

2026-07-31
Mehmet Ölçer
Ortadoğu'da başlayan savaş giderek bölgesel sınırlarını aşıyor. Körfez'deki çatışmaların Irak'a taşınması, İran'ın bölgesel güçleriyle hesaplaşmanın genişlemesi ve İsrail'in Suriye'deki askeri ve siyasi hamleleri, Ortadoğu'yu yeni bir savaş denklemine sürüklüyor.
Artık mesele yalnızca İran ile ABD-İsrail arasındaki çatışma değildir. Savaşın çevresindeki ülkeler de giderek bu çatışmanın içine çekiliyor.
Daha önemlisi, bölgesel savaş dünya siyasetindeki kamplaşmayı da hızlandırıyor. Bir tarafta ABD, İsrail, İngiltere, Avrupa ülkeleri, Ukrayna, Japonya ve Güney Kore gibi aktörler; diğer tarafta Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore'nin oluşturduğu giderek belirginleşen stratejik yakınlaşma bulunuyor.
Bu tablo henüz klasik anlamda bir Üçüncü Dünya Savaşı demek değildir. Ancak iki büyük dünya savaşını hatırlatan bir cepheleşme ve güç mücadelesinin ortaya çıktığı da inkâr edilemez.
Asıl tehlike ise bölgesel savaşların birbirine eklenerek büyük güçleri doğrudan karşı karşıya getirmesidir.
Bu gelişmeler Türkiye açısından da ciddi riskler taşıyor.
İsrail'in Suriye'deki askeri faaliyetleri ve Yunanistan'la geliştirdiği savunma işbirliği, Doğu Akdeniz'den Suriye'ye kadar uzanan yeni bir güvenlik denklemine işaret ediyor.
İran savaşı, Suriye'deki gelişmeler, Irak ve Doğu Akdeniz'deki güç mücadeleleri birbirinden bağımsız olmaktan çıkıyor.
Türkiye bütün bu fay hatlarının ortasında bulunuyor.
Dolayısıyla savaşın daha da genişlemesi halinde Ankara'nın kendisini çatışmanın dışında tutması giderek zorlaşabilir.
Fakat bu tablo yalnızca Türkiye açısından değil, Kürtler açısından da tarihsel bir dönemeçtir.
Çünkü Kürtlerin yaşadığı coğrafya, savaşın merkezindeki bütün güçlerin kesişme alanında bulunuyor.
Savaşın genişlemesi Kürtler için öncelikle büyük bir tehdittir.
Kürt bölgelerinin yeniden savaş alanına dönüşmesi, göç, ekonomik yıkım ve güvenlik sorunları hiçbir şekilde Kürtlerin çıkarına değildir.
Fakat savaşın yarattığı bir başka gerçek de vardır:
Büyük güç dengeleri değişirken eski statükolar da zayıflar.
İşte Kürtlerin stratejisi tam burada başlamalıdır.
Kürtler savaşı istememeli, savaşın tarafı olmamalı; fakat savaşın değiştirdiği jeopolitik dengeleri kendi gelecekleri açısından değerlendirmelidir.
Bunun ilk şartı ise Kürt siyasal güçlerinin kendi aralarındaki işbirliğini geliştirmesidir.
Bugün Kürtlerin en büyük zayıflıklarından biri, dört parçadaki siyasal aktörlerin birbirleriyle rekabet ederken bölgesel güçlerin stratejilerine fazlasıyla bağımlı hale gelmesidir.
Oysa yeni dönemde ihtiyaç duyulan şey, bütün farklılıkları ortadan kaldıracak tek bir siyasi yapı değil; ortak çıkarlar konusunda asgari bir Kürt stratejisi geliştirmektir. Bu da Kürdistanı güçlerin ortak bir Kürdistanı cephede buluşması ile mümkündür.
Kürtlerin güvenliği, mevcut kazanımların korunması, Kürt bölgelerinin statüsünün güçlendirilmesi, birbirlerine karşı kullanılmamaları ve uluslararası alanda ortak diplomatik girişimler geliştirilmesi bu stratejinin temelini oluşturmalidir .
Kürtler Birinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni Ortadoğu düzeninde devletleşme fırsatını değerlendiremedi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında da Mahabad deneyimi kısa sürede sona erdi ve Kürtler yeniden dört devletin sınırları içinde kaldı.
Bugün ise dünya yeniden büyük bir kırılmanın eşiğinde.
Bu nedenle Kürtler açısından mesele, "Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı?" sorusundan daha önemlidir.
Asıl soru şudur:
Yeni bir dünya düzeni kurulursa Kürtler bu kez hazırlıklı olacak mı?
Kürtlerin üçüncü bir dünya savaşını istemesi elbette düşünülemez. Savaşın bedelini en ağır biçimde yine Kürt halkı ödeyecektir.
Ancak savaş çıkması halinde de Kürtlerin başkalarının hesaplarının içinde savrulmaması gerekir.
Kürtler için strateji açık olmalıdır:
Savaşın dışında kalmak, kendi aralarında işbirliğini geliştirmek, mevcut kazanımları korumak, bölgesel ve uluslararası güçlerle dengeli ilişkiler kurmak ve ortaya çıkacak jeopolitik boşlukları kendi siyasal gelecekleri için değerlendirmek.
Çünkü devletlerarası savaşlarda kazanan her zaman savaşan taraflar değildir.
Bazen asıl kazanan, değişen dengeleri doğru okuyup yeni düzen kurulurken kendi yerini hazırlayan aktördür.
Kürtlerin önündeki tarihsel görev de budur.
Birinci Dünya Savaşı'nda kaçırılan fırsat...
İkinci Dünya Savaşı'nda yarım kalan girişim...
Belki de üçüncü büyük küresel kırılma, Kürtler için aynı kaderin tekrar yaşanmaması gereken dönem olacaktır.
Ama bunun gerçekleşmesi savaşın sonucuna değil, Kürtlerin kendi aralarında ne kadar akıllı, gerçekçi ve ortak bir strateji geliştirebileceklerine bağlıdır.
Tarih üçüncü kez aynı fırsatı sunarsa, bu kez hazırlıksız yakalanmamak gerekir.
30/07/2026
MAKALELER
2026-07-28Öcalan Durmuyor: Rojava’dan Sonra Sırada Diaspora Var
2026-07-26Ziya Gökalp'in Yeni Şubesi ve Tarihin En Kapkara Şakası
2026-07-26Tuğçe Tatari ve “iliştirilmiş gazetecilik”
2026-07-24Eleştirilere ve Trol Saldırılarına Dair
2026-07-23Lozan'ın Gölgesinde Bir Asır, Kan ve Gözyaşı
2026-07-23İran’la Neden Barış Olmaz
2026-07-23Kürdün Evi Yanıyor, Öcalan Yumurtasını Pişirmenin Derdinde
2026-07-23İmralı'dan Geriye Kalan İki Mesaj
2026-06-20Kuzey Kürdistan'da Tek Seçenek:Ulusal Cephedir.
2026-07-19İran Rejiminin Kürt Politikası: Baskı, İdam ve Korku Siyaseti
2026-07-16Terörsüz Türkiye mi ya da sorunları yok sayan bir inkâr politikası mı?
2026-07-17İsviçre'de Kapalı Kapılar Ardındaki Bekleyiş
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması
2026-07-05Türk’ün Hassasiyeti, Kürt’ün Haysiyeti
2026-07-03İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir
2026-07-01Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair-3