

2026-01-18
Ankara ve Şam, Kürtlerin siyasi ve kurumsal kapasitesini
sınırlandırmayı hedeflerken, Washington’da özellikle Kongre üzerinden bu baskı
bertaraf edilmeye çalışılıyor. El Şara’nın yayımladığı ve Ankara’nın
yaklaşımını yansıtan kararname, Kürtlere sembolik kültürel tanımalarla yetinip
kolektif ve yönetsel hakları dışarıda bırakarak sorunun esas boyutlarını göz
ardı ediyor; ABD’nin bu tablo karşısında ne ölçüde kalıcı bir güvenlik ve
siyasi çerçeve sunacağı ise belirsizliğini koruyor.
ABD Senatosunun önemli figürlerinden Lindsey Graham ile
Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Jim Risch, Suriye Geçici Hükümeti ve
Türkiye’nin DSG’ye yönelik askerî operasyonlarını sürdürmesi hâlinde
Washington’ın “geniş tabanlı ve iki partili bir karşılık” vereceğini açıkladı.
Bu çıkış, Şam ve Ankara’ya açık bir gözdağı niteliği taşıyor. Kongre’de Kürt
aktörlere yönelik hassasiyetin hâlâ güçlü olduğu da net biçimde ortaya konuyor.
Graham, özellikle Kürtlerin IŞİD hilafetinin tasfiyesindeki
belirleyici rolüne ve İsrail’le kurdukları yakın ilişkilere dikkat çekerek,
Kürt güçlerine yönelik “pervasız ve istikrarsızlaştırıcı saldırıları” kabul
etmeyeceğini vurguladı. Graham’ın bu söylemi, yalnızca güvenlik temelli bir
değerlendirme değil; aynı zamanda ABD’nin Ortadoğu’daki müttefik mimarisini
koruma refleksinin bir yansıması olarak da okunabilir. Washington açısından
Kürtlerin sahadaki varlığı, hem IŞİD sonrası istikrarın teminatı hem de İsrail’in
bölgesel güvenliğiyle dolaylı biçimde bağlantılı stratejik bir unsur olarak
görülüyor.
Beyaz Saray ise şu ana kadar Graham ve diğer senatörlerin
Şam ve Ankara’ya yönelik sert açıklamalarına doğrudan bir yanıt vermedi. Donald
Trump’ın 9 Ocak’taki basın toplantısında yaptığı değerlendirmeler de “Halep’te
çatışmaların durdurulması, Kürtler ile Şam arasında diyalog kurulması ve tüm
tarafların itidalli davranması” çağrısıyla sınırlı kaldı. Bu tablo, Kongre’deki
çıkışların yürütme politikasını değil, daha çok siyasi baskı ve mesaj niteliği
taşıdığını gösteriyor.
ABD dış politikasında Kongre–yürütme dengesinin hassasiyeti
düşünüldüğünde, bu tür açıklamaların özellikle yaptırım mekanizmaları üzerinden
dolaylı sonuçlar üretme potansiyeli bulunuyor. Nitekim Graham, Senatoda kıdemli
bir Cumhuriyetçi olarak yürütme üzerinde baskı kurabilecek, yaptırım taslakları
hazırlayabilecek ve Cumhuriyetçiler ile Demokratlardan destek alabilecek güçlü
bir konuma sahip.
Senatör Graham, 2019’da Trump yönetiminin Türkiye
politikasını frenlemede kritik bir rol oynamıştı. Trump’ın Suriye’den çekilme
kararı ve Türkiye’nin Girê Spî ile Serêkaniyê’ye yönelik operasyonlarının
ardından Graham, sert eleştirilerle devreye girmiş, Türkiye’ye yönelik yaptırım
taslakları hazırlamış ve Kongre’de iki partili destek oluşturmuştu. Bu süreçte
Ankara ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalmış, Graham’ın tutumu Trump’ı
frenleyen başlıca unsurlardan biri hâline gelmişti.
Bugünkü konjonktür ise 2019’dan belirgin biçimde farklı.
Sahada güçlü bir IŞİD tehdidi bulunmuyor ve Washington yeni Şam yönetimini
destekliyor. Trump yönetimi, Türkiye ile ilişkilerde denge siyaseti izliyor.
Dolayısıyla Senatör Graham’ın yeni yaptırım girişimleri olası olsa da Trump’ın
veto yetkisi ve değişen bölgesel dinamikler, 2019’dakine benzer bir etkinin
ortaya çıkmasını zorlaştırabilir. Yine de Kongre’den gelen bu tür çıkışlar,
caydırıcılık yaratarak Ankara ve Şam’ın saldırılarını frenleyebilir ve Kürtleri
tamamen “hedef tahtası” hâline getirme çabalarını sınırlayabilir.
Bu çerçevede İsrail faktörü özel bir önem taşıyor.
