir fikir babanız varsa, size hayırlı olsun. Bu durum, İslam’dan kaçıp Avrupa’ya gelen ama burada şeriat rejimini savunan kişileri hatırlatmaktadır.
TC devletinin korunaklı şemsiyesi ve vatandaşlık hukukunun sağladığı avantajları Türk “solcuları” gibi bazı Kürtler de iyi kullanmaktadır. Servetlerini, maaşlarını ve mallarını korumak için devlete hoş görünmeye çalışan uşakların sayısı ne yazık ki artmıştır.
Sadece “dış güçleri” suçlayarak kendi sömürgeci devletlerini süslü söylemlerle meşrulaştırmaya çalışan anlayış, bazı örgüt ve partilerde de yaygındır. “İran’daki molla rejimi yıkılmayı hak etmiştir ama dış güçlerin zorlamasıyla yıkılmasını kabul edemeyiz” demek kadar ikiyüzlü bir açıklama olamaz.
Bu söylemler, yüzyılda bir ortaya çıkan tarihî fırsatı sömürgecilerle birlikte heba etmek anlamına gelmektedir. Rojava’da bunun nasıl hunharca telef edildiğine hep birlikte tanık olduk.
Kürt halkının toprakları ilhak ve işgal altındayken, şeytanla birlikte olmamak adına tarafsız kalmak bir münafıklıktır. Bu anlayışta olanların fikir babalarının derin odaklar olduğuna hiç şüphe yoktur. “İran giderse Türkiye gider” diyen anlayışın ortaklarıdır.
Bu işbirlikçi anlayış nedeniyle ulusumuz, kendi kaderi konusunda özellikle kuzey parçasında ciddi bir mesafe alamamaktadır. Rojhilat için yeni bir anlayışa ve bunun gerektireceği bedellere hazırlıklı olmak zorundayız.
En küçük bir gerçeğin doğruluğunu bile içimizdeki bazı unsurların engellemesi yüzünden ortak bir tavır almak mümkün olmamaktadır. Bazen apaçık bir taş ya da odun bile ortadayken “bu taş değildir, bu odun değildir” diye ısrar eden insanlar çıkmaktadır. Bazı somut gerçekler tartışma götürmez olsa bile, buna rağmen inkâr eden zekâsı geri ya da mürit zihniyetli çevreler mevcuttur.
Aynı şekilde Yahudi halkına ve Israel devletine karşı da benzer bir refleks göstermektedirler.
Eskiden Türk olmak “gavura karşı savaşmak” şeklinde tanımlanıyordu. Bugün ise bu anlayış değişmiş, yeni anlamıyla Kürtlerin tüm haklarına, hukukuna ve varlığına düşman olmak şeklini almıştır. Kuzeyli Kürtlerin edilgen ve teslimiyetçi tutumu başta Rojava’ya kaybettirdi.
Şimdi ise ortakları olan Hakan Fidan ile birlikte gözlerini Rojhilat’a dikmiş durumdalar. DEM Party’nin bazı vekillerinin dikkat çekici derecede barışçıl tutumu ise bu çevrelere cesaret vermektedir.
On binlerce gencini kaybetmiş bir halkın sözde savunucularının devlet ve cumhuriyet güzellemeleri yapması Kürt halkının hayrına değildir. Bu fırsatı Kürt düşmanlarına kaptıramayız.
Kurdistan yek welat e.
MAKALELER