

2026-08-03
Çetin Çeko
İran–ABD
ateşkesinin çökmesi, Washington ve Kudüs’ün Tahran’a yönelik baskı
stratejilerini yeniden kalibre etmesini zorunlu kılabilir. Bu süreçte “Kürt
kartının” tekrar masaya sürülmesi ihtimali gündeme gelse de, bu kartın savaşın
başlangıcından itibaren retorik bir baskı aracından öteye geçemediği biliniyor.
Asıl mesele, rejim değişikliği fikrinin yeniden tartışmaya açılıp açılmayacağı
değil; ABD ve İsrail’in bu fikri somut bir stratejiye dönüştürme kapasitesine
sahip olup olmadıklarıdır. Mevcut göstergeler, her iki aktörün de geçmişte
başarısızlığa yol açan yapısal engelleri aşamadığını ortaya koyuyor.
İran’da bir rejim
değişikliğinin gerçekleşmesi, ancak İran muhalefetinin bütünlüklü bir biçimde
örgütlenmesi ve özellikle ABD ile İsrail tarafından siyasi, diplomatik,
ekonomik ve askerî düzeylerde desteklenmesi hâlinde mümkün olabilir. Kürt
aktörler de bu muhalefet bileşenleri arasında tarihsel, toplumsal, bölgesel ve
silahlı güçleri nedeniyle en önemli unsurlardan biri olarak yer alabilir.
Nitekim 2003’te Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesine giden süreç,
farklı Irak muhalefet gruplarının ABD tarafından ortak bir platformda bir araya
getirilmesiyle şekillenmişti. Bu örnek, dış destekle koordine edilen muhalefet
yapılanmalarının rejim dönüşümlerinde oynayabileceği rolü göstermesi bakımından
dikkat çekicidir.
İsrail açısından
İran liderliğini yerinde bırakan bir ateşkes, nihai bir çözüm değil; yalnızca
geçici bir duraklama anlamına geliyor. İsrailli yetkililer uzun süredir,
despotik İslam Cumhuriyeti’nin askerî, nükleer ve vekil güç kapasitesinin ancak
rejim devrilmesi hâlinde kalıcı biçimde etkisizleştirilebileceğini
savunuyorlar. Bu yaklaşım, Şubat 2026 savaşının ardından daha da sertleşmiştir;
zira bozulan ateşkes geniş çaplı çatışmayı durdurmuş olsa da, İran’ın stratejik
kapasitesini ortadan kaldırmamıştır.
Bu nedenle rejim
değişikliği fikri İsrail’in ajandasında sürekli bir başlık olarak varlığını
sürdürüyor. İran’ın yeniden İsrail’e yönelik saldırılara başlaması durumunda,
İsrailli karar alıcılar büyük olasılıkla şu sonuca varacaktır: Tahran’daki
siyasal merkeze yönelik daha derin bir müdahale olmadan tehdit tamamen sona
ermez. Bu çerçevede Kürt gruplar, diğer ulusal topluluklar ve iç muhalif
unsurların her biri kendi başına belirleyici aktörler değil; rejim üzerindeki
baskıyı içeriden artırabilecek tamamlayıcı unsurlardır.
Bununla birlikte
stratejik tahayyül ile operasyonel gerçeklik arasındaki mesafe oldukça
geniştir. İsrail daha saldırgan bir yaklaşımı tercih edebilir; ancak yine de
ABD’nin askerî gücüne, bölgesel erişimine ve yerel aktörlerin iş birliğine
bağımlıdır. Bu unsurlar olmadan “Kürt faktörü” bir plan olmaktan çok, yalnızca
teorik bir fikir olarak kalır.
Donald Trump’ın
İran politikasında belirgin bir çelişki bulunuyor. Trump, sert tehdit söylemi
kullanmayı tercih ederken kara operasyonlarına sıcak bakmıyor. Bir yandan savaş
karşıtı bir retorik benimserken, diğer yandan rejim değişikliği fikriyle zaman
zaman flört ediyor. Bu fikri söylem düzeyinde desteklese de tam ölçekli bir
Amerikan müdahalesinin pratik yükünü üstlenmek istemiyor.