Washington’daki İsrail yanlısı lobiler, Kürtlere yönelik Amerikan desteğinin
devamını kendi güvenlik çıkarlarıyla uyumlu değerlendiriyor. İsrail’in ABD
Kongresi üzerindeki tarihsel ve kurumsallaşmış etkisi, özellikle Senato
düzeyinde oldukça belirgin. Kürt aktörlerin son yıllarda İsrail ile
geliştirdiği güvenlik, istihbarat ve ekonomik temaslar, Kongre’deki Kürt
yanlısı çevrelerin güçlenmesinde etkili oldu. Graham’ın açıklamalarında
İsrail–Kürt ilişkisine yaptığı vurgu da bu bağlamda bilinçli bir siyasi mesaj
niteliği taşıyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Graham’ın
açıklamalarını “farklı bir görüş” olarak nitelendirerek bunun ABD’nin resmî
politikasını yansıtmadığını belirtti. Bu söylem, Ankara’nın uzun süredir
uyguladığı, Trump ile Kongre’yi ayrıştırmaya dayalı diplomatik taktiğin bir
devamı niteliğinde. Ankara, yürütme ile Kongre arasındaki farkı kullanarak
manevra alanı yaratmaya çalışıyor. Ancak mevcut koşullarda Beyaz Saray’ın
sessizliği, Ankara ve Şam’a verilmiş bir onaydan ziyade belirsiz bir tutuma,
yani gri bir alana işaret ediyor.
Uluslararası Koalisyon ve arabulucularla varılan mutabakat
sonucu DSG güçleri, Meskene ve Deyr Hafir hattı dâhil Fırat’ın batısındaki bazı
savunma hatlarından çekildi. Aynı süreçte Suriye Geçici Hükümeti Başkanı El
Şara, Kürtlerin Suriye halkının asli bir parçası olduğunu ve kültürel-dilsel
kimliklerinin ülkenin çoğulcu ulusal yapısının ayrılmaz unsuru sayıldığını
belirten bir kararname yayımladı.
Bu kararname, Ankara’nın Kuzey Kürtlerine yönelik sözlü
yaklaşımının Şam’da yazılı bir karşılık bulması olarak değerlendirilebilir.
Kürtçe ulusal bir dil olarak tanınsa da Arapça ile eşit statüye getirilmedi;
eğitim dili seçmeli olarak tanımlandı. Kararnamede kolektif haklar, yerel
yönetimlerde yetki paylaşımı veya adem-i merkeziyetçi yönetime dair herhangi
bir düzenleme yer almadı; böylece Kürt sorunu sözde çözülmüş oldu.
Ankara ile Şam’ın son dönemde attığı adımlar, Kürt
aktörlerin askerî, siyasi ve diplomatik kapasitesini sınırlamayı ve böylece
müzakere süreçlerindeki etkilerini azaltmayı amaçlıyor. Buna karşılık, ABD
Kongresi’nde Lindsey Graham gibi senatörlerin yürütme organı üzerindeki
baskısı, Washington’ın Kürtlere yönelik politikasında daha koruyucu ve
dengeleyici bir tutum benimsemesini teşvik ediyor. Kongre üyelerinin kamuoyuna
yansıyan açıklamaları, sahadaki Kürt aktörlere güven telkin ederken aynı
zamanda Ankara ve Şam’a, “Kürtler uluslararası düzeyde yalnız bırakılmayacak”
yönünde açık bir mesaj iletiyor.
Bu baskı, İsrail’in Kongre’deki etkisiyle birleştiğinde,
Kürtler için tamamen dışlanmış bir senaryodan ziyade kalıcı bir diplomatik
koruma alanı yaratma ihtimalini güçlendiriyor. Yine de Kongre kaynaklı bu
baskının Ankara ve Şam’ın sahadaki saldırı kapasitesini ne ölçüde
frenleyebileceği, Kürtlerin saldırılara karşı ne kadar korunacağını ve ABD
desteğinin sürdürülebilir bir güvenlik şemsiyesine dönüşüp dönüşmeyeceğini
belirleyecek kritik eşik hala aşılmış değil.
2026-01-19Rojava Kürdistanı’nda kayıpların ardındaki üç temel dinamik
2026-01-16Halep’ten Sonra
2025-01-13Bugün Değilse, Ne zaman?
2025-01-13Bütüncül Bir Yaklaşıma İhtiyaç Var
2025-12-21Kürt Meselesinde Silahların Susması Tamam da, Ya Gerisi?
2025-11-21Kürtlerin Haysiyet Meselesi; Rojava
2025-11-19Yaşam Çığlığı Olarak Özgürlük
2025-11-18Kayıp Akıl: Kürt Aklı
2025-11-18Suriye'de yanlışı Tekrarlamak
2025-11-19Bilimsel Sosyalizm: Tarihsel Gelişim, Eleştiriler ve Yeniden Yorumlama Denemesi
2025-11-06Ulusal Taleplerden “Cumhuriyetin Unsuru”na Dönüştürülen Bir Halk
2025-11-01Kürt Sorunu mu Çözülüyor, PKK mi Tasfiye Ediliyor?
2025-10-14Rojava’nın İdari ve Güvenlik Statüsüne Dair Mutabakat Taslağı
2025-10-12Peki, ya sonra? (*)
2025-09-29Büyük hırsızların “cumhuriyeti” veya sefaletin ekonomi politiği…
2025-08-30Solun Köklü Yanlışı: İşçi Sınıfı Merkezli Bakış ve Gelenek'in Gölgesi
2025-08-24Barzani Enfalı (**)
2025-08-08Bayram Bozyel: Silahsızlandırma Süreci Kürt Halkının Ulusal Haklarının Tanınmasıyla Tamamlanmalıdır
2025-08-08Sendikalara dair söylem ve gerçek!
2025-07-31Yeniden İnşa Sürecinde Nesneye Dönüşen Siyaset Kurumu