

2025-01-13
Bayram Bozyel
Geçen Ekim ayında Devlet Bahçeli’nin startını verdiği sürecin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Bu bir yıl içinde devlet cenahından yapılan açıklamalar; cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “iç cepheyi sağlamlaştırma” çağrıları, Bahçeli’nin dile getirdiği “beka” kaygıları söz konusu sürecin güvenlik odaklı olduğunu gösteriyor.
Türkiye devleti 7 Ekim 2023’ten bu yana Ortadoğu’da yaşanan kırılmanın etkilerini en az hasarla atlatmak amacıyla iki hedefe odaklandı; Birincisi PKK’ye silah bıraktırmak, ikincisi ise Kürtlerin Suriye’de bir statü elde etmesini engellemeye çalışmak.
Her iki hedefine ulaşmak için Türk devletinin elindeki en uygun aktör İmralı’da bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’dı.
PKK’nin bir süredir Türkiye içinde zaten varlığını yitirdiği ve bir yönüyle de Türkiye’nin Kürt karşıtı politikaları bakımından iyi bir bahane oluşturduğu söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında devletin PKK’yi silahsızlandırmasına anlam vermek zor. Ne var ki, Ortadoğu’daki değişim dalgasının Türkiye’yi kapsamına aldığı olası bir senaryoda PKK’nin Türkiye açısından ciddi bir riske dönüşme ihtimali az değil. Bu nedenle PKK’ye silah bıraktırmak Türkiye için temel bir hedefe dönüştü ya da görünen o.
Süreçte Kürt sorununun çözümü yok, PKK’ye silah bıraktırmak var
Devlet yetkilileri, somut olarak MİT’le yapılan bir dizi görüşme sonucunda Öcalan 27 Şubat 2025 tarihinde kamuoyuna bir açıklama yaptı.
Öcalan, açıklamasının bir bölümünde, varlığının ve yürüttüğü silahlı mücadelenin miadını doldurduğunu öne sürdüğü PKK’nin, bir an önce kongresini toplayıp hem silah bırakması hem de kendini feshetmesi için çağrıda bulundu.
Öcalan, açıklamasının diğer bir bölümünde Kürtler bakımından federasyon, özerklik ve kültürel haklar taleplerinin anlamını yitirdiğini ileri sürdü. Söz konu açıklama Öcalan’ın Kürt meselesinde devletle aynı çizgiye geldiğini apaçık gösterdi.
Türkiye’yi yönetenler ise başından beri Öcalan ile yapılan silah bıraktırma sürecinin Kürt meselesiyle ilgili bir müzakere içermediğini ve silah bırakma karşılığında bir pazarlığın söz konusu olmadığını dile getirdiler. Öcalan da PKK’nin silah bırakmasının her hangi bir koşula bağlanmadığının altını çizdi.
Sonraki zaman diliminde kısa zamanda epey yol alındı. PKK Mayıs ayında yaptığı kongrede hem silah bırakma kararı aldı hem de kendini feshettiğini duyurdu. Gerisi devlete düşüyordu. Devlet yapacağı idari ve hukuki düzenlemelerle silahlarını bırakan PKK’lilerin Türkiye’ye dönüşü için gerekli hazırlıkları yapacaktı. Bu çerçevede mecliste İyi Parti dışında bütün partilerin içinde yer aldığı Mili Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi adıyla bir komisyon kuruldu.
Bir dizi dinlemelerden sonra söz konusu Meclis Komisyonundan APK, MHP ve DEM’in içinde yer aldığı bir heyet 25 Kasım’da İmralı’da Öcalan ile görüştü.
Bu aşamadan sonra Mecliste oluşan komisyonun PKK’nin silah bırakma süreciyle ilgili tavsiye niteliğinde bir rapor hazırlayacağı ve bunun Aralık ayı sonuna kadar meclise sunulacağı öngörülüyor.
İktidar ve DEM çevresi PKK’nin silah bırakmasıyla ilgili bir geçiş yasasının hazırlanması konusunda benzer düşünüyorlar. Esas sorun söz konusu geçiş yasasının nasıl bir içerik ve kapsama sahip olacağı konusudur. Yapılacak yasal düzenlemenin silah bırakanlara serbestçe dönüş olanağı sağlaması, PKK ile ilintili tutukluların çıkmasına imkan sunması, sürgündekilerin dönüşüne fırsat sunacak bir içerikte olması bekleniyor. Kayyum uygulamalarına son verilmesi de önemli bir tartışma konusu oluşturuyor.