İran’ın ABD
üslerine, bölge devletlerine veya Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere yönelik
saldırılarını sürdürmesi hâlinde Trump’ın benzer bir formüle geri dönmesi
muhtemeldir. Kamuoyu önünde sert bir dil kullanabilir, İran liderliğinin
sonunun yaklaştığını iddia edebilir ve sıradan İranlıların ya da ulusal
grupların kendi geleceklerini ellerine almaları gerektiğini ima edebilir. Ancak
perde arkasında daha olası Amerikan stratejisi; siyasi ve ekonomik yaptırımlar,
siber baskı, sınırlı hava saldırıları ve muhalif güçlere dolaylı destekten
oluşan bir kombinasyon gözüküyor. Dolayısıyla İran’ın siyasal düzenini rejimi
yıkarak kökten yeniden kurmaya dönük doğrudan bir girişim şu an için ABD’nin
gündeminde görünmüyor.
Bu çerçevede
Trump, Kürt kartını yeniden gündeme getirerek Tahran üzerinde baskı kurmayı ve
İran’ın içeriden kırılgan olduğu mesajını vermeyi tercih edebilir. Ancak bu
kartın işlevi, rejim değişikliğine giden bir yol açmaktan ziyade, sınırlı bir
baskı aracı olarak kalmaya devam edecektir.
Bu açıdan Doğu
Kürdistan’daki Kürt silahlı gruplar, özellikle batı sınır bölgelerinde, cazip
ama kırılgan bir seçenek sunuyor. Yerel baskı yaratabilirler, İran güvenlik
aygıtını zorlayabilir ve İslam Cumhuriyeti’nin iç parçalanma yaşadığı
anlatısını güçlendirebilirler.
Savaşın ilk
günlerinde yayılan haberler, Amerikan ve İsrailli planlamacıların tam da bu
mantığı denediğini; İranlı Kürt gruplarla temas kurulduğunu ve Güney
Kürdistan’dan Doğu Kürdistan’a uzanan bir kara cephesi fikrinin tartışıldığını
gösterdi. Ancak bu düşünce hiçbir zaman tam anlamıyla operasyonel hale gelmedi.
Trump,
askerlerini doğrudan sahaya sürmeden İran üzerindeki baskıyı artırmak için Kürt
güçlerini, cazip bir araç olarak görüyordu. Bu yaklaşım, hızlı ve dramatik bir
tırmanış mantığıyla da uyumluydu. Doğu Kürdistanlı siyasi gruplar ise ABD ve
İsrail’den 1991 Güney Kürdistan modeli uçuşa yasak bölge koruması talep
ettiler. Ancak Trump yönetiminin Kürt kartıyla kurduğu temas kısa sürdü; büyük
ölçüde bu temas, Tahran’a yönelik retorik bir baskı sinyali vermekten ibaret
kaldı.
Kürt
hareketlerinin parçalı yapısı, ABD’ye yönelik tarihsel güvensizlik, Kürdistan
Bölgesel Yönetimi’nin ihtiyatlı tutumu, İran’ın hızlı ve sert karşılık verme
kapasitesi ve Türkiye’nin olası müdahalesi bu planın uygulanabilirliğini ciddi
biçimde sınırlandırdı. Bu koşullar altında Trump yönetimi söylem değişikliğine
giderek Kürt güçlerinin doğrudan savaşa girmesini istemediğini açıkladı.
Bu yaklaşımda
Türkiye’nin etkisi büyük olasılıkla belirleyici oldu. Ankara, sınırlarının
hemen ötesinde Kürt merkezli bir askerî stratejiyi kabul etmeyeceğini açık
biçimde ortaya koydu ve Erdoğan’ın bu tutumu doğrudan Trump’a ilettiği
bildirildi. Bu baskı dikkate değerdi; zira Kürt silahlı gruplarının korunması
ve güçlendirilmesi, Türkiye ile gerilimi tırmandırabilir ve Güney ile Rojava
Kürdistanı’nın ardından Ankara ile Washington arasında üçüncü bir bölgesel
krizi tetikleyebilirdi.
