

2026-07-23
Aydoğan İnal
Ortadoğu'nun yüz
yılı aşkın süredir çözülemeyen en büyük siyasi meselelerinden biri Kürt
meselesidir. Bu gerçek ne inkâr edilerek ne de güvenlik politikalarıyla ortadan
kaldırılabilmiştir. Bugün hâlâ Kürt meselesi konuşuluyorsa bunun nedeni, tarih
boyunca uygulanan inkâr ve asimilasyon politikalarının kalıcı bir çözüm
üretmemiş olmasıdır.
Kürt tarihine
bakıldığında, birçok Kürt tarihçisinin de ifade ettiği üzere, 1639 yılında
Osmanlı İmparatorluğu ile Safevî Devleti arasında imzalanan Kasr-ı Şirin
Antlaşması, Kürt coğrafyasının ilk büyük siyasi bölünmesi olarak
değerlendirilmektedir. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından ise Ortadoğu, emperyal
güçlerin masa başında çizdiği yeni sınırlarla yeniden şekillendirildi. 24
Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması, yeni kurulan devletlerin
uluslararası meşruiyetini sağlarken, Kürtlerin geleceğine ilişkin beklentileri
ise karşılamadı. Lozan, birçok Kürt açısından bir barış antlaşması değil; aynı
zamanda ulusal hak taleplerinin uluslararası düzeyde karşılık bulmadığı
tarihsel bir dönüm noktası olarak görülmektedir.
Aradan geçen yüz
yılı aşkın süre boyunca yaşananlar da bu tartışmanın neden hâlâ canlı olduğunu
göstermektedir.
Lozan
Antlaşmasının ardından hak talebinde bulunan Kürtlerin hak arayışları hep bir
bölücülük olarak değerlendirildi ve kanla bastırıldı.
İlk olarak 1925'te
Şeyh Said İsyanı ile Kürtler bölücü olarak değerlendirildi ve hak talepleri kanlı
bastırıldı. Ardından Takrir-i Sükûn
Kanunu ilan edildi, İstiklal Mahkemeleri kuruldu ve binlerce insan yargılandı.
1930'da Ağrı İsyanı da kanla bastırıldı. Aynı yıl Zilan Vadisi'nde yaşanan
katliam, Kürt hafızasında derin izler bıraktı. 1937-1938 yıllarında Dersim İsyanı
sırasında on binlerce sivil insanın hayatını kaybetti. Bu olaylar yalnızca
askeri operasyonlar olarak değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyet tarihinin en
ağır insani trajedileri arasında değerlendirilmektedir.
Türkiye ile
sınırlı olmayan bu tarih, İran'da 1946 yılında ilan edilen Mahabad Kürt
Cumhuriyeti'nin kısa sürede yıkılması ve Cumhurbaşkanı Kadı Muhammed'in idam
edilmesiyle devam etti. Irak'ta onlarca yıl süren çatışmalar, Halepçe'de
kimyasal silah kullanımı ve Enfal olayı, Kürtlerin kolektif hafızasında
silinmeyecek yaralar açtı. Suriye'de ise uzun yıllar boyunca çok sayıda Kürt
vatandaşlık hakkından mahrum bırakıldı ve temel haklar konusunda ciddi sorunlar
yaşandı.
Bütün bu tarihsel
olaylar gösteriyor ki Kürt meselesi yalnızca bir ülkenin iç meselesi değildir.
Dört farklı devletin sınırları içerisinde yaşayan milyonlarca Kürdün ortak
tarihini etkileyen bölgesel bir meseledir.
Yüz yıl boyunca
uygulanan inkâr politikaları ne Kürt kimliğini ortadan kaldırabildi ne de
Kürtlerin ana dil, kültür ve siyasal temsil taleplerini sona erdirebildi. Tam
tersine, her bastırılan talep yıllar sonra yeniden gündeme geldi. Çünkü hiçbir
halkın kimliği yasaklarla tamamen silinemez. Tarih bunun sayısız örneğiyle
doludur.
Bugün hâlâ
"terör", "güvenlik" ve "olağanüstü tedbirler"
ekseninde yürütülen tartışmalar, meselenin özünü perdelemektedir. Kürt
meselesi, özü itibarıyla demokratik haklar, eşit yurttaşlık, kimlik ve özgürlük
meselesidir. Silahların gölgesinde kalıcı barış inşa edilemez. Kalıcı çözüm
ancak hukuk, demokrasi ve diyalogla mümkündür.
Lozan'ın
üzerinden bir asır geçti. Fakat Lozan’la kapanması beklenen dosya kapanmadı.
Çünkü tarih, masa başında çizilen sınırlarla değil; o sınırlar içinde yaşayan
halkların iradesiyle şekillenir.
Ben, acılar
yaşamış bir Kürt olarak, halkımın başka halklarla düşmanlık içinde değil; kendi
diliyle konuşabildiği, kültürünü özgürce yaşatabildiği, kimliğini inkâr etmek
zorunda kalmadığı demokratik bir Ortadoğu hayal ediyorum. Kürtlerin en temel
haklarının tanınması, yalnızca Kürtler için değil, bütün bölgenin istikrarı ve
barışı için de hayati önemdedir.
Bir halkın
tarihini inkâr ederek gelecek kurulamaz. Geçmişle yüzleşmeden toplumsal barış
sağlanamaz. Ve Kürt meselesi, yüz yıl önce olduğu gibi bugün de Ortadoğu'nun en
önemli demokratikleşme sınavlarından biri olmaya devam etmektedir.
2026-07-23İran’la Neden Barış Olmaz
2026-07-23Kürdün Evi Yanıyor, Öcalan Yumurtasını Pişirmenin Derdinde
2026-07-23İmralı'dan Geriye Kalan İki Mesaj
2026-06-20Kuzey Kürdistan'da Tek Seçenek:Ulusal Cephedir.
2026-07-19İran Rejiminin Kürt Politikası: Baskı, İdam ve Korku Siyaseti
2026-07-16Terörsüz Türkiye mi ya da sorunları yok sayan bir inkâr politikası mı?
2026-07-17İsviçre'de Kapalı Kapılar Ardındaki Bekleyiş
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması
2026-07-05Türk’ün Hassasiyeti, Kürt’ün Haysiyeti
2026-07-03İran Rejiminin Kürtlere Saldırısı Çaresizliğin Göstergesidir
2026-07-01Kürt Diasporasının Geçmişi ve Geleceğine Dair-3
2026-06-29Gücün Ağırlığı mı, Gösterinin Gürültüsü mü?
2026-06-29Özgür basın KDP ve YNK’yi zayıflatmaz!
2026-06-28Halkın Acıları Üzerinden Kurulan Sözde “Kazanımlar”
2026-06-28Biraz Özeleştiri – Irkçılık Girişimi Kaybetti de, SVP Gerçekten Kaybetti mi?
2026-06-26Öcalan’ın Yeni Çözüm Modeli: Komün