Komisyondaki CHP ve diğer partilerin PKK’nin silah bırakması ile ilgili yapılacak yasal düzenlemenin yanı sıra demokratikleşmeyle ilgili bir yasal paketin hazırlanması yönünde beklentileri var. Ancak böyle bir yasal paketin içeriğine ilişkin kamuoyuna yansıyan tatmin edici bir bilgi yok.
Esas bundan sonrası önemli
Toplumun önemli bir kesimi PKK’nin silah bırakma sürecine destek veriyor. Ancak bu sürece duyulan güven farklı nedenlerle hem Kürt hem de Türk kesiminde son derece düşük. Son bir yılda yaşanan gelişmeleri herkes körün fili tarif etmesi gibi kendi dar çerçevesinden değerlendiriyor. Yapılması gerek şey süreci bütün boyutlarıyla ve bütüncül bir çerçevede değerlendirmektir. Aşağıda iktidarın başlattığı sürecin Kürtler açısından oluşturduğu risk ve fırsat potansiyelini bütünlüklü bir çerçevede kısaca irdelemeye çalışacağım.
Riskler
Demokrasi perspektifinin yokluğu
İktidar koalisyonunun bir demokratikleşme perspektifinden yoksun oluşu sürdürülmekte olan sürecin açmazlarından birini oluşturuyor. Kürt meselesi en başta bir temel hak ve özgürlükler meselesi. Demokratik ortam olmadan Kürt meselesinde yol almak kolay değil. İktidarın mevcut anayasayı bile uygulamaması, Anayasa Mahkemesi kararlarını yerine getirmemesi, yüzlerce aydın ve siyasetçiyi keyfi bir biçimde içerde tutması ve seçilmiş belediye başkanlarını görevden alması Kürt meselesinin çözümüne ilişkin zemini en baştan zehirliyor. Kürt meselesi demokratik ve özgür koşullarda, toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla sağlanacak çok yönlü bir müzakere sonucunda çözüm yoluna girebilir.
İktidarın demokratik perspektiften yoksun olması sürece ilişkin toplumsal desteği ve güveni zedelediği gibi, siyasal ve toplumsal katılımı da azaltıyor.
Kürt meselesine ilişkin bir programın olmaması
Türkiye’nin temel sorunu ve diğer bir çok sorunun kaynağı Kürt meselesi olduğu halde bu konuya ilişkin iktidarın bir çözüm perspektifinin olmayışı süreci en başta kadük kılıyor. Türkiye’deki siyasi, ekonomik, toplumsal kriz esas olarak Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklanıyor. PKK ise çözümsüzlük ve şiddet ikliminin ortaya çıkardığı bir sorun. Bu bağlamda kök soruna eğilmeden, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin kapsamlı bir perspektif geliştirmeden şiddet ve çatışma zeminini ortadan kaldırmak zor. PKK’nin silah bırakması bir şekilde sağlanabilir. Ancak Kürt halkının temel hak ve özgürlükleri anayasal güvence altına alınmadan Türkiye’de gerçek anlamda ne barış inşa edilebilir ne de istikrar. Bu şu demek, PKK silah bırakabilir, ancak çatışma ve gerilim kaynağı yerinde durmaya devam eder.
İktidardaki hem AKP yetkilileri hem de ortağı MHP sözcüleri açıkça başlatılan süreci “terörsüz Türkiye” süreci olarak adlandırıyor, Kürt meselesiyle ilgili en ufak bir çözüm önerisi sunmuyorlar. Sıkça dile getirdikleri “Kürt Türk kardeşliği” ise içi boş bir söylemden öteye geçmiyor.
Öcalan’ın Kürt taleplerinden vazgeçmesi
Silah bırakma konusunda devletin muhatap aldığı Abdullah Öcalan’ın Kürt halkının taleplerine ilişkin tutumu Kürt halkında ciddi kaygılara neden oluyor. 27 Şubat tarihinde yaptığı açıklamada Öcalan’ın Kürtler bakımında federasyon, özerklik ve kültürel haklar döneminin geçtiğini söylemesi Öcalan’ın devlet çizgisine düştüğünü gösteriyor. Öcalan, Kürtlerin Türk devleti ve toplumuyla bütünleşmesini söylüyor. Öcalan’ın bu yöndeki açıklamaları sadece Kürt halkında derin bir hayal kırıklığı yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda Kürt halkının yüz yıllık özgürlük mücadelesinin inkarı anlamına geliyor. Kürtler bir bütün olarak, PKK’ye yakın insanlar dahil olmak üzere, haklı olarak soruyor; eğer federasyon, özerklik ve kültürel haklar istenmiyorsa bunca mücadele, acı ve bedeller neden?