Yerel aktörler
üzerinden rejim değişikliği girişimlerinin temel sorunu, çoğu zaman dış
güçlerin öngördüğü siyasal sonucu üretmemesidir. Kürt gruplar Tahran’a karşı
direnmeye istekli olsalar da 1975 Cezayir Anlaşması, 2017 Güney Kürdistan
bağımsızlık referandumu ve Rojava deneyiminin açık biçimde gösterdiği üzere,
dış aktörlerin kriz anlarında Kürtleri sahaya sürüp ardından hızla terk etme
pratiği artık kronik bir hâle gelmiştir. Bu tarihsel tecrübe, Kürtlerin
“harcanabilir unsur” muamelesine maruz kaldığı gerçeğini pekiştirmekte ve
onları uluslararası aktörlerin kısa vadeli stratejik hesaplarına karşı daha
ihtiyatlı ve daha mesafeli bir tutum benimsemeye zorlamaktadır. Dolayısıyla
Kürt hareketlerinin tarihsel hafızası, dış güçlerin vaatlerine değil, bu vaatlerin
ardından gelen tekrar eden terk edilişlere odaklanan bir siyasal refleks
üretmektedir.
Sonuç itibarıyla,
İran’da rejim değişikliğine yönelik gerçekçi bir stratejinin ancak İran
muhalefetinin geniş bir koalisyon hâlinde ortak bir platformda
buluşturulmasıyla mümkün olabileceği açıktır. Bu platformun bileşenleri
arasında Kürt aktörler hem bölgesel konumları hem de tarihsel deneyimleri
nedeniyle kritik bir rol üstlenebilir. Ancak ABD’nin uzun süredir İran’da rejim
değişikliği fikrine mesafeli durması, bu tür bir stratejik mimarinin inşa
edilmesini sürekli olarak geciktiriyor ve Washington’un bölgesel politikalarını
tutarsız bir çizgiye mahkûm ediyor. Bu nedenle Kürtlerin potansiyel katkısı,
ancak ABD’nin kendi stratejik tereddütlerini aşarak bölgesel gerçekliklerle
uyumlu, bütünlüklü bir siyasal vizyon geliştirmesi hâlinde belirleyici bir
anlam kazanabilir.
X: @cetin_ceko
2026-08-02Herkes Biliyordu
2026-08-01Halkın Aklıyla Oynamayın
2026-07-31Üçüncü Dünya Savası’nın Eşiğinde Kürtler İçin Tarihi Fırsat
2026-07-28Öcalan Durmuyor: Rojava’dan Sonra Sırada Diaspora Var
2026-07-26Ziya Gökalp'in Yeni Şubesi ve Tarihin En Kapkara Şakası
2026-07-26Tuğçe Tatari ve “iliştirilmiş gazetecilik”
2026-07-24Eleştirilere ve Trol Saldırılarına Dair
2026-07-23Lozan'ın Gölgesinde Bir Asır, Kan ve Gözyaşı
2026-07-23İran’la Neden Barış Olmaz
2026-07-23Kürdün Evi Yanıyor, Öcalan Yumurtasını Pişirmenin Derdinde
2026-07-23İmralı'dan Geriye Kalan İki Mesaj
2026-06-20Kuzey Kürdistan'da Tek Seçenek:Ulusal Cephedir.
2026-07-19İran Rejiminin Kürt Politikası: Baskı, İdam ve Korku Siyaseti
2026-07-16Terörsüz Türkiye mi ya da sorunları yok sayan bir inkâr politikası mı?
2026-07-17İsviçre'de Kapalı Kapılar Ardındaki Bekleyiş
2026-07-07Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Acı…
2026-07-07Diasporada Kürt Toplumu ve Örgütlenmesine Dair... (4)
2026-07-07Demokratik Cumhuriyet mi, o da ne?
2026-07-06Baskı ile kurulan YNK-Yeni Nesil Hareketi İttifakı
2026-07-05Devletin Tabutuna Çivi Çakıp, Meclis Tutanaklarında Kaybolmak: Otonomi Yanılsaması