Elbette Kürtlerin tümü savaştan ve şiddetten yorgun düşmüş durumda. Ölümlerin son bulması, PKK’nin silah bırakması herkesin ortak beklentisi. Ancak statü ve ulusal demokratik hak ve özgürlüklerden vazgeçmek kabul edilemez. Öcalan’ın söz konusu tutumu Kürt halkında büyük bir hayal kırıklığı yaratmakla kalmamış aynı zamanda onu olup bitenleri sorgulamaya da itmiştir.
Türkiye’deki sürecin Suriye ve Rojava’da gelişmelere endekslenmesi
Türkiye’de başlayan sürecin esas olarak Suriye’deki gelişmelere ve Suriye’de Kürt karşıtlığına dayandığı açık. Türkiye, Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye’deki Kürt meselesini etkilemesini önlemekle kalmıyor, daha çok da Suriye’de Kürtlerin statü sahibi olmasına karşı direnmeye odaklanıyor. Türk devlet yetkilileri Öcalan’ın 27 Şubat’ta PKK’ye yaptığı silah bırakma çağrısının SDG’yi de kapsadığını ısrarla ileri sürüyor. Bu bağlamda Türkiye’deki sürecin sonuca ermesi, SDG’nin silah bırakması ve Şam’a entegre edilmesi koşuluna bağlanıyor. Bunun anlamı şu; Suriye’de Türkiye’nin dediği olmazsa, içerdeki süreçten de bir sonuç alınamaz.
Öcalan’ın SDG’ye silah bıraktırma kaygısı
Türk devlet yetkilileri her fırsatta Öcalan’ın SDG’ye silah bırakma çağrısında bulunması gerektiğini söylüyor. Bu talebi en çok Devlet Bahçeli dillendiriyor. 25 Kasım’da İmralı’yı ziyaret eden Meclis Komisyonu’nun Öcalan ile yaptığı görüşmede en çok beklenen, Öcalan’ın PKK’ye yaptığı çağrının bir benzerini SDG için de yapmasıdır. Bu durum ister istemez Kürt halkını derinden kaygılandırıyor. SDG’nin koşulsuz silah bırakması ve Şam’a entegre olması Kürt halkının kaderinin cihadist güçlere teslim edilmesi ve ulusal bir statü fırsatının kaçırılması anlamına geliyor. Bu ve benzeri gelişmeler Kürt halkının geleceği için ciddi risk oluşturan faktörler.
Fırsatlar
PKK’nin silah bırakması, savaşın son bulması
Kürt halkı çatışma ve şiddetten yorulmuş durumda. PKK’nin yürüttüğü savaş çoktandır miadını doldurmuş ve anlamını yitirmiştir. PKK’nin yürüttüğü savaş Kürtlere zarar dışında hiçbir şey sağlamamıştır. Tersine Türkiye’nin Kürt hareketini terörize etmesi, Güney Kürdistan’a ve Suriye Kürt bölgesine sürekli operasyonlar yapması için devlete ihtiyaç duyduğu gerekçeyi sunmuştur. Bu nedenlerle sürecin PKK’nin silah bırakma ayağı olumludur. Silah ve çatışma ortamının son bulması Kürtlerin rahat bir nefes alması anlamına gelir. Bundan böyle Kürtler şiddet, çatışma ve terör gölgesi olmadan legal demokratik zeminde hak ve özgürlük mücadelelerini görece daha elverişli bir atmosferde yürütebilir. Çatışma ve şiddetin yol açtığı kutuplaşmada sesini halka ulaştıramayan ulusal demokratik Kürt hareketi siyasi projeleri ve taleplerini halka daha rahat ulaştırabilir.
Kitlelerin Öcalan’ın tutumunu sorgulaması
Öcalan’ın 27 Şubat tarihinde ve sonrasında yaptığı açıklamalar Kürt toplumu içinde yoğun bir biçimde tartışılıyor. Öcalan’ın Kürtler açısından federasyon, özerklik, kültürel hakların önemini kaybettiği yönündeki belirlemesi Kürt halkında haklı bir tepki ve hayal kırıklığına yol açmış durumda. Bunun anlamı şu, Kürt halkı artık sorgusuz sualsiz PKK ve lider Öcalan’ı desteklemiyor. 40 yıllık silahlı mücadele ve savaşın yol açtığı can ve mal kayıpları karşısında Öcalan’ın bütün ulusal taleplerden vazgeçen tavrı Kürt toplumunu şoke etmiş durumda. Bu şoku en çok yaşayan kesim ise PKK çizgisi için her şeyini vermiş kitle oluşturuyor.
Öcalan’ın ulusal taleplerden vazgeçen tavrı karşısında Kürt halkının gösterdiği tepki ve sorgulayıcı tutum, Kürt ulusal demokratik hareketin güçlenip yeni bir umut oluşturması için önemli bir fırsat oluşturuyor.
Siyasetin yeniden dizaynı
Türkiye’de son elli yılda kurulan siyasi denklemin PKK’nin yürüttüğü silahlı çatışma üzerinde kurulduğuna şüphe yok. Şiddet ve çatışma hem Kürt hem de Türkiye siyasetini kutuplaştırdı. Savaş ve şiddetin yol açtığı duygusal ortam ve insani mağduriyetler Kürtleri PKK’ye destek vermeye zorladı, kitleler PKK’nin uzantısı legal partiler etrafında toplandı. Söz konusu şiddet ve kutuplaşma ortamında Kürdistan partilerinin savundukları doğru taleplerin bir kıymeti kalmadı ve zamanla kitlelerle ilişkileri azaldı.
Benzer şekilde Türk siyaseti çatışma ve şiddet zemininden kan topladı. Vatan, millet, Sakarya söylemleri karşılık buldu, gelen cenazelerden rant devşirildi. Özetle savaş ve çatışma ortamı Türkiye’de şovenizm ve ırkçılığı güçlendirdi. Kitleler çağdışı militarist söylemlerle şartlandırıldı. Bu durum demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin altını oydu.
PKK’nin silah bıraktığı ve çatışma ortamının son bulduğu bir ortamda şoven hamaset söylemlerinin getirisi azalacak. Kürdistan’da da Türk kesiminde ırkçı ve kutuplaştırıcı söylemlerin yerine doğru gerçekçi, toplumun beklentilerine yanıt veren siyasi aktörler toplumda karşılık bulacak. Böylece Türkiye’de siyasetin görece normalleşmesinin önü açılacak.
Rojava’da Kürtlerin geleceği
Rojava’da Kürtlerin bir statüye kavuşma ihtimali Türkiye’deki tartışmaların merkezinde yer alıyor. Türkiye, Suriye’deki Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine kavuşmasını kendisi için beka sorunu olarak tanımlıyor. Türkiye, Suriye’de Kürtlerin önünü kesmek için iki yöntem kullanıyor. Birincisi; Türkiye, Geçici Şam Yönetimi eliyle Kürtleri siyaseten etkisiz hale getirmek istiyor. Bunun için hem HTŞ’yi askeri bir güç olarak kullanma hem de SDG’yi Şam yönetimine entegre etmek için yoğun bir mesai harcıyor. Türkiye aynı zamanda ABD nezdinde yürüttüğü çok yönlü diplomatik ve ticari araçlarla Kürtleri baskılamayı ön görüyor.
Türkiye’nin Suriye Kürtleri bağlamında güvendiği en önemli aktör İmralı’daki Abdullah Öcalan. Suriye’de PYD’nin PKK ile olan ideolojik yakınlığı ve üst düzey kadroların Öcalan’a bağlılığından hareketle Türkiye, Öcalan’ın yapacağı çağrıyla SDG’yi silahsızlandırmayı, bu da olmadıysa Şam yönetimine entegre etmeyi öngörüyor.
Her iki açıdan da Türkiye’nin söz konusu amaçlarına ulaşması zor. Birincisi; tek başına HTŞ’nin askeri gücüyle SDG’yi kontrol altına alması imkansız. İkincisi ise ABD, IŞİD’e karşı mücadelede önemli deneyimler kazanmış SDG’nin dağıtılmasının IŞİD’e karşı mücadeleye zarar vereceğinin farkında. Türkiye’nin doğrudan bir askeri müdahalesi ise Suriye’de mevcut durumu daha da istikrarsızlaştırmak dışında bir sonuç doğurmaz. Bu ise başta ABD olmak üzere bölgedeki hiçbir gücün arzulamadığı bir durum.
Suriye’de söz konusu çok aktörlü dengelerin farkında olan Öcalan’ın ise karşılığı olamayan bir çağrıda bulunması zor. Kaldı ki Öcalan’ın böyle bir çağrı yapma ihtimaline karşı Suriye’deki Kürt yetkililerin verdiği yanıt açık; “Tek başına SDG’yi tasfiye etmek bizi aşar, çünkü SDG IŞİD’e karşı koalisyonun bir parçası olarak kuruldu ve söz konusu aktörlere karşı sorumlulukları var…”
Başka bir ifadeyle uzun ve dolambaçlı bir süreç izlese de Rojava’da Kürtlerin bir statüye kavuşma ihtimali uzak değil.
Yükselen Kürt bilinci
Son yirmi otuz yılda Kürtlerde ulusal bilincin yükselişini gösteren önemli veri ve anketler var. Kürtlük, Kürt ulusal bilinci geçmişten çok çok ileri düzeylerde. Kürt ulusal bilinci büyük bir toplumsallık kazanmış durumda.
Kürtler artık sadece Kürdistan’da inkar edilemeyecek bir aktör değil, aynı zamanda Türkiye’nin batısında da siyasal dengeleri belirleyen başat bir aktör durumda. 2019 yerel seçimlerinden sonra Kürtler oylarıyla Türkiye’de kimin iktidar olacağını tayin eden siyasi bir ağırlığa ulaşmış bulunuyor.
Ne iktidarın Kürt meselesinde izlediği inkarcı siyasetteki ısrarı ne de Öcalan’ın ulusal taleplerden çark eden tutumu Kürtlerin yükselişini engelleyebilir. Kürtler sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu bağlamında da gelişmelerin yönünü belirleyecek önemli bir güç oluşturuyorlar.
Gelecek için en büyük fırsat ve tutunacak halka yükselen Kürtlük dalgasıdır.
Sonuç yerine
Bu tablo içinde ulaşılacak sonuç şu; Kürt halkı bakımından koşullar yekpare değil, eş zamanlı olarak hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Toptancı ve kolaycı analizlerden uzak durmak gerekir. Mevcut tablo ne tümüyle umutsuzluğa işaret etmektedir, ne de kolaycı ve naif beklentilere kapılmamızı gerektirmektedir. Yapılacak şey, mevcut koşullarda önümüzdeki fırsatları azami ölçüde büyütmek, riskleri de minimize etmek için akılcı ve kararlı bir mücadele yürütmektir.
Kürt halkının özgürlük mücadelesi ağır aksak da olsa ileriye doğru yol almaya devam etmektedir. Zorluklar ve engellemeler dün olduğu gibi yarın da olacaktır; ancak her gün, özgürlüğe bir önceki günden daha yakın görünüyor.
29.11.2025
Deng dergisi, sayı: 138
MAKALELER
2025-01-13Bugün Değilse, Ne zaman?
2025-12-21Kürt Meselesinde Silahların Susması Tamam da, Ya Gerisi?
2025-11-21Kürtlerin Haysiyet Meselesi; Rojava
2025-11-19Yaşam Çığlığı Olarak Özgürlük
2025-11-18Kayıp Akıl: Kürt Aklı
2025-11-18Suriye'de yanlışı Tekrarlamak
2025-11-19Bilimsel Sosyalizm: Tarihsel Gelişim, Eleştiriler ve Yeniden Yorumlama Denemesi
2025-11-06Ulusal Taleplerden “Cumhuriyetin Unsuru”na Dönüştürülen Bir Halk
2025-11-01Kürt Sorunu mu Çözülüyor, PKK mi Tasfiye Ediliyor?
2025-10-14Rojava’nın İdari ve Güvenlik Statüsüne Dair Mutabakat Taslağı
2025-10-12Peki, ya sonra? (*)
2025-09-29Büyük hırsızların “cumhuriyeti” veya sefaletin ekonomi politiği…
2025-08-30Solun Köklü Yanlışı: İşçi Sınıfı Merkezli Bakış ve Gelenek'in Gölgesi
2025-08-24Barzani Enfalı (**)
2025-08-08Bayram Bozyel: Silahsızlandırma Süreci Kürt Halkının Ulusal Haklarının Tanınmasıyla Tamamlanmalıdır
2025-08-08Sendikalara dair söylem ve gerçek!
2025-07-31Yeniden İnşa Sürecinde Nesneye Dönüşen Siyaset Kurumu
2025-07-31Dersim Soykırımının edebiyata yansıması
2025-07-301968 Kuşağı ve Kürt Legal Siyasal Hareketinin Doğuşu
2025-07-30Suriye Pratiğinde İslam, Demokrasi ile Sınavda